DÜNYAYI DAR EDENLER

DÜNYAYI DAR EDENLER

 

Allah sübhanehü âdem aleyhisselamı en güzel kıvamda yarattıktan sonra doğru yolu göstermek için akıl nimetini imtihan içinde nefsi ona vermiştir.

Akıl ile nefs birbirine zıt iki unsurdur.

Vücut iklimine akıl hükümran olursa nefs aklın emrine girer.

Nefs hâkim olursa akıl nefsin emrine girer.

Akıl hem insanlarda hem cinlerde ve Hemde meleklerde vardır.

Nefs ise insanlarda ve cinlerde vardır.

Meleklerde nefs yoktur.

Nefs ile mücadeleye rağmen aklıyla hareket edip allaha kul olabilen insan birçok engeli aştığı için bazı meleklerden üstün konuma yükselir.

Aklını nefsin esaretine vermiş bir insanda aklı olmayan hayvanlardan daha aşağı da bir konuma iner.

Allahımız yarattığı aklı huzurunu çağırıp sordu ey akıl sen kimsin ben kimim?

Akıl ismiyle müsemma olarak, yarab: sen beni yokluktan varlık âlemine çıkaran beni yaratan rabbimsin, bende senin aciz, güçsüz zayıf bir kulunum dedi.

Allah sübhanehü ey akıl ben azimüşşan senden daha şerefli bir mahlûk yaratmadım buyurup aklı taltif etti.

Allah sübhanehü nefsi huzuruna çağırdı onada ayni soruları sordu.

Ey nefs sen kimsin ben kimim?

Nefs pervasızca ve mağrurane bir şekilde ben benim, sende sensin deyip kendisini yaratan Allah Teâlâ’yı inkâr edip acziyyetini ve kulluğunu itiraf etmedi.

Evvela kendisini ortaya koyarak varlık iddiasında bulundu.

Allah sübhanehü nefsi terbiye için, yüz sene cehennem ateşinde cezalandırdıktan sonra tekrar huzuruna çağırıp ayni soruları sordu.

Yüzsene cehennemde yanmasına rağmen uslanmayan nefs, ayni cevapları verdi.

Sonra Allah sübhanehü nefsi, gıdalarından mahrum edip aç, susuz ve gıdasız bıraktı.

Bir müddet aç kalan nefsin kibir, gurur, enaniyet kanatları kırıldı.

Acziyyetini kabullendi,

Allah Teâlâ tarafından yaratılmış bir kul olduğunu,

Allah subhanehünün Rabbulalemin olduğunu itiraf etti.

Nefsi ancak açlık terbiye ettiği için, hikmetine binaen Allah sübhanehü bütün insanlara oruç tutmayı farz kıldı.

Allahımız bakara süresinde: kendinizi nefsinizin şerrinden dolayısı ile cehennemden korumanız için, sizden öncekilere oruç tutmak farz kılındığı gibi sizede farz kılındı buyuruyor. Bakara süresi 183

Ahlakı hamide tabir olunan güzel ahlakın membaı akıldır.

Ahlakızemime diye tabir olunan kötü ve çirkin ahlakın membaıda nefsiemmaredir.

Nefsi emmare sahibinde çirkin huyların hepsi birden buluna bileceği gibi bazı insanlarda bir kısmı kısmende biraz güzel ahlak buluna bilir.

Bir insanda bir kısım güzel ahlak bulunursa onun zıttı olan çirkin huylar gider.

Ayni şekilde bir insanda bir kısım çirkin huylar bulunursa onların zıttı olan güzel ahlak gider.

İki zıt bir arada olmaz.

Bir insan nefsi emaresinden ve onun çirkin huylarından kurtulduğu nispette Allah sübhanehüye yaklaşır. şeytantandan uzaklaşır.

Bir insanda nefsi emmaresinin kötü ve çirkin huylarıyla huylandığı nispette Allah Teâlâ’dan uzaklaşıp şeytana yaklaşır. Onun emrine girer.

Nefsi emmare bütün insanlarda mevcuttur.  Nefs Terbiye edilmediği takdirde akla ve hayale gelebilecek hatta akla ve hayale bile gelmeyecek her türlü çirkinlikleri ve kötülükleri yaptıra bilir.

Nefsi emmare terbiye edilmemiş yabani bir at gibidir. Üzerine bineni hangi uçuruma ve nerede atacağı bilinmez, Tehlikeden kurtulamaz.

Ayni at, terbiye edilirse sahibini menzili maksuduna götürür.

Terbiye edilmemiş bir at yarışlara bile giremez.

Terbiye edilerek hatalarına pişman olacak hale gelmiş bir nefs kurtuluş ümidi verir.

Terbiye edilmiş Doğru ve yanlışlarını görür hale gelmiş olan nefs büyük nimettir.

Terbiye edilip mutmainne hale gelmiş bir nefs cennete girmeye hak kazanır.

Nefsi emmare sahibi hem kendisine Hemde başkalarına zarar verir.

Nefsi emmare sahibi dünyayı hem kendinse Hemde başkalarına dar eder.

Şu geniş dünyayı insanlara dar eden nefsi emmare sahipleridir.

Yeryüzündeki bütün kötülükleri yaptıran bu nefsi emmare dir.

Katillik yaptıran,

Canilik yaptıran,

Hırsızlık yaptıran,

Fuhuş yaptıran,

Azgınlık yaptıran bu nefsi emmare dir.

Firavuna “ben sizin en büyük rabbinizim ”dedirten bu nefsi emmare dir.

Allahımız sürei Yusuf’ta nefsi “nefs şüphesiz ve muhakkak kötülüğü emir edcidir”diye tarif buyuruyor.

Resulü Ekrem sallallahü aleyhi vesellemde ”allahım göz açıp yumuncaya kadar hatta ondan çok az bir zaman dahi beni nefsime bırakma ”diye dua ederek terbiye edilmemiş bir nefsin insan için ne kadar büyük bir tehlike olduğuna işaret buyuruyor.

Evliyaullah ruhun 360 ahlakı hamidesi olduğunu. Nefsinde 360 ahlakı zemimesi, çirkin ve kötü cibilliyeti olduğunu beyan ettiler.

Nefsi emmarenin çirkin huylarından en önde gelenlerin birkaç tanesi şunlardır.

-Kibir,

-gurur,

-haset,

-kin,

-öfke,

-baş olma sevdası,

-aşırı dünya sevgisi,

-intikam duygusu,

-makam ve mevki ihtirası vs.

Bu çirkin huyların hepsi dünyayı dar edip yaşanmaz hele getiren insanlarda mevcuttur.

Âdem aleyhisselamdan önce yeryüzünde hükümran olmuş cinlerden oluşan can kavmin dede nefslerine uyduklarından dolayı çirkin ve mezmüm hadiseler zuhur etmişti.

Müfessirini izamın beyanlarına göre o zamanki ismi azazil olan, bizim şeytan olarak bildiğimiz cinlerden olan iblis, onları islah etmek için memur edilmişti.

Yeryüzünde secde etmedik yer bırakmayacak kadar Allah Teâlâ’ya ibadet ediyor, meleklerle beraber ola biliyordu.

Allah sübhanehü meleklere, yeryüzünde emirlerini ve hükümlerini yerine getirecek Allah adına yeryüzünde hükümran olacak bir halife yaratacağını söylediğinde, can kavminin yeryüzündeki fitne ve fesadını görmüş olan melekler:

Tevazu ve tezellül içerisinde rabbimiz biz seni tesbih ve takdis ediyoruz.

Can kavmi gibi kan döküp yeryüzünde fesat çıkaracak bir topluluk daha mı yaratacaksın deyip Allah Teâlâ’ya hikmetini ve bundaki maslahatı sormuşlardı.

Allah sübhanehü: ey meleklerim ben sizin bilmediklerinizi biliyorum. Buyurarak âdem aleyhissalatu vesselam veala nebiyyina efendimizi yaratmış ona ruhundan üflemişti.

Âdem aleyhisselama, bizce meçhul olan, meleklerin dahi bilmedikleri bütün isimleri öğretmiş, Allah subhanehünün bir anda ol demesiyle âdem aleyhisselam meleklerden âlim ve üstün olmuştu.

Âdem aleyhisselam meleklerin bilmedikleri o muazzam ilimleri Allah subhanehünün emriyle meleklere anlattı.

Melekler: bu muazzam ilim karşısında acziyyetlerini itiraf edip Allah Teâlâ’nın emriyle âdem aleyhisselama tazim ve hürmet secdesinde bulundular.

İblis te, Tazim ve hürmet secdesiyle memur olmasına rağmen, Ahsen takvim üzere yaratılmış, eşkâli ve endamı çok mu çok güzel olan âdem aleyhisselamın, hem ilmini ve Hemde güzelliğini kıskanmış Hemde kendisinde üstünlük görüp kibirlenerek secde etmekten imtina etmişti.

Onu topraktan beni ise ateşten yarattın. Ateş ise topraktan üstündür deyip kibirlendi. Kâfilerden oldu. Bakara süresi 34

Kibirlenmesi ve kıskançlığından dolayı, Allah subhanehünün emrine karşı gelmesi neticesinde kâfirlerden oldu.

Huzuru ilahiden kovulup Allah Teâlâ’nın rahmeti azimesinden ve cennet gibi güzel bir nimetten mahrum oldu.

Böylece İblisin, âdem aleyhisselama ve kıyamete kadar gelecek nesline düşmanlığı ve âdem aleyhisselamın ve çocuklarının şeytanla imtihanları başlamış oldu.

Sinsi bir şekilde insana yaklaşıp verdiği vesveseleriyle ve kalbe üflediği kötü düşüncelerle insanı aldatma ve kandırma kabiliyetine sahip olan iblis: ilk icraatına âdem aleyhisselam ile başladı.

Onara karşı beslediği haset ve kıskançlığın ve kendisini onlardan üstün ve faziletli görmesinin neticesinde onları sahip oldukları nimetlerden mahrum etmek istedi.

Kendisinin mahrum kaldığı cenneti onlara dar etmek için hile ve tuzaklar kurmaya başladı.

Allah sübhanehü ve takaddes hazretleri: âdem aleyhisselama ve hava validemize, cennetteki sayısız nimetlerden bolca yiyiniz.  Ancak şu ağaca yaklaşmayınız buyurmuştu.

Böylece Âdem babamızla hava anamızın imtihanları da başlamış oldu.

Nefsin hilkat ve cibilliyetinde haram ve yasaklara karşı var olan hırs ve isteği iyi bilen şeytan, fırsatı değerlendirip âdem babamızdan öc almak istedi.

Her şeyi ters yüz ederek: ya âdem ben sana bir ağaç göstereyim mi? “şeceretülhuld”ebediyet ağacı onun meyvesinden yersen bu cennette ebedi kalacaksınız ve sonsuz bir mülke ve nimete sahip olacaksınız deyip vesvese verdi. Taha süresi 120

Âdem aleyhisselam itibar etmeyince şeytan, hava validemize gidip o ağacın meyvesinden yedirmeye muvaffak oldu. Taha 120

Şeytanın verdiği vesvese ile âdem babamızın yanına koşan hava anamız, meyvenin çok lezzetli olduğunu kendisinin yediği halde bir zararı olmadığına âdem aleyhisselamıda ikna etti.

Olan oldu haram yendi. Cennetin o güzel elbiseleri üzerlerinden alındı. Avret yerleri açıldı bir birlerinden utanıp bitkilerle örtünmeye çalıştılar. Taha 120

Evet, şeytan kendisi gibi, âdem aleyhisselamında cennetten çıkmasına, cennet nimetlerinden mahrum olmasına sebep oldu.

Allaah subhanehünün ayeti kerimede: “şehvetlerine tabi olanlar büyük ölçüde sizinde kendilerine meyil etmenizi kendilerine benzemenizi isteyecekler” nisa 27 buyurduğu üzere şeytan şeytanlığını yapmış âdem aleyhisselama ve hava validemize haram yedirip cennetten ve nimetlerinden mahrum olmalarına sebep olmuştur.

Her şey yolunda giderken şeytanın kibri ve kıskançlığı, riyaset sevdası isyan etmesine sebep olmuş göklerden ve yerden çok daha geniş olan cenneti hem kendisine Hemde âdem aleyhisselama dar etmiş cennetten çıkmalarına sebep olmuştu.

O andan itibaren şeytan ve aveneleri ve şeytanlaşmış olan insanlar var güçleriyle her kesin kendileri gibi dinsiz, donsuz, ahlaksız, edepsiz, rezil ve müptezel olması için çaba sarf edip bu uğurda harpler, savaşlar çıkararak, kan dökerek, zulüm yaparak şu geniş dünyayı insanlara dar ediyorlar.

Genişliği ile şu koca dünyayı dar edenlerin başında kabil gelir.

Âdem aleyhisselamın çocukları, biri kız biri erkek olmak üzere ikiz olarak dünyaya geliyorlardı.

Kabilin ikiz kız kardeşi iklima, habilin ikiz kız kardeşi lebüda idi.

Âdem aleyhisselamın şeriatına göre kabilin lebüda ile habilinde iklima ile evlenmesi gerekiyordu.

İklima lebüda dan  güzeldi.

Kabil kardeşini kıskandı.

Güzel olan ile kendisinin evlenmesi gerektiğini düşündü.

Şeriata, âdem aleyhisselama ve dolayısı ile Allah Teâlâ isyan etti.

İsteğinde israr edince, âdem aleyhisselam her ikisinin birer kurban adamalarını, kimin kurbanı kabul olursa iklima ile onun evleneceğini söyledi.

Kabil ziraatçı idi.

habilin koyunları vardı.

Habil koyunlarının içerisinden en iyi bir koç seçip kurban etti.

Kabil ise kötü kısmından ayırıp buğday kurban etti.

Sünnetullah icabı gökten inen beyaz bir ateş habilin kurbanını yakıp semaya çıkardı. Kurbanı kabul olmuştu

Kabilin kurbanı orada kaldı kabul olmamıştı.

Allah sübhanehü her anı, büyük bir ibret olan bu hadiseyi maide süresinde şöyle anlatıyor:

*Habibim: sen onlara âdemin iki oğlunun kıssasını hakkıyla oku, anlat.

Hani ikiside birer kurban takdim etmişlerdi.

Habilin kurbanı kabul olmuş kabilin kurbanı kabul edilmemişti.

Kurbanı kabul edilmeyen kabil kardeşi habile, muhakkak seni öldüreceğim demişti.

Habil niçin diye sorunca, senin kurbanın kabul edildi benimki kabul edilmedi ondan öldüreceğim dedi.

Habil ise Allah ancak takva sahiplerinin kurbanlarını kabul eder.

Yemin olsun ki sen beni öldürmek için elini bana uzatsan da, ben seni öldürmek için elimi kaldırmam.

Çünkü ben âlemlerin rabbi olan Allahtan korkarım.

Ben dilerim ki sen hem benim günahımı Hemde kendi günahını yüklenesin de cehennemliklerden olasın! İşte zalimlerin cezası budur dedi.

Nihayet kabilin nefsi kardeşini öldürmeye itti ve onu öldürdü. Bu yüzden ziyana ve hüsrana uğrayanlardan oldu.

Kardeşini öldüren kabil cesedi ne yapacağını, ondan nasıl kurtulacağını bilememişti.

Allah Teâlâ bir karga gönderdi.

Karga cesedi nasıl gömeceğini kabile göstermek için yeri eşiyordu.

Kabil: acziyyetine ve haline bakıp yazıklar olsun bana, şu karga gibi olamadım. Kardeşimin cesedini örtemedim deyip pişman olanlardan olmuştu.

Bundan dolayı biz azimüşşan kitapta şöyle yazdık: kısas gerekmeden veya yeryüzünden fesat çıkarmayanlardan, kim bir kimseyi öldürürse bütün insanları öldürmüş gibi günah işlemiş olur.

Kimde bir insanın hayatını kurtarırsa bütün insanların hayatını kurtarmış gibi sevap kazanır.

Yemin olsun ki peygamberlerimiz, onlara mucizeler getirdiler. Sonrada onlardan birçoğu yine yeryüzünde fesat ve bozgunculuk yapmaya devam ettiler.

Allah ve peygamberine karşı harp ederek yeryüzünde fesat çıkaranların cezası ancak:

– öldürülmeleri,

-asılmaları,

-yahut elleri ve ayaklarının çapraz kesilmeleri,

-veya o yerden sürgün edilmeleridir.

Bu ceza onlara dünyada bir perişanlık ve rezilliktir. Ahirette ise onlara büyük bir azap vardır. maida süresi 27-28-29-30-31-32-33-34

Görüldüğü üzere, kıskançlık ve haset neticesinde kibir ve gurura kapılarak, kardeş katili olan kabil: babasına ve babasının getirdiği şeriata karşı gelmiş, Allah sübhanehüye isyan etmiş, işlediği günah, yaptığı zulüm dolayısı ile dünyayı kendisine dar etmiştir.

Yeryüzünde işlenen bu ilk günahtan dolayı âdem aleyhisselamın yüz sene gülemediği, yeryüzündeki yiyeceklerin tadının kaçtığı rivayet edilir.

Yeryüzünde dünyayı dar edenler, insanları sıkıntıya sokanlar, insanları huzursuz edenler hep var olmuş ve olmayada devam edecektir.

Kimdir bunlar?

Nefsi emarelerine uyan insanların tamamı! Ve Nefslerini terbiye etmeyenlerdir!

En azılıları ise şunlardır.

Nemrut İbrahim aleyhisselama ve iman edenlere,

Firavun Musa aleyhisselam ve iman edenlere,

Ebu cehil, nebi aleyhisselama ve iman edenlere dünyayı dar etmişlerdir.

Bunların içerisinde en azılısı ise ebucehildir.

Zira nebi aleyhisselam. “Benim firavunum Musa ve Harun’un firavunundan daha şiddetli ve daha büyük kâfirdir” buyurmuştur.

Çünkü firavun kızıl denizde boğulurken “ben Musa ve Harun’un rabbine iman ettim ”demiş fakat ebucehil ölürken öldüren ibni mes’ud hazretlerine, sahibine söyle ölürken de iman etmedim demişti.

Bu hadisi şeriften ve bu hadiseden anlaşılıyor ki ebucehil ve ebucehilden sonra onun yolunu takip eden günümüzdeki ebucehiller, bu devrin ebucehilleri, küfrün babaları ve önderleri, tarihteki firavundan daha şiddetli kâfir ve daha tehlikelidirler

Allah sübhanehü şerlerinden İslam âlemini muhafaza etsin.

Tarih boyunca her devirde nemrutlar, firavunlar şeddatlar, Ebu cehiller ve onların yolunda gidenler olmuştur ve olmaya da devam edecektir.

Çünkü iman ve küfür mücadelesi her zaman olmuştur ve olacaktır. Sünnetullah böyledir.

*Hadisi şerifte aleyhissalatu vesselam efendimiz ”her fir’avnın karşısında bir Musa vardır “buyurdu.

Şu halde mühim olan firavunlar karşısında Musa ola bilmektir.

Hangi devirde hangi şartlarda hangi konumda hangi zaman ve zeminde olursa olsun, mü’minin vazifesi:

-küfrün karşısında islamı,

-batılın karşısında hakkı,

-zulmün karşısında adaleti müdafaa etmektir.

*Allah sübhanehü şöyle buyuruyor: eğer onlar sizin le yaptıkları sözleşmelerinden sonra yeminlerini bozup dininize saldırmaya kalkarlarsa, küfrün imamlarını, öncülerini hemen tepeleyin ve öldürün. Çünkü onların yeminleri yoktur.

Böyle yaparsanız size saldırmaktan vaz geçmeleri umulur.

Yeminlerini ve sözleşmelerini bozan o topluluk ile harp etmeyecek misiniz? ki onlar peygamberi Mekke’den çıkarmaya karar verdiler ve üstelik ilk önce onlar size hücum etmeye başladılar.

Yoksa siz onlardan korkuyormusunuz?

Eğer gerçekten Mü’min iseniz Allah korkulmaya daha layıktır. Tövbe süresi 12-13

Evet, korkulacak ancak Allah c.c. Dür. Ali İmran süresinde allahımız mü’minleri şöyle anlatıyor:

Onlar öyle kimselerdir ki insanlar, kendilerine düşmanlarınız size karşı ordu topladı.

Onlardan korkun. Dediklerinde bu onların imanlarını arttırdı ve Allah bize yeter hem o ne güzel vekildir dediler. Ali İmran 173

Kur’anı azimüşşan ın hemen ikinci süresinin altıncı ayetinden itibaren, şu geniş dünyayı dar edenlerden bahis ediyor.

Dünyayı dar edenler kimi zaman aleni,

Kimi zamanda sinsi hareket ediyorlar.

Dünyayı dar edenler kimi zaman kâfirlerdir.

Kimi zamanda Müslüman gözüken münafıklardır.

Aleni hareket edenlere Kur’an ve İslam, kâfir adını veriyor.

Sinsi davrananlara da münafık adını veriyor.

Kâfir örtmek manasına olup hakkı örtmeye çalıştıklarından inkârcıların tamamına kâfir deniliyor.

Sinsi davranan, kendilerini gizleyen veya gizlemeye çalışanlara da tünel veya yerin altından yürüyen nerden ve ne zaman çıkacağı bilinmeyen “köstebek” manasına münafık deniliyor.

Kalplerinde imansızlık hastalığı olan her iki zümre de, yaptıkları icraatlarıyla, çıkardıkları fitne ve fesatlarla, cinayetler ve harplerle, kurdukları tuzaklar ve çevirdikleri entrikalar ile hem kendilerine Hemde diğer insanlara, bilhassa da Müslümanlara şu koca dünyayı dar ediyorlar.

Dünyayı yaşanmaz hale getiriyorlar.

İnsanları huzursuz ve rahatsız ediyorlar.

Nice masum ve günahsız çocuklara zulüm yapıyorlar.

Nice kanlar ve canlar heder oluyor.

Nice memleketler harap olup viraneye dönüyor.

Bunu yaparken de güya iyilik için, islahat için, dünyanın düzeni için, insanların menfaati için yaptıklarını söylüyorlar.

Kalplerinde küfür ve nifak hastalığı bulunan bu kimseler hakkında allahımız şöyle buyuruyor: *insanlardan bazıları, bizde allaha ve ahiret gününe inanıyoruz derler.

Hal bu ise onlar inanmış değildirler.

Bunlar allaha iman eden mü’minleri aldatmaya çalışıyorlar.

Oysa onlar sadece kendilerini aldatıyorlar da farkında değiller.

Onların kalplerinde küfür ve nifak hastalığı vardır.

Allah da onların küfür hastalıklarını arttırmıştır.

Yalan söyledikleri için onlara elem verici bir azap vardır.

Onlara, yeryüzünde fesat çıkarmayın,

Bozgunculuk yapmayın.

Savaş çıkarmayın,

Kan akıtmayın,

Zulüm ve haksızlık yapmayın,

Can yakmayın denildiği zaman, bizler ancak islah ediciyiz. Bozguncu değiliz derler.

İyi bilin ki asıl bozgunculuğu yapanlar onlardır. Fakat bunun farkına varamazlar.

Onlara, sizde insanların iman ettiği gibi iman edin denildiği zaman, bizde o akılsız ve beyinsizlerin inandığı gibi mi iman edeceğiz derler.

İyi bilinki asıl akışız ve beyinsiz ta kendileridir. Fakat bilmezler.

Onlar iman edenlere rastladıkları vakit bizde iman ettik derler. Takiyye yaparlar.

Şeytanlarına, reislerine varıp baş başa kaldıklarında ise biz sizinleyiz.

Biz onlarla sadece alay ediyoruz derler.

Hakikatte ise Allah onlarla alay eder onları şaşkınlıklarında bocalayıp bırakır.

İşte bunlar hidayet yerine dalaleti, hak yerine batılı, nur yerine zulmeti, iyinin yerine kötüyü satın almışlardır. Âmâ bu ticaretleri kar etmemiştir. Onlar hidayet yolunu bulamamışlardır. Bakara süresi 8-9-10-11-12-13-14-15-16

Görüldüğü üzere kur ’anımızın ilk başlarında allahımız dünyayı dar eden gizli ve aşikâr kâfirlerin cibilliyetlerini, tuzak ve entrikalarını anlatarak onların faaliyetlerine karşı biz kullarını ikaz buyuruyor.

Müslümanlara ve insanlara dünyayı dar edenlerin nasıl hareket ettiklerini bize haber veriyor ki Müslümanlar onların şerlerinden, entrika ve tuzaklarından, hile ve desiselerinden, gizli plan ve programlarından, onlardan gele bilecek tehlike ve zararlardan korunsunlar.

Zira aleyhissalatu vesselam efendimiz “Müslüman ayni delikten ikinci sefer ısırılmaz” buyuruyor.

Dünyayı dar eden bu insanları allahımız:

* “isteyen iman etsin isteyen de kâfir olsun çünkü biz zalimler için öyle bir ateş hazırladık ki perdeleri kendilerini kuşatmaktadır.

Eğer imdat ve yardım isterlerse onlara erimiş maden tortusu gibi sıcak bir su ile imdat olunurlar ki onların yüzlerini kavurur.

  • O Ne kötü bir içecektir.
  • O ateş ne kötü bir konaktır ”kehif 29ayeti kerimesiyle dünyada inanıp inanamamakta serbest bırakmış onları zorlamamıştır.

Fakat dünyayı Müslümanlara ve kendi halindeki insanlara dar etmemek şartıyla!

*Şu ayeti kerime dede “dinde zorlama yoktur.

Zira hak batıldan ayrılmıştır.

Şu halde kim tağuta küfür edip onu red ederse kopmayan sağlam bir kulpa yapışmış olur ”buyurarak bakara süresi 256 dinde zorlama olmadığını ilan buyuruyor.

*Kafirun sürei celilesin Dede “habibim sen onlara de ki ey kâfirler: ben sizin ibadet ettiğiniz şeylere putlara ibadet etmiyorum.

Sizde benim ibadet etmekte olduğum allaha ibadet edici değilsiniz.

Ne ben sizin ibadet ettiklerinize ibadet ederim.

Nede siz benim ibadet ettiğim mabuduma ibadet edersiniz.

Sizin dininiz size benim dinimde banadır. Buyurarak her kesin inancında serbest olduğunu beyan buyurmuştur.

Durum böyle iken, ehli küfür dünyayı dar etmeye devam ediyorlar her gün yüzlerce Müslümanın kanlarını akıtıyorlar.

Gizli kâfir münafıklarda Müslümanların yanında Müslüman görünüp kâfirler le beraber içli dışlı senli benli faaliyet gösteriyorlar.

Dünyayı hem kendilerine Hemde Müslümanlara dar etmeye çalışıyorlar.

Allah sübhanehü ihmal etmez mühlet verir.

Lakin kâfirlerin bu azgınlıkları, bu cür’et ve cesaretleri yeryüzündeki Müslümanların zayıflığından, dağınıklığından, parça parça öbek öbek darma dağınık oluşundan meydana gelmektedir.

Müslümanlar kur’anı azümüşşanın etrafında toplanıp birlikte hareket etmedikleri müddetçe bu esaret, zillet ve meskenet devam edecektir.

Yeryüzündeki tüm Müslümanlar, kalbi birlik ve ruhi ahenk içerisinde olmadıkları müddetçe, dünyada huzur, ahirette de kurtuluş çok zor olacaktır.

Yeryüzündeki bütün Müslümanlar bir vücudun uzuvları gibi tek bir yerden, Allah ve Resulüllahın emirleri istikametinde yönetilmedikleri müddetçe sıkıntıları devam edecektir.

Yeryüzündeki bütün Müslümanlar adil, emin, güvenilir ve hadisleri okuya bilen bir imamı kebire tabi olmadıkça allaha ve resulüllaha tam itaat gerçekleşmez. Müslümanlarda İslam kemal bulmaz.

hiristiyan âleminin Vatikan’ı ve papası varsa İslam âlemi halifesiz olmaz.

*Allahımız şöyle buyuruyor: ey imam şerefiyle müşerref olan ehli iman:

Siz, allaha itaat edin.

Onun resulüne de itaat edin.

Ve sizden olan emir sahiplerine de itaat edin.

Bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz onu allaha ve resulüne arz edin.

Eğer Allaha ve ahiret gününe inanıyorsanız böyle yapmanız sizin için daha hayırlı dır.

Ve netice itibariyle daha güzeldir. Nisa süresi 59

Allah sübhanehüye ve onun resulüne kayıtsız ve şartsız itaat mecburiyeti vardır.

Emir sahiplerinin emirleri Allah subhanehünün ve onun resulünün emirlerine uyduğu müddetçe itaat mecburiyeti olup Allah Teâlâ’nın emirlerine ve Resulüllah sallallahü aleyhi vesellemin sahih sünnetlerine muhalif bir şey olursa itaat söz konusu olmayıp bu niza ve anlaşmazlık Allahın kitabına ve resulün sünnetine arz edilir.

İmamı Şafii hazretlerine göre ülülemir iki sınıftır.

  1. bir işin Kitabullaha ve sünneti resulüllaha uygun olduğunu bilen âlimlerdir.
  2. bir işi Kitabullaha ve sünneti resulüllaha uygun yürüten amirlerdir.

Allah subhanehünün emirlerine, Kitabullaha, Resulüllah sallallahü aleyhi veselleme ve sahih sünnetlerine uymayan hususlarda hiçbir mahlüka itaat yoktur.

Kur’anı kerimde bir hususta açıkça bir emir olmasa dahi o hususta Resulüllah sallallahü aleyhi vesellemin sahih hadisi şerifi varsa onunla amel etme mecburiyeti vardır.

O kur ’anda yok diyerek terk edilmez. Hafife alınmaz.

Allahın resulünün Allahın emirlerine muhalif, kendi hevasına göre bir emir vermesi mümkün olmadığına göre, ona da müstakillen itaat mecburiyeti vardır.

*Zira allahımız: o kendi hevasından konuşmaz onun söyledikleri, ancak kendisine yapılan bir vahiydir buyuruyor. Necim 3-4

Haşir süresin dede Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

*Resulün size getirdiğini alınız. Ona uyunuz. Resulün size yasakladığına da son veriniz. Buyuruyor. Haşir 7

*Ali İmran süresin dede şöyle buyuruyor: habibim deki: eğer siz allahı seviyorsanız hemen bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok af edicidir.

Habibim de ki: allaha ve resulüne itaat edin.

Eğer itaat etmezde yüz çevirirlerse onlar iyi bilsinler ki Allah, itaat etmeyen, yüz çeviren o kâfirleri sevmez.  Ali İmran 31-32

ahzab süresin dede rabbimiz şöyle buyuruyor: Allah ve resulü bir işe hüküm ve karar verdiği vakit, erkek, kadın hiçbir Mü’min için, işlerinde muhayyerlik ve seçme hakkı olmaz.

Kim allaha ve resulüne isyan ederse muhakkak açık bir şekilde sapıklık etmiş olur. ahzab 36

Her hususta Resulüllah sallallahü aleyhi veselleme itaat etmedikçe Allah sübhanehü kulunu sevmez.

Müslümanların bütün sıkıntıları Allah subhanehünün emirlerine ve Resulüllah sallallahü aleyhi vesellemin kavli, fiili ve takriri sünnetlerine uymamaktan meydana gelmek etidir.

Yeryüzündeki bütün insanlığın maddi ve manevi sıkıntıları Allah ve resulüllahtan yüz çevirmekten meydana gelmektedir.

Zira maddi ve manevi dünyevi ve uhrevi insanlığın muhtaç olduğu her şeyi Allah c.c.habibikibriyası Muhammed Mustafa sallallahü aleyhi vesellem vasıtasıyla açıklamıştır.

Ne yazık ki susamış insanlık susuzluğunu gidermek için tuzlu deniz suyu içmekte içtikçe de susuzlukları artmaktadır.

Hak ile batılı, doğru ile yanlışı ayırt edebilmek için Allah subhanehünün verdiği o muazzam aklı bu uğurda kullanmayarak, dünyalarını dar edip yaşanmaz hale getirmektedirler.

Elbette ahiretteki ceza ve azap çok daha şiddetli olacaktır.

Hem dünya Hemde ahiret perişan!

Ne kötü bir akıbet!

*Allahımız şöyle buyuruyor: her kim benim zikrimden, kur’anı azümüşşandan, onu okumaktan, onunla amel etmekten yüz çevirirse, maddi yönden bolluk içerisinde bile olsa ona dar ve sıkıntılı bir hayat ve geçim vardır.

Ve onu biz kıyamet günü kör olarak haşir eder, diriltiriz.

Kör olarak diriltilen o insan: rabbim! Beni niçin kör olarak dirilttin?

Hal bu ki ben dünyada iken görüyordum der.

Allah sübhanehü de işte öyle! Sana bizim ayetlerimiz geldi de sen onları unuttun. Görmedin. Görmezlikten geldin.

Bu günde sen böyle kör olarak kalacak unutulacaksın. Sana acınmayacak, buyuracak.

Ve işte rabbinin ayetlerine inanmayıp israf edeni, biz böyle cezalandırırız.

Muhakkak ki ahiret azabı dünyadaki ceza ve beladan daha şiddetli ve daha devamlıdır. Taha süresi 124-125-126-127-

Allah sübhanehü yeryüzündeki Müslümanlara, yer altı ve yerüstü birçok zenginlikler ihsan etmişken Müslümanlar bu nimetleri ehli küfre peşkeş çekemez.

Müslüman kardeşleri aç iken, temiz su dahi bulamazken petrol paralarını küfrün hizmetinde kullanamaz. Aksi takdirde zilletten kurtulamaz.

Ehli küfür tarafından oynanan akıl almaz oyunlar, tuzak ve entrikalar yeryüzündeki Müslümanları uyandırmıyorsa, uyandırmayacaksa Müslümanları yarın cehennem ateşi uyandıracaktır.

O zamanki uyanış, nedamet ve pişmanlık faide vermeyecektir.

O gün keşkekler peş peşe sırlanacaktır.

Keşke ben kâfirleri dost edinmeseydim.

Keşke peygamberin yolunu tutsaydım diyecek.

Keşke ahirete hazırlık yapsaydım.

Keşke sen benden mağrip ile maşrık kadar uzak olsaydın sen ne kötü arkadaştın. Deyip pişmanlığını haykıracaktır.

 

Müslümanlar:

Maziden,

Halden ibret almayacak mıyız?

İspanyadan,

Kurtubadan,

elhamranın akıbetinden ders çıkarmayacak mıyız?

Irak’ın,

Libya’nın,

Mısırın,

Suriye’nin ve diğer İslam ülkelerinin düştüğü durumdan ders almayacak mıyız?

Şimdi parasına,

Atına,

Yatına,

Katına,

Yazlık,

Kışlık,

Lük evlerine,

4×4 ciplerine,

Son model arabalarına kıyamayan yeryüzündeki tüm Müslümanlar, yakın zamanda hemen yanı başımızda vuku bulmuş hadiselerden, Libya’nın zenginlerinden, rakın Suriye’nin zenginlerinden Saddam’ın, Kaddafi’nin akıbetinden ders almayacak mıyız?

Birkaç Müslümanın veya bir ülkedeki Müslümanların şuurlanması yeterli olmaz.

Çünkü ehli küfür, milleti vahide olarak Müslümanlara saldırıyorlar.

Müslüman ülkeleri tek tek saf dışı bırakıyorlar.

Perşembenin gelişi cumanın geleceğine işarettir.

Sıra bana dokunmayan yılan bin yaşasın zihniyetindekilere de gelecektir.

Bu bela ancak ittihadı İslam ile bertaraf edilebilecek bir beladır.

*Allah sübhanehü kâfirler size saldırırlarsa sizde onlara misliyle saldırın buyuruyor. Bakara süresi 194

*Diğer bir ayeti kerime dede allahımız: müşrikler sizinle topluca savaştıkları gibi sizde onlarla topluca savaşın buyuruyor. Tövbe süresi 36

Beş vakit namazda cemaatin sünneti müekkede olması,

Cuma ve bayramların cemaatle eda edilme mecburiyeti,

Hac esnasında bütün Müslümanların ayni gün Arafat’ta toplanma mecburiyetindeki önemli hikmet ve sebeplerden birisi ittihadı islamdır.

Toplantılarda Müslümanların meselelerinin konuşulması Müslümanların dertlerine çereler bulunması, yaralarına merhem sürülmesidir.

Ama ne yazık ki iş böyle olmaz oldu.

Hac ve umre ibadetleri şekilden ibaret resmi bir merasimi icra faaliyetine dönüştü.

Hacca ve umreye gidenler:

Zemzem,

Hurma,

tesbih,

Takke getirip en önemli şeyleri ihmal eder oldu.

Hazreti Ebubekir efendimizin imanından ve cömertliğinden bir nebze,

Hazreti Ömer efendimizin adalet ve takvasından bir nebze,

İmanın numunesi Hazreti Osman efendimizin hayâ ve iffetinden bir nebze,

Şecaatin ve ilmin numunesi hazreti ali efendimizin şecaat ve ilminden bir nebze,

Hazreti Hamza efendimizin kahramanlığından bir nebze,

Hazreti Bilal efendimizin samimiyetinden bir nebze,

Ashabı kiram aleyhimürrıdvan hazretlerinin resulüllaha bağlılıklarından, birbirlerine samimiyetlerinden, İslam kardeşliğinden bir nebze getire bilen çok az kaldı.

Dolayısı ile hacca ve umreye giden Müslümanlar mekkei mükerreme ziyaretinden, medinei münevvere ziyaretinden aldığı manevi haz ve esintiler ile ashabı kiram aleyhimürrıdvan hazretlerinin resulüllaha aşkından Nasip tar olarak dönmeli ashabı kiram ruhuyla hareke edecek bir haleti ruhiyyeye sahip olmalı, İslam kardeşliğinin tesisi gerçekleşmelidir.

Ümmeti islah edip düzeltecek yegâne çare, başa dönmek asrısaadet ruhuna sahip olmaktır.

İşte o zaman düşmanlar korkacaklar Müslümanlara sıkıntı veremeyecekler dünyayı dar edemeyeceklerdir.

İşte o zaman Müslümanlar üstün olacaklardır.

*Allahımız gevşemeyin kuvvei maneviyyenizi bozmayın mü’minim diyor gerçekten inanıyorsanız a’la ve üstün olan sizsiniz buyuruyor. Ali İmran 139

*Resulü Ekrem efendimizde hadisi şerifinde “İslam üstündür ona bir şey üstün gelemez buyuruyor.

Hicret esnasında resulü Ekrem efendimiz ve sıddiki Ekber radıyallahuanh garısevirde iken hazreti Ebubekir efendimiz çok endişelenmişti.

*Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem efendimiz ona şöyle demişti ”la tahzen innallaha meana”ya ebabekir sen üzülme, mahzun olma, endişe etme Allah c.c. Bizimle beraberdir.

Evet, Allahlımıza tam bağlanıp onun emirlerine ve yasaklarına riayet eder, Allahlımızın istediği, resulümüzün ve ashabı kiramın yaşadığı gibi islamı yaşarsak, elbette allahımız bizimle beraber olacaktır.

O, zaman endişelenmeye gerek kalmayacaktır.

Biz Allahın yolunda yürüyüp onun dininine hizmet edersek Allah subhanehünün yardımı kesin olacaktır.

*Çünkü Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: siz Allahın dinini yaşayıp onun dinine hizmet ederseniz Allah size yardım eder ve ayaklarınızı sabit kılar “Muhammed süresi 7

“Allah Teâlâ verdiği sözünden dönmez”aliimran 9

 

 

 

 

 

 

*Allahımız: ”ey iman edenler bir düşman gurupla karşılaştığınızda sebat edin ve allahı çok anın ki felah bulasınız.

allaha ve resulüne itaat ediniz.

Birbirinizle çekişmeyiniz.

Sonra dağılıp içinize korku düşerde kuvvetiniz elden gider.

Birde sabırlı olunuz. Çünkü Allah sabırlı olanlarla beraberdir ”buyuruyor. enfal süresi 45-46

*Nebi aleyhisselam hadisi şerifinde: yemek sofrasına davetlilerin bir birlerin çağırdıkları gibi ehli küfürde sizin elinizdeki malları, yerleri yurtları elinizden almak için üşüşecekler buyurdu.

Ashabı kiramdan birisi ya resülellah o gün az olduğumuzdanmı böyle olacak? Dedi.

aleyhisselam efendinimiz bilakis çok olacaksınız.

Lakin selin üzerindeki köpük ve çöplerin selin akıntısında sürüklendiği gibi zayıf ve kuvvetsiz olacaksınız.

Allah, Düşmanlarınızın kalbinden heybet ve mehabetinizi çıkaracak.

Kalplerinize zayıflık ve gevşeklik koyacak buyurdu.

  • O Sahabi o gevşeklik neden olacak ya resülellah? Dedi.
  • Resulü Ekrem sallallahü aleyhi vesellem: dünya sevgisi ve ölüm korkusundan” buyurdu. Buhari, Ebudavut, Müsnedi ahmed

 

 

Ne yazık ki Müslümanlar olarak hali pürmelalimiz budur.

Küfür seli saman çöpleri gibi Müslümanları oraya buraya götürüyor.

Küfür rüzgârı Müslümanları oraya buraya savuruyor.

İslam ülkeleri küfrün karşısında sebat edemiyorlar.

Ehli küfür büyük bir iştahla korkmadan ve hiçbir endişe duymadan Müslümanların elindeki gaza, petrole saldırıyorlar.

Bu duruma düşmüş yeryüzündeki bütün Müslümanların, derhal kendilerine gelip dünyevileşmekten kurtulmaları, birbiriyle kenetlenmeleri, düşmanlara korku salacak bir heybete sahip olmaları icap etmektedir.

Kendilerinden, hayatlarından, makam ve saltanatlarından endişe ederek milleti vahide olan ehli küfürden birilerine sığınan, onlardan medet uman İslam ülkeleri, başta Allah c.c. Den sonrada birbirlerinden, İslam ülkelerinden medet umsalar, hem dünyaları Hemde ahiretleri bakımından çok daha hayırlı olacağı kesindir.

Kâfirlerden medet ummaları ne ömürlerini nede saltanatlarını uzatmayacaktır.

Müslümanlar dik durmasını bilmelidir.

Adları ne olursa olsun küfür tek millettir.

Hristiyanların ve Yahudilerin Müslümanları sevmeleri Müslümanların iyiliğine bir iş yapmaları mümkün değildir.

Müslüman En doğru bilgiyi ve haberi kur ’anımızdan öğrenir.

Allah sübhanehü onların ne yapmak istediklerini esas gaye ve maksatlarını, kur’anı azimüşşanda biz kullarına haber veriyor.

*Allahımız bize şöyle sesleniyor: ey iman edenler: kendi dindaşlarınızdan başkalarını, Mü’minlerden başkasını dost edinmeyin.

Onlar Size fesat çıkarmakta kusur etmezler.

Onlar sizin sarpa sarmanızı, sizin sıkıntıya düşmenizi isterler.

Onların size karşı kin ve öfkeleri ağızlarından taşmaktadır.

Onların kalplerinin size karşı gizledikleri kin, nefret ve düşmanlık ise daha büyüktür.

Akıl ederseniz, düşünüp anlarsanız biz size ayetleri açıkladık.

Ha sizler öyle kimselersiniz ki onları seviyorsunuz.

Hâlbuki onlar sizi sevmezleler.

Siz bütün kitaplara iman edersiniz, onlar ise sizinle karşılaştıkları vakit, iman ettik derler.

Tenhada kendileri baş başa kaldılar mı, size olan kinlerinden parmaklarını ısırırlar.

Habibim de ki: kin ve öfkenizle geberin.

Muhakkak ki Allah bütün sadırların ve kalplerin içindeki düşünceleri çok iyi bilir.

Size bir iyilik, herhangi bir menfaat bir galibiyet bir zafer, bir başarı dokunursa onların zoruna gider.

Size bir kötülük, bir zarar, bir hezimet, bir mağlubiyet, bir başarısızlık dokunursa ona sevinirler.

Eğer siz sabır ederde takva sahibi olursanız onların hile ve tuzakları size hiç zarar vermez.

Şüphesiz ki Allah, ilmiyle onların yaptıklarını ve yapacaklarını kuşatmıştır. Ali İmran 117-118-119-120

*Başka bir ayeti kerimede allahımız Şöyle buyuruyor: onların dinlerine tabi olmadıkça, yani İslam dininden çıkıp Yahudi ve hiristiyan olmadığınız müddetçe, içinizle dışınızla onlara benzemedikçe ne Yahudiler, nede hiristiyan lar, senden ve ümmetinden kesinlikle ve asla razı olmazlar ve olmayacaklar..

Habibim de ki: gerçek doğru yol ancak Allahın yoludur. Kur’ anın yoludur. Doğru yol ancak islamdır.

Sana gelen bunca ilimden sonra, şayet sen ve senim ümmetin onların hevalarına, onların istek ve arzularına, onların maksat ve gayelerine, onların Müslümanların aleyhinde yaptıkları hile ve tuzaklara tabi olursanız. Bir daha Allahtan, sana ve onlara tabi olanlara hiçbir dost ve yardımcı yoktur. Bakara süresi 120

Resulü ekremin onların heva ve isteklerine uyması muhal olup burada resulü ekremin şahsında ümmetini, Müslümanları ikaz ve irşad vardır.

*Yine başka bir ayeti kerimede allahımız şöyle buyuruyor: ey iman edenler: yahudileride hiristiyanlarıda dost edinmeyin.

Onlar birbirlerinin dostlarıdır.

Sizden kim onları dost edinirse hiç şüphesiz oda onlardandır.

Yahudi ve Hristiyanları dost edinen zalimleri Allah doğru yola iletmez.

Kalplerinde nifak hastalığı olanları, onların içinde koşup dolaşırken, onların arasında, onlar ile beraber görürsün.

Onlar, Ne yapalım devir dönerse, devir değişirde onların eline geçerse başımıza bir felaketin gelmesinden korkuyoruz derler.

Ama umulur ki Allah yakında zaferi veya kendi tarafından bir emri getiriverir.

O, zaman onlar içlerinde gizlediklerine pişman olurlar.

O zaman İman edenlerde şöyle derler: bunlar mı? Var kuvvetleriyle sizinle beraberiz diye yemin edenler.

Onların bütün yaptıkları boşa gitti de onlar zarara uğrayanlardan oldular.

Ey iman edenler: sizden kim dininden dönerse, dinine sırt çevirirse şunu iyi bilsin ki dininden dönenlerin yerine Allah öyle bir kavim getirecek ki:

-Allah onları sevecek.

-Onlarda allahı sevecekler.

-Onlar mü’minlere karşı mütevazı olacaklar,

-Kâfirlere karşı da şiddetli olacaklar.

-Onlar Allah yolunda cihad edecekler.

-Onlar hiçbir kimsenin, hiçbir kınayıcının kınamasından ve ayıplamasından korkmayacaklar.

İşte bu Allahın bir lütfu ve ihsanıdır ki Allah onu dilediği kullarına verir.

Allah, ihsanı bol olan, her şeyi çok iyi bilendir.

Sizin dostunuz ancak Allah ve resulüdür.

Birde sizin dostunuz Allahın emirlerine baş eğen namazı dos doğru kılan ve zekâtını veren mü’minlerdir.

Her kim allahı resulüllahı ve mü’minleri dost edinirse, bilsin ki galip gelecek olanlar Allahın hizbidir. Allahı dost edinenlerdir.

Ey iman edenler sizden önce kendilerine kitap verilenlerden, dininizi oyuncak ve eğlence edinenlerle kâfirleri dost edinmeyin.

Eğer Mü’min iseniz Allahtan korkunuz.

Siz ezanla mü’minleri namaza çağırdığınız zaman, onlar o ezanı bir eğlence ve oyun yerine tutuyorlar. Onunla alay ediyorlar. Bu onların akılları ermez bir güruh olmalarındandır. Maide süresi 51-52-53*54-55-56-67-58

Ayeti kerimelerden ve hadisi şeriflerden anlaşıldığına göre Müslümanlara dünyayı dar edenler:

1.aşikâr kâfirler, inkârcılar,

2.Müşrikler, putperestler,

3.gizli kâfirler, münafıklar,

4.yahudiler,

5.hiristiyanlar,

Nebi aleyhisselamın ifadesiyle isimleri değişikte olsa küfür tek millettir.

Müslümanlar bir tarafa geriye kalanların hepsi bir tarafa!

Bunların içerisinde mü’minlere en büyük düşman:

Başta Yahudilerdir.

Onların Peşinden müşrikler gelir.

*Bunuda yine bize allahımız haber veriyor: yemin olsun ki iman edenlere en şiddetli ve azılı düşman, Yahudiler ile müşrikleri bulacaksın.

Sevgi itibariyle mü’minlere en yakın olarak da “biz hiriristiyanız diyenleri bulacaksın.

Bunun sebebi, o Hristiyanların içinde âlimlerin ve dünyadan vaz geçmiş rahiplerin bulunmasıdır.

Birde bunlar hakka tabi olmaktan kibirlenmezler. Ali İmran süresi 82

Allahımız bunları haber verdiğine göre siyasette, ticarette bu hususlara dikkat edilmesi muhakkak icap eder.

*Allahımız şöyle buyuruyor: artık Allahtan korkun bana itaat edin.

Müsrif kâfirlerin emrine itaat etmeyin.

Onlar yeryüzünü fesada verirler de düzeltmezler ”buyuruyor. Şuara süresi 150-151–152

*Ahzab süresinde de rabbimiz şöyle buyuruyor; kâfirler ve münafıklara itaat etmeyin, onlara boyun eğmeyin.

Onların verdikleri eziyetlere aldırış etmeyin.

Allah tevekkül edin.

Ona dayanın.

Ona güvenin.

Vekil ve muhafız olarak size Allah yeter. Ahzab 48

Allahım bizi dünyayı dar edenlerin hile ve tuzaklarından koru.

Allahım bizi kâfirlerin şerlerinden koru.

Allahım bizi nifak hastalığından koru.

Allahım bizi münafıkların şerrinden koru.

Allahım bizi kıskançlık hastalığından koru.

Allahım bizi kibir hastalığından koru.

Allahım bizi riyaset hastalığından koru.

Allahım bizi Dünyaperest olmaktan koru.

Allahım bizi nefsimizin şerrinden koru.

Allahım bizi şeytanın şerrinden koru.

Hidayete tabi olanlara selam olsun.