ÇOĞUNLUK HAKLI MIDIR?

ÇOĞUNLUK HAKLI MIDIR?

 

İnsanların birçoğunda haklı haksız, hak batıl, iman küfür ayırımı yapmaksızın çoğunluğa uyma, kalabalıklara tabi olmak, güçlünün yanında olma eğilimi vardır.

Çoğunluğun, kalabalık gurupların ve iktidar sahiplerinin görüşlerine muhalif sözler söylediğinizde

Bu kadar çok insan yanlış yolda ve hatalı olup bir sen mi haklısın sözlerine muhatap olursunuz.

Hatta haklı olduğunuz hususlarda deliller ortaya koyduğunuzda,

Ayeti kerimeler ve hadisi şerifler okuduğunuzda,

Çoğunluğa ve kalabalıklara uyan, güçlünün, yetki sahiplerinin yanında olan insanlar,

Sen; büyüğümüzden,

Ağabeyimizden,

Reisimizden,

Başkanımızdan daha iyi mi bileceksin deyip itiraz ederler.

Aklın yolu birdir derler.

Sizin okuduğunuz ayeti kerimeleri, hadisi şerifleri, ashabı kiramdan ve İslam büyüklerinden verdiğiniz örnekleri nazarı itibara almazlar.

Kale bile almazlar.

Çünkü güç sizde değil.

Çünkü siz yalnızsınız.

Çünkü siz azınlıksınız.

Çünkü onların gözünde güçlü olan haklıdır.

Çünkü onların gözünde çoğunluk haklıdır.

Çünkü onların gözünde güçlü olan haksızda olsa haklıdır.

Çünkü haksızlık yapsa da o güçlüdür.

Çünkü o haksızlık yapsa da çoğunluk onunla beraberdir.

Peki, işin hakikati nedir?

Gerçekten güçlü olan haklımıdır?

Gerçekten çoğunluk haklımıdır?

Gerçekten aklın yolu bir midir?

Veya hangi aklın yolu birdir?

Birey olarak biz, haksız ve batıl yolda olsalar da çoğunluğa mı uymalıyız?

Birey olarak biz, haksız olsada güçlünün yanında mı olmalıyız?

Çoğunluk putlara tapıyor diye insan hak bildiği inancını bırakıp puta mı tapmalıdır?

Güçlü ve kuvvetli olan insanlar yanlış ve batıl bir yola saptıklarında insan hak bildiği inancını bırakıp onlara mı uymalıdır?

Böyle bir davranış allah Teâlâ’dan başka “erbab”rabler edinmek olmazmı?

Böyle bir durumda Bana dokunmayan bin yaşasın deyip sessiz mi kalmalıdır?

Biz işin hakikatini kimden öğreneceğiz?

İşin doğrusunu nasıl tespit edeceğiz?

Ölçü ne olmalıdır?

Elbette ki işin aslı ve hakikati çoğunluğun ve kalabalıkların zan ettiği gibi değildir.

Elbette ki çoğunluk güçlü olsada her zaman haklı değildir.

Ancak haklı yalnızda olsa her zaman güçlüdür.

Şayet güçlü olanlar, gücünü haktan almayanlar haklı olsaydılar tarihte gücü elinde bulunduran nemrutların,

Firavunların,

Şeddadların,

Ebucehillerin haklı olmaları, onların karşısında tek başlarına hakkı savunan İbrahim, Musa ve diğer enbiya aleyhimüsselamın haksız olmaları icap ederdi.

Şayet her çoğunluk haklı olsaydı, şu an yeryüzünde yaşayan batıl üzere bulunan milyarlarca insanların haklı olmaları icap ederdi.

Şayet güçlü ve kuvvetli oldukları zan edilenler, haklı olsaydılar bu gün maddi ihtirasları uğrunda insanlara zulüm yapa bilen devletlerin ve milletlerin haklı olmaları icap ederdi.

allah sübhanehü kur’anı azimüşşanda geçmiş ümmetlerden bahs eden ayetlerde mealen onların ekserisi kâfir.

Onların ekserisi fasık.

Onların ekserisi akılsız.

Onların ekserisi imansız.

Onların ekserisi fasık.

Onların ekserisi şükür etmezlerdi. Buyuruyor.

Şayet azınlık haksız olsalardı Nuh aleyhisselam ve gemisine binen bir avuç Müslümanın haksız olmaları, gemiye binmeyip boğulan azap ve cezaya müstahak olan çoğunluğun haklı olmaları icap ederdi.

Halbu ise durum öyle değil.

Şayet azınlık haksız olsalardı, İsa aleyhisselam ve on bir havarisinin haksız olmaları icap ederdi.

Halbu ise durum öyle değil.

Şayet azınlık haksız olsalardı nebi aleyhisselam ve bir avuç muhacirini kiramın haksız olmaları icap ederdi.

Hal bu ise durum öyle değil.

Demek ki haklı olmak için çok olmaya gerek yok.

Demek ki haklı olmak için insanların gözünde güçlü olmaya gerek yok.

Zira nebi aleyhisselam bir hadisi şerifinde “din garip ve sahipsiz olarak ortaya çıktı.

Garip ve sahipsiz olarak avdet edecektir.

Benden sonra insanların bozup ifsad ettiklerini islah edip düzeltmek için gayret sarf edecek olan o gariplere müjdeler olsun.

O garipler ki onlar az insanlardır.

Onların düşmanları çoktur” Buyurmuştur.

Nitekim nice peygamberani izam gelmiş bazıları iki üç tane ümmet bula bilmişlerdir.

Hatta bazı peygamberanı izam bir ümmet dahi bulamamışlardır.

Ancak vazifelerini de ifa etmişlerdir.

Zira hidayet etmek ancak allah sübhanehüye aittir.

Ayeti kerimelerde

“Allah cc dileseydi hepinizi bir ümmet kılardı.”

“Allah cc dileseydi hepinize hidayet ederdi. Buyuruluyor.

Hakka tabi olan bir Mü’min haklı davasında tek başına kalsada kalabalıklardan ve çoğunluktan korkmamalıdır.

İnsanlar ne derler ne düşünürler endişesi içerisinde olmamalıdır.

Zira bir hadisi şerifte “acıda olsa hakkı söyle” buyuruldu.

Ayeti kerime dede” zalimlere, haksızlık yapanlara(kim olursa olsun) asla en küçük bir meyil ve yardımda bulunmayın.

Aksi takdirde ateş size dokunur ”buyuruluyor.

Yine bir ayeti kerime dede ”sizden kim dinden yüz çevirirse allah cc bir topluluk vücuda getirir ki allah cc onları sever onlarda allah cc yü severler.

Onlar kendi aralarında mütevazı fakat kâfirlere karşı şiddetli ve kuvvetlidirler.

Ayni zamanda onlar levm edenin levminden,

Kötüleyenlerin kötülemesinden de korkmazlar ”buyuruluyor.

 

Demek ki bir Mü’min hak bildiği ve inandığı davasında insanların, kalabalıkların, çoğunluğun, gücü elinde bulunduranların kötülemelerinden,

Mahalle baskılarından korkmamalıdır.

Tek başına da kalsa Mü’min hakkı savunmalı kimseden korkmamalıdır.

Zira bir ayeti celilede ”insanlar sizi öldürmek için bir araya gelmişler onlardan korkun denildiği zaman onların imanları ziyadeleşir” buyuruluyor.

Bir hadisi şerifte de “hakkı söylemeyen dilsiz şeytandır ”buyuruldu.

Şu halde Müslüman batıl üzere olan çoğunluğa değil,

Azınlıkta olsa hak üzere olanların yanında olmalıdır.

Batıl üzere bulunan güçlünün ve kuvvetlinin yanında değilde zayıf ve güçsüzde olsa,

Hatta mağlup görünse de hakkın ve haklının yanında olmalıdır.

Çünkü Güzel akıbet takva ehli olanlar içindir.

Sonunda kimin galip geleceğini allah cc bilir.

Galibiyet ve muvaffakiyet ancak allah cc ye aittir.

Nitekim bir ayeti kerime de mealen ”nice az topluluklar vardır ki allah cc nün izni ve yardımıyla birçok kalabalıklara galip geldi ”buyuruluyor.

Çoğunluğa va kalabalıklara güvenmek yerine kadiri mutlak olan allaah cc ye güvenmelidir.

Allah cc; Güvenenler ancak allah cc ye güvensinler. Buyuruyor.

Batıl yolda olan Kalabalıklar ile ve çoğunluk ile beraber olmak yerine bütün güç ve kuvvetin, mutlak kudretin yegâne sahibi olan allah cc ile beraber olmalıdır.

Hak, allah cc nün dediğidir.

Hak, nebi aleyhisselamın dediğidir.

Hak, edillei şeriyyeye dayanandır.

Hak, bilinir, hakka tabi olan insanlarında hak yolda oldukları bilinir.

Hakka tabi olmayan insanlar, kim olursa olsun. Hangi makamın,

Hangi gücün

Ve kuvvetin ve çokluğun sahibi bulunursa bulunsun, hakka tabi olmadıkları müddetçe asla haklı olmazlar.

Hatta hakka tabi olmadığı müddetçe yeryüzündeki bütün insanları peşine takıp sürükleseler

Kendilerini baş tacı etseler,

Dünyanın hâkimi olsalar bile asla ve kat’a haklı olamazlar.

Şu halde çoğunluğa ve çokluğa, güce ve güçlüye tapmamalı ve aldanmamalıdır.

Hakka tabi olmayan kalabalıklar ve çoğunluk sabun köpüğü gibidir.

Nemrudu bir sivrisineğin öldürdüğü unutulmamalıdır.

Firavnu bir yudum suyun boğduğu unutulmamalıdır.

Musa aleyhisselamın firavunun sarayında büyütüldüğü unutulmamalıdır.

İbrahim aleyhisselamı ateşin yakmadığı unutulmamalıdır.

İsmail aleyhisselamı bıçağın kesmediği unutulmamalıdır.

Hatemülenbiya Muhammed Mustafa s.a.v.in örümcek ağıyla korunduğu unutulmamalıdır.

Mutlak kudretin sahibi asla unutulmamalıdır.

Güçlü ve kuvvetli ancak allah cc. Dür.

Herşeye,

Her nesneye,

Her insana,

Her devlete,

Her güçlüye gücü veren ve istediğinde o gücü elinden alan mutlak gücün sahibi allah cc dür.

Nitekim allah cc. Bir ayeti kerimede mealen;

Mülkün,

Devletin,

Güç ve kudretin sahibi olan allahım.

Sen mülk ve devleti güç ve kudreti dilediğine verirsin.

Dilediğinden de alırsın.

Dilediğin kimseleri aziz kılarsın.

Dilediğin kimseleride zelil edersin.

Bütün hayr senin yedi kudretindedir.

Sen herşeye kadirsin. Buyuruyor.

Gücünü haktan almayanların gücü saman alevi gibidir.

Güçlüdür,

Kuvvetlidir,

Kalabalıktır,

Çoğunluktur diye zalimlerin, haksızların,

Adaletsizlerin,

Daha tüyü bitmemiş yetimlerin malını yiyenlerin,

Devletin,

Derneğin,

Vakfın malını zayi edenlerin, israf edenlerin, yanlarında olmamalıdır.

Sözüyle,

Kalemiyle,

Bedeniyle,

Duasıyla,

Maddesiyle,

Manasıyla onlara asla destek olmamalıdır.

Müslüman;

ukbasını,

ahiretini,

Dinini,

Diyanetini düşünerek adeta kılı kırk yararcasına şuurlu, basiretli olmalıdır.

Aksi takdirde ateş hem dünyada Hemde ukbada yakasına yapışır.

“Zalimin riştei ikbalini bir ah keser.

Rızka mani olanın rızkını allah keser.”

“alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste”

Bir hadisi şerifte mealen;

“kâfirde olsa mazlumun bedduasından korkunuz. Zira mazlum ile allah cc. Arasında perde yoktur. Buyuruldu.

Hazreti Ebu bekir efendimiz halife seçildiğinde “ben sizin en hayırlınız olmadığım halde başınıza vali ve idareci oldum.

Haklı olan zayıf olsada benim yanımda kuvvetlidir.

Haksız olan kuvvetli olsada benim yanımda zayıftır. Mealinde irad buyurduğu hutbesinde haklı olanın zayıf ve sahipsiz olsada kuvvetli olduğuna işaret buyurmuştur.

Çoğunluğa ve kalabalıklara sığınıp güvenenleri allah sübhanehü tekasür sürei celile sinde ikaz buyuruyor.

Tekasür;

Çok olmak,

Çoğalmak,

Kesret bulmak,

Çok sayıda olmakla, Birbiriyle övünmek,

Malları çok olmak,

Bir nesneyi çok görmek,

Çokluğa güvenmek,

Manalarına gelmektedir.

Bu manalara göre

Allah sübhanehü mealen şöyle buyuruyor;

Güç ve kuvvetin çoklukta ve kalabalıklar ile olduğunu düşünmek,

Etraf ve taraftarlarınızı çoğaltmak için haktan, adaletten ayrılmak,

Çokluğunuz ile iftihar edip öğünmek sizi meşgul etti.

Sizi aldattı.

Sizi helak etti.

Öyleki kalabalıklar ile iftihar ettiniz.

Öyleki çoğunluk elde ettik diye övündünüz.

Öyleki bu sebeple kibru gurura kapıldınız.

Öyleki çoğalmak için kabirleri dahi ziyaret ettiniz.

Öyleki bu haliniz kabirlere girinceye kadar devam etti.

Veya çokluğunuz ile iftihar etmek için kabirleri dahi ziyaret ettiniz.

Öyleki kabirleri dahi buna alet ettiniz.

Ancak;

”kella”

Hayır, İş Sizin zan ettiğiniz gibi değil.

Hayır, İş sizin düşündüğünüz gibi değil.

Hayır, İş sizin bildiğiniz gibi değil.

“sövfe ta’lemun”

İşin sizin zan ettiğiniz gibi olmadığını yakında bileceksiniz.

İşin sizin düşündüğünüz gibi olmadığını yakında bileceksiniz.

İşin sizin bildiğiniz gibi olmadığını yakında bileceksiniz.

“sümme kella”

Bundan sonrada hayır hakikaten iş sizin zan ettiğiniz gibi değil.

Bundan sonrada hayır hakikaten iş sizin düşündüğünüz gibi değil.

Bundan sonrada hayır hakikaten iş sizin bildiğiniz gibi değil.

“sovfe ta’lemun”

İşin sizin zan ettiğiniz gibi olmadığını yakında bileceksiniz.

İşin sizin düşündüğünüz gibi olmadığını yakında bileceksiniz.

İşin sizin bildiğiniz gibi olmadığını yakında bileceksiniz.

“kella”

Hayır, hakikaten İş sizin zan ettiğiniz gibi değil.

Hayır, hakikaten iş sizin düşündüğünüz gibi değil.

Hayır, hakikaten iş sizin bildiğiniz gibi değil.

“lev ta’lemune ilmel yakin”

Şayet siz işin hakikatinin sizin zan ettiğiniz gibi,

Düşündüğünüz gibi,

Bildiğiniz gibi olmadığını ilmel yakin “kesin olarak ”bilmiş olsaydınız!

Çokluğunuz ile övünmezdiniz.

Batıl yolda olan kalabalıklar ile beraber olmazdınız.

Batıl yolda olan güçlü lerin yanında olmazdınız.

Batıl yolda ittifak eden şer güçlerin yanında olmak için çırpınmazdınız.

İşin hakikati sizin düşündüğünüz ve bildiğiniz gibi olmayıp siz yanlış yaptığınız için,

Yemin olsun ki siz azgın ve kızgın ateşi muhakkak göreceksiniz.

Sonra yine siz o kızgın ve azgın ateşi (aynelyakin)gözünüzle muhakkak göreceksiniz.

Sonrada dünyada sahip olduğunuz, size allah cc. Tarafından meccanen ihsan buyurulan maddi ve manevi nimetlerden,

Kazançlarınızdan,

Geçirdiğiniz ömrünüzden,

Geride bıraktıklarınızdan o gün mutlaka sual olunacaksınız.

tekasür sürei celilesi

allah cc ayeti celilerde mealen;

“güvenenler ancak allah cc ye güvensinler”

mü’minler ancak allah cc ye güvensinler”

“sana ve mü’minlere allah cc yeter”

“onlar senden yüz çevirirlerse bana allah cc yeter.

Ondan başka mabudun bilhak yoktur.

Ondan başka kar ve zarar vere bilecek hiçbir güç ve kuvvet yoktur.

Ben ancak ona güvendim o muazzam arşın sahibidir de. ”buyurmaktadır.

Kalabalıklar ve çoğunluklar,

Güçlüler ve kuvvetliler,

Mülkün esas sahibini,

Gücün ve kuvvetin yegâne sahibini,

Dünya ve ahiretin melikini ve malikini mü’minlere asla unutturmamalıdır.

Mü’min basiretli olmalı, öteleri, ötelerin ötesini göre bilmelidir.

Mü’min bir avuç dünya menfaati için mutlak gücün sahibi olan allah cc yü unutmamalıdır.

Dinini dünyası uğrunda satmamalıdır.

Her yaptığı işte,

Her attığı adımda,

Her söylediği sözde, allah cc nün emrini ve rızasını gözetmelidir.

Aksi takdirde farkına varmadan dinini kayb ede bilir.

(Nitekim bir hadisi şerifte mealen;

Kim zenginliğinden dolayı, dünyevi bir menfaat için bir zengine tevazu gösterir ona karşı söz ve hareketleriyle eğilip bükülürse dininin üçte ikisi gider ”buyuruldu.)

Aksi takdirde allah cc ye kul olamaz.

Onun resulüne ümmet olamaz.

Aksi takdirde farkına varmadan

Nefsine,

Şeytana,

Şöhrete,

Makama,

Saltanata,

Mala mülke,

Zengine,

Makam sahiplerine,

Güçlü olan insanlara kul olmuş olur.

Aksi takdirde farkına varmadan allah cc den başka “erbab”rabler edinmiş olur.

İnsanları memnun etmek için allah cc nün emrini çiğneyenler,

İnsanları memnun etmek için allah cc yü darıltanlar,

Kalabalıkları etrafında toplamak için dininden, inancından taviz verenler,

Güçlü ve kuvvetli olabilmek için hakkı çiğneyenler,

Çok aldatıcı olan şeytanın tuzağına düşmüş allah cc den başka rabler edinmiş olur.

Bu hususta hatemül enbiya Muhammed Mustafa s.a.v. efendimizin;

”allahım bize hakkı hak olarak göster hakka tabi olmayı nasip et.

Batılı batıl olarak göster ondan sakınmayı nasip et. Duası bize takip edeceğimiz yolu göstermektedir.

Zira hakkı görmek ve bilmek yeterli değil ona tabi olmak lazımdır.

Batılı ve yanlışı görmek ve bilmek yeterli değil batıldan ve yanlışlardan sakınmak ve kaçınmak lazımdır.

Hidayete tabi olanlara

Hatalarına bakmaksızın bütün Müslümanları sevenlere,

Ehli kıbleye Kalbinde kin gütmeyenlere,

Allah için sevenlere,

Allah için kızanlara,

Selam olsun.

Allahım senden hayırlı işler yapmamı,

Kavli,

Fiili,

Kalbi her türlü kötülüğü bırakmamı,

Miskinleri sevmemi,

Seni sevmemi,

Seni sevenleri sevmemi,

Beni sana yaklaştıracak amelleri sevmemi senden istiyorum.

Allahım;

Kavli,

Kalbi,

Fiili,

Ameli yönden,

Sehven,

Kasten ve hata ile işlediğim bütün günahlarımın affını senden istiyorum.

Ergün telis