İFRAT, TEFRİT VE İTİDAL

İFRAT, TEFRİT VE İTİDAL

Yaşadığımız şu devirde haber spikerlerinden yorumculara,

Siyasetçilerden, ilahiyatçılara,

Diyetisyenlerden, doktorlara,

Aşçılardan hocalara,

Müteahhitlerden inşaatçılara varıncaya kadar nerede ise herkes yaptıkları işlerde ifrat ve tefrite düşmektedir.

Haberleri dinleyenlere dünya zindan olmaya başlamakta,

Siyasetçileri dinleyenler, Türkiye batıyor düşüncesine kapılmakta,

Diyetisyen ve doktorları dinleyenler ha şimdi öldüm demeye,

Müteahhit ve inşaatçılara muhatap olanlar ben ebediyyen ev sahibi olamam düşüncesine,

Aşçıları dinleyenler bundan sonra biz aç kalırız bu paralar ile yemek yapamayız düşüncesine kapılmaktadırlar.

Hele de hocaları dinleyenlerin kafaları iyice karışıp hangi hocaya inanacağını şaşırmaktadır.

İstisnalar hariç nerede ise Herkes haddini aşmaktadır.

Allah sübhanehü ayetinde “şüphesiz allah haddi aşanları sevmez”

“Yiyin için fakat israf etmeyin çünkü allah israf edenleri sevmez ”diyerek

Doyuncaya kadar yiyip içmenin itidal olduğunu fazlasının ise ifrat, israf ve haddi aşmak olduğunu israf edip haddi aşanları allah subhanehünün sevmeyeceğini beyan buyurmaktadır.

Her şeyin kâfi olanı karar, çoğu zarardır.

Şu halde ifrat ve tefritten sakınmalı bilhassa dini mevzularda itidal yolunu tutmalıdır.

Zira allah sübhanehü “adalet ve itidali emir “buyuruyor.

Nebi aleyhisselam geceleri sabaha kadar ibadet eden, her gün oruç tutan ebudderda hazretlerine: ya ebedderda nefsinin senin üzerinde hakkı vardır.

Eşinin senin üzerinde hakkı vardır.

Komşularının senin üzerinde hakları vardır.

Bir gün oruç tut bir gün ye.

Bir miktar uyu sonra kalk ibadetini yap buyurarak ibadette dahi ifratı yasaklamış itidali tavsiye buyurmuştur.

Başka bir hadisi şerifte de “nefsin senin bineğindir. Sen ona rıfk ile muamele et ”buyurmuştur.

İfrat: havuz, etrafından su taşıncaya kadar doldurmak,

Suyu taşırmak,

Aşırı yük yüklemek,

Bir şeyi aşırı öğmek,

Bir şeyi abartmak,

Bir söz ve işte haddi aşmak,

Bir söz ve işte aşırıya gitmek,

İfrata kaçmak manalarına gelir.

Tefrit: bir şeyi haddinden eksik yapmak,

Bir işte kusur etmek,

acziyyetten dolayı bir nesneyi mahv edip kayb etmek demektir.

İtidal: iki hal arasında orta yol demektir.

Hem ifrattan Hemde tefritten uzak olmak. Olması icab ettiği gibi olmak,

Sıcak ile soğuk arasında ılımlı bir hal, demektir.

Çok sıcak olup terletmeyen, çok soğuk olup üşütmeyen, mutedil bir ortam demektir.

İtidal: istenilen hududu aşmamak, ondan geride kalmamak demektir.

İtidal: sıratı müstakim üzere devam etmektir.

Sıratı müstakim ise dini celili islamdır.

Dini celili islamda eğrilik, aşırılık, ifrat ve tefrit yoktur.

Dini celili islamı iyi anlayıp inanan kimse sapıtmaz, şaşırmaz, tereddüde düşmez.

İtidal: zahiren ve Batınen hem kalp Hemde bedenin uzuvlarıyla allah sübhanehüye itaat etmeye ve onun emirlerine boyun eğmeye devam etmekle beraber, günahların, küçüğünden, büyüğünden, gizlisinden aşikârından uzak durmakla olur.

İtidal: insanlarla olan münasebetlerde insanlara kolaylık göstermek ve onlara merhamet etmekle olur.

Öyleki insanlara kolaylık göstermek, dini celili islamda en büyük maksat ve gayelerdendir.

Zira allah sübhanehü: allah size kolaylık murad ediyor.

Size zorluk murad etmiyor”. Bakara 85

*allah sizi af edip cennetine koymak istiyor şehvetlerine tabi olanlar ise büyük ölçüde sizin onlara meyl etmenizi istiyorlar.

allah sizden hafifletmek istiyor zira insan zayıf yaratıldı buyuruyor. Nisa 27-28

İslamda insanlarının gücünün yetmeyeceği mükellefiyetler yoktur.

Dolayısı ile bir kimsenin allah subhanehünün helal kıldığı şeyleri kendisine haram kılması caiz değildir.

Ayni şekilde allah subhanehünün haram kıldığı şeyleride helal kılması caiz değildir.

Helal ve haram hususlarında hüküm ancak allah sübhanehüye aittir.

Kişinin kendisi için istediği şeyleri Müslüman kardeşleri içinde istemesi hatta bütün insanlığın menfaati için hayır ve hidayet temennisinde bulunması imanın kemalatındandır.

Şu halde kendisi için cennet isteyen, Mü’min kardeşleri için hatta bütün insan lar içinde cenneti istemeli insanlığın hidayeti için çalışmalı onun için dua etmelidir.

Zira “allah sübhanehü bütün kullarını selam diyarı olan cennete davet buyuruyor.”

Öyle ise itidal:1450 senedir ifrat ve tefritten uzak olarak itidal üzere bize kadar ulaşmış olan ehlisünnet velcemaat inancına sahip olmak demektir.

*Ümmetin dünyevi ve uhrevi selameti ve saadeti ancak ehlisünnet yoludur.

*Ehlisünnet yolu: hatemülenbiya Muhammed Mustafa sallallahü aleyhi vesellemin,

Ashabı kiramın,

eimmei müçtehidinin,

İmamı azam,

İmamı Şafii,

İmamı malik,

İmamı Hanbel ve onların çizgisinde giden selefi salihin efendilerimizin yoludur.

*Ehlisünnet yolu:

İmamı Gazalilerin,

cüneydi bağdadilerin,

İmamı rabbanilerin,

Hacı bayramı velilerin,

Ak Şemsettinlerin,

mahmud Hüdailerin,

Şahı Nakşibendilerin,

abdulkadirigeylanilerin,

Mustafa Sabri,

Muhammed zahit kevseri,

Elmalı Hamdi,

Hamdi Aksekilerin

Ömer Nasuhilerin,

Abdülhakimi arvasi lerin

Süleyman Hilmi Tunahanların ve buraya isimleri sığmayacak kadar çok İslam âlimlerinin yoludur.

rahmetullahi aleyhim rahmeten vasia.

İtidal yolu olan ehlisünnet velcemaat yolundan ayrı olanlar, onlardan ayrı düşünenler, onları tasvip etmeyenler, onları benimsemeyenler, kim olursa olsun, hangi makamın sahibi bulunursa bulunsun, unvanı ne olursa olsun kimisi ifrattadır kimisi tefrittedir.

Onlar hem dal Hemde mudildir.

Onlar sıratı müstakimden ayrılmışlardır.

Onlar yanlış ve çıkmaz yollara girmişlerdir.

Onlar nefs ve şeytanlarına uymuşlardır.

Onlar ayeti kerimeleri kendi hevai heveslerine göre te’vil etmektedirler.

Onlar kütübü sitte deki hadisi şerifleri inkâr etmektedirler.

Onlar şairin dediği gibi ”nice doğru sözleri ayıplayanlar vardır ki onların afeti yanlış anlamaktandır.”

Onlar kendilerini, geçmiş İslam âlimlerinden üstün görmektedirler.

Onlar hadisi şeriflerdeki ince manaları anlayamayınca bunlar, uydurulmuş hadislerdir bize Kur’an yeter demektedirler.

Onlar kabir azabını inkâr ediyorlar.

Onlar şefaat yoktur diyorlar.

Onlar hac ibadeti senenin her ayında yapıla bilir. Çünkü izdiham oluyor deyip içtihat yaptıklarını zan ediyorlar. Fakat onların kıt akılları, bu sözleriyle hac ayetlerini ve hac “arefe” dir hadisi şerifini inkâr ettiklerine ermiyor.

Dolayısı ile 1450 senelik İslam geleneğine inanmadıkları için ayeti kerimeleri ve hadisi şerifleri inkâr etmenin vahametinede inanmıyorlar.

Onlar oruç ibadetini illa ramazanda tutmak şart değildir. Arapların dokuzuncu ayında tutacağımıza kendi takvimimizin dokuzuncu ayında, yani günlerin serin ve kısa olduğu zamanlarda tutalım diyorlar.

Arapların dokuzuncu ayı dedikleri ramazanı şerif ayının bizzat allah sübhanehü tarafından tayin edildiğini ve isimlendirildiğini anlayamıyorlar. Böylelikle hac, kurban ve Hemde ramazanın yerini değiştirip dinde değişiklik yapmak istiyorlar.

Onların allah sübhanehüden korkmadıkları kesin.

Müslümanlardan biraz çekiniyorlar.

Ancak ehlisünnet Müslümanları bu aymazlığa devam ederlerse onların daha çok zırvalayacaklarından hiç şüphe yoktur.

Zira cum ’anın gelişi perşembeden bellidir.

Onlar tarikat ve tasavvufu inkâr ediyorlar.

Onlar bir allah dostuna kalben bağlanmak ve onu kalben sevmek manasına gelen rabıtayı şirk sayıyorlar.

Böylece bir birlerinizi sevmedikçe Mü’min olamazsınız ”hadisi şerifini inkâr ediyorlar.

Onlar evliya diye bir şey yok. hepimiz evliyayız diyorlar.

Onlar kerameti inkâr ediyorlar.

Bunu yaparlarken neml süresinde Süleyman aleyhisselamın vezirlerinden Asıf bin berhiyanın belkısin tahtını getirdiğini anlatan ayeti inkâr ettiklerinin farkında olmuyorlar.

Onlar mucize diye bir şey yok onlar bir temsil ve hikâyeden ve varsayımdan, bir tasvirden ibarettir diyorlar.

Ne yazık ki ayeti kerimeleri müfessirini izamdan ayrı kendi kafalarına göre tefsir edip “kim kur’anı kendi görüşüne göre tefsir ederse kesin kâfir olur ”hadisi şerifine muhatap olmayı göze alıyorlar.

Onlar kurbanıda inkâr ediyorlar.

Onlar günün birinde daha neleri inkâr edecekler?

Allah sübhanehü onlara fırsat vermesin.

Ehlisünnet mensuplarına da gayret, basiret ve ehlisünnete hizmet nasip etsin.

Aksi takdirde kendilerini allame zan eden bu Gafiller, bilemediklerinden veya bildikleri halde inanmadıklarından, Müslümanların, bilhassa gençliğin kafalarını karıştırıp onları islamdan soğutmak gibi kötü maksatlarla, herkes kur’anı okuyup Kur’an’dan hüküm çıkara bilir.

Aptes almayı öğrenmek için Kur’an yeter başka şeye gerek yok.

Sadece elini, yüzünü, yıka başına ve ayaklarına da mesh et al sana kolay bir aptes niye bir sürü sünnetleriyle uğraşacaksın.

Bize Kur’an yeter deyip Kur’an Müslümanlığı ismi altında 1450 senelik İslam geleneğimizin haricinde yeni bir İslam modeli ortaya koymaya çalışıyorlar.

Uzundur diyerek leyleğin gagasını, ayaklarını, boynunu kesip onu bir kuşa benzetmeye çalışıyorlar.

Ehlisünnet dışı yanlış yorumların neticesinde, ne yazık ki allah Teâlâ ile görüştüğünü iddia edenden,

Her gün peygamber aleyhisselam ve Cebrail aleyhisselam ile toplantı yaptığını söyleyen,

allah adına adam kesen,

Vatana, Dini celili islama ve Müslümanlara ihanet eden,

Dini celili islamı kendi sapık emellerine alet eden,

Din ticareti yapan fakat İslam namına hareket ettiklerinide söyleyen,

Dünyevi Bir takım makamlara ve yerlere gelmek gibi süfli menfaatler için dini celili islamı basamak yapan,

İrili ufaklı, sayısızca gurupların oluştuğuna şahit olunmaktadır.

Bir taraftanda “şeyh uçmaz müritler uçurur ”atasözünde anlatıldığı üzere ifrata düşüp şeyhlerini,

abilerini,

Büyüklerini,

Reislerini yüceltmekte aşırıya giderek, hiristiyan ların İsa aleyhisselamı yücelteceğiz diye “İsa Allahın oğludur ”deyip sapıttıkları gibi,

Yahudilerin Üzeyir aleyhisselamı yücelteceğiz diye “Üzeyir Allahın oğludur “deyip sapıttıkları gibi sapıtmaktadırlar.

*enbiyai Mürsel’inden bile zelle sadır olmasına rağmen,

Müçtehitler bile hata edebiliyorlarken,

Hatasızlık sadece ve ancak allah sübhanehüye mahsus olduğu halde şeyhimiz,

abimiz,

Reisimiz hata etmez.

Şeyhimiz,

abimiz,

Reisimiz,

Büyüğümüz, ne derse doğrudur.

Biz onun hikmetini anlayamayız.

Bizim aklımız bunlara ermez.

Bu yolda yürümek için aklını zembile koyup tavana asacaksın.

Kayıtsız şartsız itaat ve teslimiyet göstereceksin. Deyip ayeti kerime ve hadisi şerifleri delil göstererek aksini iddia edenler olursa,

“ onlar manen hasta”  diyerek ifrat kuyusuna düşüp sapıtmaktadırlar.

“Hal bu ise kayıtsız şartsız itaat ve teslimiyet ancak allah ve resulüllaha yapılır”

“halika isyan söz konusu ise ana babada olsa hiçbir mahlüka itaat yoktur”

“aklı olmayanın ise dini olmaz”

İtidal yolu olan Ehlisünnet çizgisinin dışına taşan, doğru olmaktan uzak ifrata ve aşırıya kaçan, istismara müsait olan bu yanlış, hatalı ve sapık fikirlerin neticesinde yeni nesil Müslüman evladı, dini hassasiyetini kayb etmiş,

Hocalara,

Cemaatlere,

Şeyhlere,

Tarikatlara,

Hatta dini celili islama,

Resmi ve gayri resmi bütün kurumlara uzak durmaya başlamıştır.

Ehli küfür ve şer güçler, bir taraftan nice Müslim gündüzleri,

Ali kalkancıları,

fetoları ve daha nicelerini, ellerine birer asa sırtlarına birer cüppe giydirerek şeyh kılığına sokup ortaya sürmüş, tarikat ve cemaatlerin içerisine sızarak

İşi sulandırmıştır.

kimilerine de şantaj yaparak onları kendi kirli emellerine alet etmiştir.

Devletin her kurumuna, her birimine sızarak maksadına ermek için için gizli planlar yapan “fetö ”nun vs. toplumun en önemli kurumları olan cemaat ve tarikatların içerisine sızmaması onları kendi kirli emellerine hizmet için kullanmaması düşünülemez.

Diğer Bir taraftanda 1450 senelik ehlisünnet akidesini yıkmak ve itibarsızlaştırmak için ünvanlı, unvansız,

Kimileri ilahiyatçı Prof.

Kimileri felsefeci Prof. larda, var güçleriyle ulusal kanallarda gayret göstermektedirler.

Bunun neticesinde Müslümanların kafaları karıştırılıp dini celili islama olan iman zedelenmek istenmektedir.

Velhasıl şer güçler, Ehli küfür ve ehli nifak kısmen maksatlarına ermiş islamı can evinden vurmuşlardır.

Peki, çare tükendi mi?

Asla!

Peki, çare nedir?

Ne yapmalıdır?

Nasıl hareket etmelidir?

Dünyevi ve uhrevi kurtuluş nasıl olacaktır?

Bizi huzura ve selamete kavuşturacak yol hangisidir?

Muhterem kardeşim sakın ümidini kesme!

Ancak sıratı müstakim olan ehlisünnet yolundan ayrılma!

Allahımız hayyı la yemuttür.

Kur’anı azimüşşan dipdiri, capcanlı olarak elimizdedir.

Resulü Zişan sallallahü aleyhi vesellemin hadisi şerifleri bize sıratı müstakim yolunu anlatmaktadır.

Kur ’ansız İslam olmayacağı gibi hadissiz islamda olmaz.

İslamı en güzel anlatan yol ehlisünnet yoludur.

Ehlisünnet yolu Resulüllahın yoludur.

Ehlisünnet yolu ashabı kiramın yoludur.

Ehlisünnet yolu imamı azamın yoludur.

Ehlisünnet yolu imamı Şafii’nin yoludur.

Ehlisünnet yolu imamı Hanbeli’n yoludur.

Ehlisünnet yolu imamı malikin yoludur.

Ehlisünnet yolu ifrat ve tefritten uzak itidal yoludur.

Ehlisünnet yolu sıratı müstakimdir.

Aziz Müslüman: sakın ha gevşeme!

Sakın ha kuvvei maneviyeni kayb etme!

Sakın ha sıratı müstakimden sapma!

Sakın ha aşırıya kaçma!

Sakın ha haddi aşma!

Sakın ha Müslümanları hor görme!

Sakın ha kâfirleri üstün görme!

Sakın ha kâfirlerle beraber olma!

Sakın ha zalimlerle beraber olma!

Sakın ha itikadi yönden sapıklarla beraber olma!

Sakın ha Allahtan başkasından medet umma!

Sakın ha Allahtan başkasından korkma!

Sakın ha hiçbir kimseyi allah ve resulüllahtan kıymetli ve önemli tutma!

Sakın ha hiçbir sözü allah ve Resulüllahın sözünden doğru ve önemli sayma!

Sakın ha tek başına kalsan dahi hakkı ve haklıyı bırakıp kuvvet, kalabalık ve gücün yanında olma!

Sakın ha kime yapılırsa yapılsın haksızlık karşısında susup dilsiz şeytan olma!

Sakın ha zulüm yapıp mazlumun bed duasını alma!

Sakın ha vicdanını kanatacak bir iş yapma!

Eğer sen allah ve Resulüllahın istediği manada iman edersen,

İslamı Allah ve Resulüllahın Razi olacağı şekilde yaşarsan,

Niyetini, istikametini, hedefini, maksat ve gayeni allah ve Resulüllahın razı olacağı şekilde düzeltirsen,

itikadi, ameli, içtimai, siyasi ve mali yönden yaptığın hatalara tövbe edersen,

Sahip olduğun maddi ve manevi imkânları ilai kelimetillah uğrunda sarf edip mala yani işlerde, fuzuli ve gereksiz yerlerde tüketerek enerji topraklaması yapmazsan,

allah ve Resulüllahın çok geniş tuttuğu İslam dairesini daraltmayıp allah ve resulünün istediği manada geniş tutarsan,

Müjdeleyen,

Kolaylaştıran,

Zorlaştırmayan,

Kurtarmaya çalışan,

Maddi ve manevi yardımda bulunan olursan,

Dostlarını ve düşmanlarını iyi tanıyıp allah ve Resulüllahın dostlarını dost düşmanlarını düşman bilirsen,

mekkei mükerremeyi feth ettiği gün, bütün imkânların elinde olduğu bir anda çok sevdiği Mekke’den hicret etmesine sebep olmuş ve kendisine birçok hakaretlerde bulunmuş olan Mekkelilerin, çok korkup titredikleri o gün:

”ben size Yusuf aleyhisselamın kardeşlerine davrandığı gibi davranacağım. Hepiniz serbestsiniz.

Bu gün size en küçük bir zarar ve sıkıntı vermeyeceğim ”diyerek düşmanlık yapmamaları şartıyla en azılı düşmanlarını dahi af ettiği gibi sende af edici olursan,

Mal ve can dâhil hiçbir şekilde hiçbir kimseye zulüm ve haksızlık yapmazsan,

Kalp kırıp gönül yıkmazsan,

Hiç şüphe etme ve hiç üzülme! Kesin olarak bil ki, dünya dada ahitettede en üstün olan sen olacaksın.

Zira allah sübhanehü va’dinden dönmez.

Allah sübhanehü gerçekleşmeyecek bir şeyin sözünü vermez.

Allah sübhanehü”siz allahın dinine yardım ederseniz allah ta size yardım eder.ayaklarınızı sabit kılar”buyuryor.

Allah sübhanehü fetih süresi 28.ayette de şöyle buyuruyor: peygamberi Muhammed Mustafa sallallahü aleyhi vesellemi, hidayet üzere,

Hak din olan İslam diniyle

Ve İslam dinini bütün dinlerden üstün ve galip kılmak üzere gönderen odur.

Buna şahid olarak allah yeter.

Şu an İslam âleminde ve Müslümanlarda görünen bu dağınıklık ve zayıflık,

Bu esaret ve zillet,

Bu şaşkınlık ve hayret, allah subhanehünün huzurunda, günde kırk kere tekrar ettiğimiz fatihai şerifenin muhtevasına uymadığımızdandır.

Sıratı müstakimden ayrıldığımız içindir.

Allahımızın emirlerine resulümüzün sünneti seniyelerine uymadığımız içindir.

Ehlisünnet dışı sapık fırkalara ve guruplara bulaştığımız içindir.

Basiretsiz hareket ettiğimiz içindir.

Bu dini celili İslam: mensuplarına kıyamete kadar huzur vermeye devam edecektir.

Zira hatemülenbiya Muhammed Mustafa sallallahü aleyhi vesellem bunu müjdelemiştir.

Onun haber verdiği şeyler bir gün muhakkak tahakkuk edecektir.

Ancak usulsüz vusul olmaz.

Her zamanın şartları farklıdır.

Zamanın değişmesiyle cihad ve hizmet ahkâmı ve metodu değişe bilir.

Muktazai hale göre basiretle hareket lazımdır.

Nebi aleyhisselamdan örnek almalıyız.

Mekke devrini ve Medine devrini iyi anlamalıyız.

Allahımızın ve resulümüzün gösterdiği usullere dört elle sarılmalıyız.

En karanlık ve en zor zamanlarda nasıl hareket edileceğini beyan buyuran aleyhissalatu vesselam efendimiz, hazreti ali efendimizin rivayet ettiği kütübü sitte deki bir hadisi şerifinde mealen:

Bir insanın Mü’min olarak sabahlayıp kâfir olarak akşamlayacağı,

Mü’min olarak akşamlayıp kâfir olarak sabahlayacağı,

Herkesin şaşırıp kalacağı,

Ne yapacağını,

Nasıl hareket edeceğini,

Nereye gideceğini,

Kimi dinleyeceğini bilemeyeceği,

Zifiri karanlık gece kıt’aları gibi birçok fitnelerin zuhur edeceğini haber verdiğinde,

Ashabı kiram aleyhimürrıdvan hazretleri korku, dehşet ve endişe ile

Öyle bir zamanda kurtuluş nasıl olacak ya resülellah? Diye sormaları üzerine; resulü Zişan efendimiz öyle bir zamanda kurtuluş ve necat”kitabullaha dört elle sarılmaktır.

Zira o allah subhanehünün sağlam ipidir.

O gönülleri aydınlatan bir nurdur.

O çok kıymetli bir zikir ve nasihattir.

O sıratı müstakimdir.

O yanlış ile doğruyu, hak ile batılı ayırır.

O nu beğenmediği için terk edenin beli kırılır.

O nunla amel eden mükâfat alır.

O nunla hüküm veren adaletli olur.

O na sarılan doğru yolu bulmuş olur.

Hidayet ve kurtuluşu onun haricinde arayanı allah sübhanehü sapıtır.

Çünkü onda sizden öncekilerin helak olma sebepleri,

Sizden sonra olacakların haberleri,

Önünüzdeki durumların ve bunalımların çıkış yolları mevcuttur buyurdu.

*Irbad bin sâriye radıyallahü anhtan rivayet edilen bir hadisi şerifte de: benden sonra yaşayacak olanlar birçok ihtilaflar, bunalımlar görecekler,

Size benim ve benden sonra benim yolumu takip edecek olan raşid halifelerimin sünnetini ve yolunu tavsiye ve vasiyet ediyorum.

Sünnetime azı dişlerinizle ısırırcasına dört elle sarılınız.

Benden sonra ortaya çıkacak olan bid’atlerden sakınınız.

Zira her bid’at dalalet ve sapıklıktır.

Her dalalet ise ateştedir buyurdu.

Allah Teâlâ’da ali İmran süresinde “Allahın ipi olan kur’anı kerime hepiniz beraber sımsıkı sarılınız.

Sakın tefrikaya ve ayrılığa düşmeyiniz.

Allahın size verdiği İslam nimetini hatırlayınız.

Zira siz İslam nimeti ile şereflenmeden önce birbirinize düşman idiniz.

allah sübhanehü İslam nimeti ile sizin kalplerinizi birleştirdi de kardeş olarak sabahladınız.

Daha önce siz cehennem çukurunun kenarında idiniz allah sübhanehü sizi İslam ile müşerref kılarak o ateşten kurtardı.

Böylece allah Teâlâ ayetlerini size beyan buyuruyor ki hidayete eresiniz ”buyuruyor.

Başka bir ayeti kerime dede: yemin olsun ki Allahın resulünde sizin için çok güzel örnekler vardır. Buyuruyor.

Evet; kitabullahta ve sünneti resulüllahta maddi ve manevi her derdin devası,

Her hastalığın ilacı,

Her yaranın merhemi,

Karanlıklardan çıkış yolları,

Bunalımlardan kurtulma çareleri elbette mevcuttur.

Ancak kur’anı kerimi ve hadisi şerifleri herkes heva ve hevesine göre tefsir ve te’vil edip onlardan hüküm çıkaramaz.

Aksi takdirde günümüzde olduğu gibi sayılmayacak kadar birçok sapık fırkalar ortaya çıkar.

Kitabullahın ve hadisi şeriflerin tefsir ve te’vilini en doğru şekilde büyük bir titizlikle ehlisünnet âlimleri yapmışlardır.

Ehlisünneti en güzel şekilde anlatan âlimler, dört hak mezhebin müçtehit imamları ve onların yolunda olan Huccetülislam imamı gazali,

İmamı rabbani müceddidi elfi Sani ahmedi farukiyyisserhendi ve onlara tabi olan âlimlerimizdir.

Rahmetullahi aleyhim ecmain.

İslamda ana cadde ehlisünnet yoludur.

Ana caddeden ayrılıp tali yollara, dağ yollarına sapanlar, birçok tehlikeler ile karşılaşırlar.

Rabbimiz bize hidayet ettikten sonra kalplerimizi caydırma!

Rabbimiz unutursak veya hata edersek bizi muaheze etme!

Rabbimiz bizden öncekilere yüklediğin ağır yükleri bize yükleme!

Rabbimiz gücümüzün yetmeyeceği şeyleri bize yükleme!

Rabbimiz bizi af et.

Rabbimiz bizi mağfiret et.

Rabbimiz bize merhamet et.

Rabbimiz bizi kâfirlere galip kıl.

Rabbimiz her türlü hata ve kusurlardan, kötü niyet ve maksatlardan sana sığınırız.

Rabbimiz ancak sana kulluk eder sana itaat ederiz.

Rabbimiz ancak senden yardım isteriz.

Rabbimiz bizi sıratı müstakime ulaştırmanı ve sıratı müstakimden saptırmamanı senden isteriz.

*Enbiya aleyhimüsselamın tamamına inanmakta ayırım yapmayız.

*Resulüllah sallallahü aleyhi vesellemin çok geniş tuttuğu tevhid dairesini daraltmayız.

*”la ilahe illallah Muhammedün Resulüllah” deyip kalbiyle de tasdik edenleri, hatalarına bakmaksızın Müslüman kabul ederiz.

Eninde sonunda cennete gireceklerine inanırız.

*tevhid dairesine giren her Müslümanı kardeş kabul ederiz.

*Hiçbir kimsenin sapıtmasını istemeyiz.

*Herkesin hidayete nail olmasını isteriz.

*Hangi günah olursa olsun inkâr etmediği,

Haramları helal saymadığı,

Helalleri haram saymadığı müddetçe günahı kebairde dâhil bir takım hata ve günahları irtikâp ediyor diye kimseyi tekfir etmeyiz.

Onları İslam dairesinin dışına itmeyiz.

*Kendimizi üstün görüp hiçbir kimseyi hor ve hakir görmeyiz.

*Herkesi sapıtmış görüp kurtulacak ancak biziz diyerek kendimizi emniyette görmeyiz.

*Maddi ve manevi hiçbir hususta allah subhanehünün geniş ve sonsuz rahmetinden ümidimizi kesmeyiz.

*Allah subhanehünün emrine imtisal ederek Mü’minlere karşı çok merhametli,

İnkâr eden kâfirlere karşıda çok şiddetli olururuz.

*İtikadi ve ameli hususlarda ehlisünnet velcemaat âlimlerini ölçü alırız. *ehlisünnete muhalif olanları bid’at ehli olarak görürürüz.

Ancak inkâr etmedikleri takdirde onları tekfir etmeyiz.

*Tüm işlerimizde, gücümüzün yettiği kadar şeriatı garrai ahmediyyeye uymaya çalışırız.

Yapamadıklarımız için üzülür istiğfar ederiz.

*Nebi aleyhisselamın “ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacak ”mealindeki hadisi şerife iman ederiz.

*Kurtulacak fırkanın ehlisünnet velcemaat fırkası olduğuna inanırız.

*Yetmiş iki fırkanında fırakı dalle olup hak yolun sapık kolları olduğuna inanırız.

Ancak edillei şer’iyyeyi yani kitap, sünnet, icmaı ümmet, kıyası fukahayı inkâr etmedikleri takdirde onlarında cehennemde ebedi kalacaklarını söyleyemeyiz.

*Kalbinde zerre kadar imanı olanların Arhamurrahimin olan allah subhanehünün geniş rahmetiyle sonunda kurtulacaklarına iman ederiz.

*Cehennemde ebedi kalmanın sadece inkâr eden kâfirlere mahsus olduğuna inanırız.

*Cennet ve cehennemin şu an mevcut olduğuna,

*Kabir azabının hak olduğuna,

*münker ve nekir meleklerinin suallerinin hak ve gerçek olduğuna,

*Mahşerde toplanılıp hesap verileceğine,

*Sıratın başında mizanın kurulacağına,

*enbiyai izamın, evliyai kiramın ve allah subhanehünün izin ve yetki verdiği her kesin şefaat edeceğine iman ederiz.

*Şeriatı garrai ahmediyyeye muhalif olmadığı takdirde, tarikat ve tasavvufun doğru ve faideli olduğuna inanırız.

*Tarikat ve tasavvuftan maksadın, nefsi emmareyi ahlakı zemimelerden tezkiye etmek,

Kalbide masivallahtan arındırmak olduğuna, inanırız.

*Tarikat ve tasavvufun şeriatın hizmetinde olup şeriatın üçüncü cüz’ü olan ihlası elde etmek için faideli ve lüzumlu olduğuna inanırız,

*Tarikat ve tasavvufun şeriattan ayrı bir şey olmadığına inanırız.

*Bu faideler elde edilmiyorsa bir tarikatta bulunmanın malayani olup bir faidesi olmayacağını, bilakis birçok zararları olacağını söyleriz.

*Ancak bir tarikata girmenin şart olmadığına inanırız.

*İşin esas ve aslının şeriatı yaşamak olduğuna iman ederiz.

*Şeriatı garrai Muhammediyeye bir tüy kadar dahi muhalif olan tarikatların batıl olduğuna inanırız.

*Onlardan yangından kaçar gibi uzak durulması gerektiğini söyleriz.

*Gelecekten haber veren kâhin ve falcıları tasdik etmenin,

Haramları helal saymanın,

Helalleri haram saymanın,

Kendisini emniyet içerisinde görüp cenneti garantilemiş görmenin,

allah Teâlâ’nın sonsuz rahmetinden ümit kesmenin Müslümanı küfre götüreceğine inanırız.

Biz ehlisünnetiz ve ehli şeriatız.

Rabbimizden bilerek veya bilmeden yaptığımız tüm günahlarımızı af buyurmasını niyaz ederiz.

Çok zor ve çetin olduğuna inandığımız hesap gününe varmadan önce, din kardeşlerimizin dünyevi ve uhrevi haklarını helal etmelerini istirham ederiz.

Rabbimiz bizi Her türlü ifrat ve tefritten,

Haddi aşmaktan muhafaza buyur.

Bizi itidal ve sıratı müstakim olan ehlisünnet yolundan ayırma!

İrşad, hidayet ve her türlü muvaffakiyet ancak allah sübhanehü dendir.

Hidayete tabi olanlara selam olsun.

 

Ergün telis