NEFSİ EMMARE

NEFSİ EMMARE

SÜLEYMAN HİLMİ TUNAHAN KADDESALLALÜ SİRREHÜL AZİZ

HAZRETLERİ

BİR MEKTUBUNDA NEFSİ EMMAREYİ

ŞÖYLE ANLATIYOR

 

*Nefsi emmare ve ittihamı nefsi

 

*Allah yolunda, allah için hürmet kârlık ve tazim kârlık vardır.

(allah yolunda allah için hürmet etmek saygı ve tazim göstermek vardır)

 

*bunun mutedilane istimali lazımdır.

(bu Hürmet, saygı ve tazimin ölçülü kullanılması lazımdır)

 

*ayni zamanda ittihamı nefse taalluk eden hususat ve ifadatta da hakiki vaz’iyyeti tecavüz etmemek evladır.

(bununla beraber nefsi itham etmekle alakalı hususlarda ve ifadelerde de işin hakikati hakkında ölçüyü ve sınırı aşmamak daha evla ve daha uygundur)

 

*tasfiye ve tezkiye yolunda talibi hak ve hakikatin nefsini bedlikle anlaması ve onu daima müttehem kılması kadar nafi bir hal yoktur.

(nefsini tasfiye ve tezkiye, kötü huylarından arındırma yolunda olan hak ve hakikat yolcusunun, nefisin kötü görmesi, onu daima itham etmesi ve suçlaması kadar faideli ve menfaatli bir hal yoktur)

 

*bu hal cari ve hâkim olunca sülük ziyade kolaylaşır.

(ahiret yolcusu, nefsini devamlı suçlayıp kendisinde bu manevi hal hâkim olunca seyru sülük yani manevi makam ve dercelere ulaşmak ve kavuşmak çok kolaylaşır)

 

*nefsiemmare bir taraftan en fena ve şerir bir mahlûktur.

(nefsi emmare, emmarelikte devam ettiği takdirde çok fena ve kötü, şerli bir mahlûktur)

 

*badettasfiye vettezkiye en ala ve ekmel bir mahlukı kudsi olur.

(nefsi emmare tasfiye ve tezkiye edilip kötü huylarından arındırılırsa, en a’la ve ekmel, kudsi ve güzel bir mahlûk olur)

 

*emmarelikte iken, fenalıkta, şeraretde bir derecede bulunur ki:

(nefsi emmarelik te iken fenalıkta ve kötülükte şerli olmakta öyle bir derecede bulunur ki)

 

*bu haliyle her kesi kendinin mahkümü, kendi herkesin hâkimi olmasını ister.

(nefs tasfiye ve tezkiye edilmemiş halinde emmare makamında iken herkesi kendisine mahküm, kendide herkese hâkim olmasını ister)

 

*herkesin kendine muhabbet etmesini, kendinin kimseye muhabbetle mukayyed olmamasına taliptir.

(nefs emmare halinde iken herkesin kendini sevmesini fakat kendini kimseyi sevmekle sorumlu olmamayı ister)

 

*herkesin kendine muhtaç olmasını, kendinin kimseye muhtaç olmaması maksududur.

(nefs emmare halinde iken herkesin kendisine muhtaç olmasını fakat kendisinin kimseye muhtaç olmamasını ister)

 

*hatta: herkesin kendine ibadet etmesini, kendinin allahı mabud ittihaz etmemesi daiyesindedir.

(hatta: nefs emmare halinde iken herkesin kendisine kul, köle olmasını, herkesin kendisine ibadet etmesini,

Kendisinin ise allah sübhanehüyü mabud edinmemesi iddiasında ve davasında olur)

 

*yine bu cibilliyeti, şerarette bir mertebede dir ki: mevlai müteal ile şirkete bile razi değildir.

(bu nefs emmare makamında iken kötülükte ve şerde öyle bir mertebede öyle bir zihniyette dir ki; allah sübhanehü ile ortaklığa bile razı olmaz)

 

*zatı akdesi ilahinin bile kendine mahküm olmasını isteyicidir.

(bu nefs emmare halinde olduğu zaman allah subhanehünün bile kendisine mahkûm olmasını isteyecek kadar kötüdür)

 

*onun bu hali davayı ulûhiyetten başka bir şey değildir.

(nefs emmare makamında olduğu zaman nefsin yukarıda anlatılan istekleri ilahlık davasında bulunmaktan başka bir şey değildir)

 

*nefsi emmarelikte bulunanların halatı maneviyeleri şuuri, şuursuz işte böyledir)

(nefsi emmare makamında bulunanların manevi halleri, şuurlu ve ya şuursuz, bilinçli veya bilinçsiz böyledir)

 

*fakat bu umura şuur, gafletin ve cehaletin gilzatı sebebiyle batın gözü ve idraki meftuh olmayanlar için mümkünsiz gibidir.

(ancak ağır gaflet ve cehalet sebebiyle kalp gözü açık olmayanların,

İdrak ve anlayışı tam olmayanların bu işin farkında olmaları imkânsız gibidir)

 

*onun için mevlai müteal hadisi kudsisinde “adi nefseke fe inneha intasabat bimuadati”buyurmuştur ki:

Meali; nefsine adavette ol. Zira o benim adavetime nasbı nefs etmiştir, demektir.

(meali. Nefsine düşmanlık yap çünkü o bana düşmanlık yapmak için benin karşıma dikilmiştir)

 

*Şu halde:

Nefsine, onun iştihalarına, hevalarına tabi olan, Mevla’nın emirlerine, rızalarına asidir.

(şu halde nefsinin arzularına onun isteklerine uyan kimse

allah subhanehünün emirlerine

allah subhanehünün rızasına isyan etmiş olur)

 

*nefsi ile beraber olan onunla allaha adavettedir.

allaha adavette onun nasırıdır.

(nefsiyle nefsinin istekleriyle beraber olan onunla allah sübhanehüye düşmanlık yapmaktadır.

Nefsine uyan kimse allah c.c. Düşmanlık yapmakta nefsine yardım etmektedir)

 

*nefsine muhalefet ise allaha ve emrine itaattir. Ona adavettir, ademi nusrattir.

(nefse muhalefet etmek allah sübhanehüye ve onun emirlerine itaat etmektir. Nefsine düşmanlık yapmaktır.

allah c.c. düşmanlık yapan nefsine yardım etmemektir)

 

*böyle bir kimse elbette allahla beraberdir.

Allah ta onunladır.

O mevlaya dostluk yolundadır.

 

*Hubbu mevlaya mahal ve mevrid olacak mevkidedir.

(o nefsine muhalefet eden kimse allah c.c.sevgisine mazhar olacak mevkidedir)

 

*Şüphesiz dostanı hüdadan olacaktır.

(şüphesiz o nefsine muhalefet eden kimse allah c.c. dostlarından olacaktır)

 

*imdi: nefse muvafakatin nasıl bir felaketi ebediyyeye müncer olacağını,

Ona muhalefetin ne derce saadeti sermediyye hâsıl edeceğini teemmül eylemek lazımdır.

(şu halde nefse uymanın insanı nasıl ebedi bir felakete sürükleyeceğini,

Nefse muhalefet etmeninde ne büyük ebedi bir saadeti elde etmeye sebep olacağını iyi düşünmek lazımdır)

 

*onun için: şahülkül nakşibend, hâce bahaaddin Muhammed hazretleri: ”ben allaha en akrab bir yol buldum. Oda nefsin şeraretini anlayarak daima ona muhalefettir ”buyurdular.

(nefse uymak insanı ebedi bir felakete sürüklediği için,

Nefse muhalefet etmek ise ebedi saadeti elde etmeye vesile olacağı içindir ki: şahülkül nakşbend hâce bahaaddin Muhammed hazretleri ”ben allaha ulaştıran en yakın ve en kolay bir yol buldum.

Oda nefsin kötülüğünü anlayıp daima ona muhalefet etmektir ”buyurdular)

 

*yine müşarün ileyh: nefsini firavundan a’la gören bu yolda vasılı hakikat olamaz. Buyurmuşlardır.

(yine şahülkül Muhammed bahaaddin hazretleri: nefsini firavundan bile üstün gören kimse bu yolda hakikate ulaşamaz)burmuşlardır)

 

*bu sözler uzun şerhe ve izaha muhtaçtır.

 

*malumdur ki: masumiyet Peygamberlere mahsur,

mahfuziyet de mü’minlere maksurdur.

Nübüvvete taalluk eden umurda kat’iyyet vardır.

Velayete terettüp eden umurda zan vardır.

(blinsinsin ki masumiyet yani hata ve günah işlememek sadece peygamberlere aittir.

Mahfuziyet yani günahlardan korunmak mü’minlerle mahdud ve sınırlıdır)

*Hatime; allah bildirmedikçe herkese meçhuldür.

İmanada küfrede müncer olması muhtemeldir.

(son nefes de insanın akıbetini allah sübhanehü bildirmedikçe kimse bilemez.

Son nefes, imanla da sonlana bilir, küfürle de sonlana bilir. Bunu allah sübhanehüden ve onun bildirdiği kimselerden başka kimse bilemez)

 

*İş böyle olunca firavunla karşılaşmak nasıl olur?

 

*Peygamberlerin ma adasının hatimesi meçhuldür. Elde vahiy yoktur.

(peygamberler den başka herkesin son anı meçhul olup iman üzere mi? Küfür üzere mi? Öleceği bilinmez)

 

 

*İlham ve keşif sahibinden ma adasına hüccet olmaz.

Hatta kendisine de, yukarıdaki kaide mucibince ve hatime itibariyle hüccet değildir.

(ilham ve keşif, kalbe gelen mana ve düşünceler sahibinden başka kimseye delil olamaz. Hatta yukarıda anlatılan kaideye göre, sahibi için bile hatime ve son nefesi nasıl teslim edeceği hususunda hüccet ve delil olmaz)

 

 

*Bu takdirde hatime hususunda daima lerzan olmak lazımdır.

(bu durumda son nefesi nasıl teslim edeceği hakkında endişe ve korku üzere olmak lazımdır)

 

*Allaha iltica, firar eylemek muktezidir.

(son nefes hakkında allah sübhanehüye iltica etmek ve ona sığınmak icab eder)

 

 

*Havf ile reca beyninde bulunmak eslem ve ahkem ahvaldir.

(son nefes ile alakalı ümitle korku arasında bulunmak en doğru ve en salim yoldur)

 

*Vazifei ubudiyet ve abdiyeti yerine getirerek tasarrufatı gaybiye münkad olmak gerektir.

(kulluk vazifelerini yerine getirerek allah subhanehünün gaybi tasarruflarına bağlı olmak lazımdır)

 

 

*Emnin, ye’sin ifrat ve tefrit cereyanlarına kapılmak kendini perişan eylemektir.

Tedbirsiz, faidesiz bir haldir.

(son nefes ile alakalı kendini emniyette görmek gibi ifrata veya tamamen ümidini keserek tefrit cereyanlarına kapılmak kendini perişan eylemek olur ki bu tedbirsiz ve faidesiz bir durumdur)

 

*bu umur nefsin yüzüne çarpılırsa onu soluğu münkesir olur.

Tasallutu kırılır.

Tasarrufu duçarı zaaf olur.

(durumun böyle olduğu yani son nefesin kesin olmadığı nefsin yüzüne çarpılırsa onun soluğu kesilir kendini emniyet üzere görme ve sahibine musallat olma düşüncesi kırılır, sahibi üzerinde menfi ve olumsuz tasarrufları zaafa uğrar nefs kuvvetini kayb eder)

 

 

*Bunun derecesiyle mütenasiben hürriyet artar.

(nefsin derecesine uygun olarak sahibi nefsin esaretinden kurtulup hürriyeti artar)

 

*Mevla’ya karşı ibadet ve ubudiyet başlar.

Fadl ve tevfiki Mevla ile sıfatı merdüdesi giderek, sıfatı marzıye ile ittisaf eder.

(allah subhanehünün fazlı, lütfu ve muvaffak kılmasıyla üzerinden kötü sıfatları gidip allah Teâlâ’nın razı olduğu sıfatlar ile vasıflanır.

Ve sadece allah sübhanehüye ibadet etmeye ve sadece ona kulluk yapmaya başlar)

 

*İtminan emareleri yüz gösterir.

(bu durumda nefs de mutmainne olma alametleri ortaya çıkmaya başlar)

 

*Şerefi ubudiyet ve abdiyeti gayri mütezelzile tahakkuk eder.

( sadece allah sübhanehüye ibadet etmeye başlayınca o şahısta kul olma şerefi ve sarsılmayan bir kulluk mertebesi tahakkuk eder)

 

*Ölmeden evvel ölmüş, bade ha mürde olmamak üzere dirilmiş olur.

(böyle olan nefs bu dünyada, ölmeden önce ölmüş olur. Her türlü kötülükten uzak olur. Bir daha ölmemek üzere de dirilmiş olur ebedi bir hayata nail ve mazhar olur.

 

*Bu bir fazlı ilahidir ki: beyanatı mesuka dairesinde harekete muvaffak kılınanlar hakkında cari ve müstahak olur.

(bu durum allah subhanehünün bir lütfu ve fazlıdır ki anlatıldığı şekilde hareket etmeye muvaffak kılınanlara layık ve müstahak olur)

 

 

*Allah Teâlâ bütün talipleri bu hakikatle tahakkuka, mahzı fazlıyla tevfiki kâmil ata ve inayet buyursun. Âmin

(allah sübhanehü mahza lütfu ve fazlıyla bütün talipleri bu anlatılan hakikatlere muvaffak kılsın.

Bütün taliplere kâmil manada ihsanda bulunsun.

Taliplerin hepsine kâmil manada inayet ve yardım etsin)

 

Mektuplar ve mesaili mühimme sayfa 69