İNSANLIK DEVLETİ

( İNSANLIK DEVLETİ)

 

SÜLEYMAN HİLMİ TUNAHAN K.S.HAZRETLERİNİN MEKTUPLARINDAN

 

 

*Maddi vücudun aidiyyeti ve insanlık devleti

 

*Hakkımda izhar ettiğiniz asarı hub, memnuniyyeti mucibdir.

 

(sevgi ve muhabbetin neticesi olarak benim hakkımda beslediğiniz ve söylediğiniz şeyler memnuniyet vericidir)

 

*Fakat eğer benim hiç olduğumu bilseniz ihtimal her şeyden feragat edersiniz.

 

(ancak benim bir hiç olduğumu bilseniz muhtemelen o düşüncelerinizden vaz geçersiniz)

 

*Ben hakikatde mücrim, günahkâr, gafil, kâhil, kasır, zaif bir şahısım,

 

(Ben aslında ve haddi zatında mücrim, günahkâr, gafil, tembel, kusurlu ve zayıf bir kimseyim.)

 

*Eğer Mevla’nın sıfatı vücüd ve kayyaumiyyeti takdiri ezel mucibince bana taalluk etmese ve bu taalluk bir lemha inkıtaı pezir olsa derhal madumu-mahz vela şey’e-sırf olurum.

 

(şayet ezelde, takdiri ilahi icabı mevlai zül celalin beni yaratıp koruması bana taalluk etmeseydi,

Allahu zül celalin bu alakası

Bir an kesili verse, ben derhal yok olurum. Hiç olurum)

 

*Esasen mesbukuladem olanın bu taallukatı-halikı Teâlâ olmasa mevcudiyyeti arıza ile kıyam ve sebatınada ihtimal ve imkân mefkuddur.

 

(aslında allah subhanehünün var edip koruması olmasa daha önce yok olan bir şeyin kendiliğinden var olmasına, imkân ve ihtimalde yoktur.)

 

*İnsanların benim diye işaret ettikleri maddi vücud, anın mukavvimine racidir.

O mukavvim ruhdur.

Ruhun benim demeside anın halikine ve mukavimine aiddir.

 

(insanların “benim”diye işaret ettikleri maddi vücud, o vücuda kuvvet veren ruha racidir.

Yani insanların kendilerini ifade etmek için ”benim” diye işaret ettikleri şey bedene konuşma,

Duyma,

Görme,

Hareket etme gibi maddi ve manevi kuvvetleri veren ruhtur.

Ruhunda “benim”demesi, ruhun varlığı ve ruhun sahip olduğu maddi ve manevi kuvvetlerde, onları ruha veren ve o ruhu yaratan allah Teâlâ’ya aittir.)

 

 

*Andan başka mevcudu hakiki ve kayyumı hakiki yoktur.

 

(allah sübhanehüden başka gerçek varlık, muhafız ve koruyucu yoktur.

allah sübhanehüden başka bütün varlık âlemi fani olup yok olmaya mahkûmdur.)

 

 

*Gerek maddiyeti beşerin,

Gerek hakikati beşerin, sıfatı halikiyyet ve vücud ve kayyumiyyet taalluk etmezden evvel nasıl vucudı, taayyünı yok idiyse;

Aslı, hakikati adem ve la şey’i mahz idiyse;

Bu günde bu ademiyyeti asliyesine, bu hakikati sabitesine nazarla bizzat

vucudı,

taayyünı,

Sebatı,

Kıyamı yokdur.

La şey’i mahzdır.

Bu makamda “kanellahu velem yekün maahu şey’ün”

”vel, ane kema kane”haberindeki esrar ve maaniyi custcu gerekdir.

 

 

( insanın maddi yönüne ve manevi ve hakikat yönüne, allah subhanehünün yaratma ve onu muhafaza etme sıfatı taalluk etmezden önce

İnsanın varlığı söz konusu olmadığı gibi

Ve insanın aslı ve hakikati “adem “yokluk olduğu gibi, daha önceden var olmadığı gibi,

Bu günde ve şu andada asli yokluğuna ve hakikata nazarla insanın varlığı,

İnsan olarak tayin edilmesi,

İnsan olarak sabit olması,

Ve insan olarak kaim olmasıda yok hükmündedir.

Ve insan allah subhanehünün yaratma sıfatının taallukundan önceki safhada hiçbir şeydir.

Ona insan olma özelliğini ve güzelliğini bahş eden allah sübhanehüdür.

Bu makamda:

“allah sübhanehü var idi, onunla beraber hiçbir varlık yok idi.”

“ Şu andada ilk başta olduğu gibidir”

Sözlerindeki sırra ve esrarlı manaya inanmak ve sarılmak lazımdır.)

 

 

*işte: kendi hakikatini bu ulum ve fuhumı nazarıye ve akliye den, mertebei iykanı hakikiye çıkaran;

mesmuatı,

mahsusatı,

makulatı meşhudat dercesine iysal eden kimseler,

vucud ile adem arasındaki tebayünün mahiyyetini,

Amir ile nahinin,

vaad ile vaidin,

Dünya ile ahiretin,

halik ile mahlûkun,

abid ile mabudun meyanında olan esrar ve mübayeneti ve bu umurı mütezadde ve mütehalifeden münbais hayret ve izdırabı hal ve te’life muvaffak ve muktedir olurlar.

 

 

( kendi hakikatini bu akli ve nazari ilimlerden ve manalardan, kesin olan hakikatlere çıkaran kimseler:

İşitilen,

His edilen,

Ve düşünülen şeyleri gözle görülmüş mertebesine ulaştıran kimseler varlık ile yokluğun arasındaki zıtlığın mahiyyet ve hakikatini,

Emir ile yasakların,

Cennet ile cehennemin,

Dünya ile ahiretin,

Yaradan halik ile yaradılan mahlûkun,

İbadet eden abid ile ibadet edilen mabudun arasında olan incelikleri ve zıtlıkları ve birbirine zıt ve ters olan bu işlerden meydana gelen hayret, izdırap ve değişiklikleri çözmeye ve bir araya getirmeye kadir ve muvaffak olurlar.)

 

 

*bu tevfik ancak fenadan ve bekadan sonra elverir ki:

İnsan artık bu zamanda insan olur, insanlığı anlar. Eger bir ferd bu devlete nail olmadan bu âlemden giderse insanlığı heder etmiş demekdir.

 

 

(yukarıda anlatılan işlere vakıf olmaya muvaffak olmak ise ancak “fena” ve beka” makamlarına ulaştıktan sonra mümkün olur.

İnsan ancak bu duruma geldikten sonra insan olur.

İnsan ancak bu makama geldikten sonra insanlığı anlar.

Eğer bir kişi şu anlatılan devlete ve nimete nail ve sahip olmadan bu dünya âleminden giderse insanlığı heder etmiş, boşuna geçirmiş ve israf etmiş demektir.)

 

*cenabı Mevla kendi kendimizi heder etmeden bu âlemi fenadan âlemi bekaya naklimizi tevfiki tam iyta buyursun… Âmin

 

(allah sübhanehü kendi kendimizi heder ve israf etmeden, bu fani dünya âleminden baki ve ebedi olan ahiret âlemine göç etmeye bizleri tam manasıyla muvaffak kılsın.)

 

 

*Ben arkadaşlarımın-kendimle beraber-iyilikleri içun,

Rızayı pakı hüdaya nailiyetleri içun ed’iyeden mesaiden hali kalmıyorum.

Elimden geleni yapmağa çalışıyorum.

Bu derd benden münfek olmayan bir emirdir.

 

 

(ben kendimle beraber arkadaşlarımın maddi ve manevi iyilikleri için,

allah subhanehünün rızasına nail ve mazhar olmaları için, dua etmeye devam ediyorum.

Elimden geleni yapmaya çalışıyorum.

Bu derd benden hiç ayrılmayan bir durumdur.)

 

 

*Allahu zül celal vel ikram büyüktür.

Bizim zillet ve meskenet ve bi çareliğimize inşaallah rahm eder.

Zira o kendisine bir ziraa takarrub edene,

On,

Yüz,

Bin,

Yüz bin,

Yüz milyon zira’ rahmet, mağfiret, kerem ve inayetle takarrub eyler.

 

(Allahu zül celal vel ikram büyüktür.

Bizim zillet, meskenet ve çaresizliğimize inşa allah merhamet eder.

Bize rahmetiyle muamele eder.

Çünkü allah sübhanehü kendisine bir “zira’ ”yani bir karış, bir adım, bir kulaç miktarı yaklaşan kullarına

On,

Yüz,

Bin,

Yüz bin,

Yüz milyon katı daha fazla rahmet, mağfiret, kerem ve inayetiyle yaklaşır.)

 

*el verir ki hakiki tariki takarrubda bir adım ona teveccüh ve takarrub hareketi ibraz oluna.

 

 

(yeter ki allah sübhanehü ye yaklaşma yolunda ona doğru bir adım atılsın. ona yönelme hareketinde bulunulsun.)

 

*Talebi hararet ve atş büyük olmak lazımdır.

Harereti taleble talibin dili yüz fersah kadar olsun ağzından dışarı sarkmış bulunmak gerekdir.

Deryayı abı hayatı bulunca dalmak,

Deryayı içmeğe azim ve kıyam göstermek muktezidir.

Böyle olmazsa ele geçen çok az ve naçiz olur.

 

 

(Manevi susuzluk ve hararet çok olmalı, istek ve talep büyük olmalıdır.

Talibin harareti ve isteği öyle olmalıdır ki; susuzluktan âdete dili yüz fersah kadar ağzından dışarı sarkmalıdır.

Abı hayat deryasını buluncada ona dalmak ve o deryayı içmek için azimli ve gayretli olmak icap eder.

Eğer böyle olmazsa ele geçen, ele geçmesi gerekenden çok az ve düşük olur.)

 

*uluvvı himmet Muktazai imandandır.

 

(büyük düşünmek imanın gereğidir. İmanlı kimse büyük düşünür)

 

*za’fı beşeriye bakarak korkmamak ele bir şey geçmez diye büyük şeyler talebinden ferağat etmemek her şeyin en ali ve azimini istemek lazımdır.

 

(beşeri zayıflığımıza bakarak korkmamalı,

Bu halimizle elimize bir şey geçmez diye büyük şeyleri istemekten vaz geçmemelidir.

Her şeyin en iyisini, en büyüğünü, en yükseğini istemek lazımdır.)

 

 

*allah büyükdür.

Öyle büyük ki:

Anın büyüklüğü tasavvurdan,

İrfanı beşere sığmaktan münezzeh ve mukaddesdir.

 

 

(Allahu zül celal öyle büyüktür ki onun büyüklüğü insanların düşüncesine ve irfanına sığmaz.)

 

 

*o halde, böyle büyükden, beşer ne kadar büyük bir şey isterse anın indinde bir zerre teşkil etmez.

 

 

(öyle ise büyüklüğü insanların irfan ve idrakinden münezzeh olan allah Teâlâ’dan, insan ne kadar büyük şeyler isterse istesin insanın gözünde büyüttüğü o şeyler allah Teâlâ’nın yanında bir zerre bile teşkil etmez.)

 

 

Mektuplar ve mesaili mühimme sayfa 78