EHLİSÜNNET İTİKADI

EHLİSÜNNET YOLU VE KİLOMETRE TAŞLARI

EHLİSÜNNET İTİKADI

Kitabın adı: akaidi ömerinnesefidir.

Musannıfı Ömer Nesefi hazretleridir.

Konusu: akaid, diğer adıyla ilmi kelamdır.

İlmi kelam: zatı ilahiden, sıfatı ilahiden, enbiya ve Mürsel’inin ahkâmından, başlangıç ve sonuç itibarıyla mükevvenattan, kanunu İslamiye üzere bahs eden bir ilimdir.

Gayesi dünya ve ahiret saadetine nail olmaktır.

Amelde mezhep imamımız imamı azam Ebu Hanifedir.

İtikatta mezhep imamımız imamı maturididir.

Bu risalede geçen itikadi hükümler, ayeti kerimelerden ve hadisi şeriflerden çıkarılmış olup ehlisünnet âlimlerinin ittifak ettikleri hususlardır.

Dini celili islamın iki temeli ve esası vardır.

  1. iman ve itikat

2.amel ve ibadet

Bu iki esastan en önemlisi de iman itikat ve inanç tır.

Dinimizin itikat ve inanç yönü bir ağaca nispetle kök,

Bir vücuda nispetle ruh ve akıl,

Bir binaya nispetlede temel mesabesindedir.

Bir ağacın kökü ne kadar sağlam olursa, gövdesi, dalları ve meyveside o nispette olur.

Bir insanın ruhu ve aklı ne kadar sağlam ve selim olursa, onun muhakemesi ve mükâlemesi, iradesi ve istikameti de o nispette düzgün olur.

Bir binanın temeli ne kadar sağlam ve muhkem olursa depreme sarsıntılara o nispette dayanıklı olup uzun müddet payidar olur.

Köksüz bir ağacın yeşermesi, güzel meyveler vermesi mümkün olmadığı gibi, inanç ve itikadı sağlam olmayan bir ferdin ve o fertlerden oluşan bir toplumun, milletin ve devletin güzel ahlak meyveleri vermesi, insanlara karşı insani görevlerini, Allah sübhanehüye karşı kulluk vazifelerini yerine getirmesi düşünülemez.

Keza selim bir akla ve ruha sahip olmayan ferdin ve o fertlerden meydana gelen bir ailenin, cemiyetin, toplum ve milletin sağlıklı, huzurlu ve mutlu olmasıda düşünülemez.

Ayni şekilde temeli sağlam atılmamış bir bina en ufak bir sarsıntıda, yıkılıp içindeki insanların ölmesine, sakat kalmasına sebep olduğu gibi, inanç ve itikadı sağlam olmayan fertlerden meydana gelen bir toplumda, bir gün çöküp birçok insanın sefaletine ve mağduriyetine sebep olur.

Şu halde iman ve itikat Allah ve Resulüllahın istediği gibi, ashabı kiramın rivayet ettiği gibi, selefisalihin ve eimmei müçtehidin rıdvanullahi aleyhim ecmain hazretlerinin nakil ettiği gibi olmalıdır.

“BUNUN ADI EHLİSÜNNET VELCEMAAT YOLUDUR.

DİĞER BİR ADI FIRKAİ NACİYEDİR.

BU YOL RESULÜ EKREMİN VE ASHABI KİRAMIN YOLUDUR.

BUNUN DIŞINDAKİLER FIRAKI DALLE OLUP DOĞRU YOLUN SAPIK KOLLARIDIR.”

Aksi takdirde sapık fikirler yanlış inançlar oluşur. Günümüzde olduğu gibi bir birini tekfir eden birçok “fırakı dalle ”ortaya çıkar.

Müslüman olduğunu söyleyen ayni zamanda tekbir getirerek Müslüman kafası kesen sapık fırkalar zuhur eder.

Ehlisünnet itikadını imamı azam Ebu Hanife rahimehüllah yazdığı fıkhı Ekber risalesiyle anlatmıştır.

Ömer Nesefi hazretleride akılda kalacak muhtasar şekilde maddeler halinde yazmıştır.

Allamei taftazani hazretleride onu açıklayan bir şerh yazmıştır.

Ayrıca osmanı uşi hazretlerininde ezberlenmesi kolay beyitlerle emali isimli bir risalesi mevcuttur.

Birde imamı tahavi hazretleri akidei tahaviyye ismiyle ehlisünnet itikadını anlatmıştır.

Biz burada şimdilik, akılda kalıcı olması bakımından, tafsilata girmeden imamı Nesefi hazretlerinin yazdığı risalenin tercümesini yapmaya çalışacağız.

Nasip olursa ileride fıkhı ekberin ve akidei tahaviyyenin tercümesini de ilave edeceğiz. İrşad ve muvaffakıyet ancak Allah Teâlâ’dandır.

Ehlisünnet âlimlerine göre eşyanın hakikati vardır ve sabittir. Hayal mahsulü değildir.

Dolayısı ile eşyanın hakikati bilinir.

ESBABI İLİM

Eşyanın hakikati bilindiğine göre bunları bilmenin sebepleri vardır buda üçtür.

1.sağlam duyular

2.sadık ve doğru haber

3.akıl

Duyu organları sağlam değilse, haber doğru değilse, akıl yoksa veya noksansa veya zembile konulup tavana asılmışsa ilimde olmaz. Bu durumda olanların ilmine güvenilmez. Çünkü ona ilim denmez

HAVASSI HAMSE

Duyu lar beş tanedir

1.işitme

2.görme

3.koklama

4.tatma

5.dokunma

Bu duyulardan her biriyle niçin yaratılmış ise ona vakıf olunur. Gözle duyulmaz, kulakla görülmez.

HABERİ SADIK

Haberi sadık, doğru haber iki nev’idir.

1.haberi mütevatir

2.haberi Resul

HABERİ MUTEVATİR

Haberi mütevatir: yalan üzerine anlaşmaları düşünülmeyecek kadar çok olan bir topluluğun lisanları üzere sabit olan haberdir.

Geçmiş zamanlardaki melikleri ve görmediğimiz uzak yerlerdeki beldeleri bilmek gibi, Haberi mütevatir ile sabit olan bir haber ve bilgiyi kabul etmek zaruridir.

Böyle bir haber Bizzarure ilmi icap eder.

“Hristiyanların İsa aleyhisselamın çarmıha gerildiğini haber vermeleri kabul edilmez.

Bu haberi mütevatir olmaz. Çünkü onların bu haberi haberi mütevatirin şartlarına uymuyor. Zira akıl onların yalan üzerine anlaşmamalarını kabul etmiyor”

HABERİ RESUL

Haberi resul: Risalet ve peygamberliği mucize ile sabit olan resulün haberidir ki buda ilmi istidlaliyi icab eder.

Yani sura, Kübra ve neticeden meydana gelen bir delil ile sabit ilmi icap eder ki haberi resul ile sabit olan bir haber, kesin olmakta ve sabit olmakta, bizzarure beş duyu ile ve haberi mütevatir ile sabit olan ilme benzer. Gözle görülmüş ve haberi mütevatir ile duyulmuş gibi kabul edilir.

Yani risaleti mucize ile sabit olan peygamberin verdiği haberide kabul etmek zaruridir.

Mevcudiyetleri haberi mütevatir ile bize intikal eden uzak beldeleri inkâr edenin,

Veya gözle görünen bir şeyi inkâr edenin,

Veya kafanın kulaktan büyük olduğunu inkâr edenin aklından zoru olduğunu bidiğimiz gibi,

risaleti mucize ile sabit olan peygamberin getirdiği haberleri inkâr edeninde aklından zoru vardır.

Zira aleyhissalatu vesselam efendimiz: aklı olmayanın dini yoktur. Dini olmayanında aklı yoktur buyurdu.

Buradaki akıldan murat, diğer canlılarda da olan aklı maaş değildir. Öteleri, ötelerin ötesini ölümden de ötesini düşüne bilen aklı maaddır.

RESUL

Resul: Allah subhanehünün, emirlerini tebliğ etmek için mucize ile kuvvetlendirip halka gönderdiği bir insandır.

MUCİZE

Mucize: peygamberlik iddia eden kimsenin peygamberliğini ispat için gösterdiği “harikulade”olağan üstü hadiselerdir.

İbrahim aleyhisselamın ateşte yanmaması,

Musa aleyhisselamın asasıyla denizi yarıp geçmesi,

İsa aleyhisselamın ölüleri diriltmesi,

Peygamberimiz sallallahü aleyhi vesellemin işaretiyle ayın ikiye yarılması gibi olağan üstü hadiselerdir.

AKIL

Akılda ilmin sebeplerindendir:

Bir şeyin tümünün parçasından büyük olduğunu bilmek gibi, Düşünmeye ihtiyaç olmadan ilk bakışta akıl ile anlaşılan ve sabit olan ilimi kabul etmek zaruridir.

Dumanı görüp orada ateşin olduğunu veya gece bir ateş görüp orada dumanın olduğunu anlamak ve bilmek gibi bir delille sabit olan şeyler iktisabidir. Sebepleri düşünerek elde edilen bir ilimdir.

İLHAM

İlham feyiz yoluyla kalbe gelen bir manadır.

İlham Ehlisünnet âlimlerine göre bir şeyin sıhhatini ve doğruluğunu bilme sebeplerinden değildir.

Kalbe gelen itikat ile alakalı düşünce ve manalar edillei şeriyyeye uygun olduğu takdirde makbul olup muhalif olduğu takdirde red olunur. İlham ile bir takım şeyler öğrenile bilinir lakin

İlham şer’i ve dini Bir meseleyi ispat için başkasına delil olarak gösterilmez.ilham tek başına delil olmaz.

ÂLEM

Âlem: Allah sübhanehüden başka Allah Teâlâ’nın varlığına delalet eden bütün mevcudatın adıdır.

Varlığını ispata ne hacet kürrei âlem ile yeter ispatına halk ettiği bir zerre bile “ziya paşa”

Rabiayıadeviyye hazretlerine falan âlim Allah subhanehünün varlığını ispat için bin delil bulmuş dediklerinde demek bin tane şüphesi varmış demiş.

Âlem bütün cüzleriyle sonradan yaratılmıştır.

Çünkü âlem a’yan ve a’razdan ibarettir.

A’yan bizatihi kaim olup var ola bilen demektir.

Bu a’yan iki kısımdır.

– mürekkeb: herhangi bir cisim gibi cüzlerden ve parçalardan oluşur.

-gayri mürekkeb: cevher gibi cüzlerden ve paçalardan oluşmaz.

Cevher: parçalanmayan bir cüzdür.

Araz: renkler, hareketler, tatlar ve kokular gibi bizatihi kaim olmaz. Cisimlerde ve cevherlerde bulunur.

Âlem muhdes olduğuna, sonradan var olduğuna göre bu âlemin bir muhdisi var eden ve yaratanı vardır.

Bütün cüzleriyle sonradan var olan, ayan ve arazdan oluşan bu âlemi var eden ve yaratan Allah Teâlâdır.

SIFATI İLAHİY

Allah sübhanehü:

Vahiddir “bir ve tekdir”

Kadimdir “kendisinden önce bir yokluk geçmemiştir.”

Hayydır “hayat sahibidir, diridir.”

Kadirdir, “kuvvet ve kudret sahibidir”.

Semiidir,” işitme gücüne sahiptir”.

Basirdir, “görür.”

Şaiidir,” dileme gücüne ve kuvvetine sahiptir”

Ve müriddir,” irade sahibidir.”

Allah sübhanehü:

Araz değildir.

Cisim değildir.

Cevher değildir.

Musavver değildir, “mahlûkatın sureti olduğu gibi bir suret sahibi değildir.”

Mahdud değildir. “Hududu ve sınırı olan bir şey değildir.”

Madud değildir. “Sayılan bir şey değildir.”

Bir tümün parçası değildir.

Parçalana bilen bir şey değildir.

Parçalardan oluşan bir şey değildir.

Sonu ve nihayeti olan bir şey değildir.

Allah Teâlâ cinsiyetle erkeklik ve dişilikle maiyyetle vasıflanmaz,

Allah Teâlâ keyfiyetle de vasıflanmaz. Sıcak, soğuk, acı, tatlı, kuru, yaş gibi

Allah Teâlâ mekândan münezzeh olup mekânla alakası yoktur.

Allah Teâlâ üzerine zaman mefhumu cereyan etmez.

Allah Teâlâ’ya hiçbir şey benzemez. Allah Teâlâ’da hiçbir şeye benzemez.

Allah Teâlâ’nın ilminden, bilgisinden onun kudretinden hiçbir şey hariç kalmaz.

Varlık âleminde onun bilgisi olmadan yaprak dahi kımıldamaz. Onun kudretinin ve takdirinin haricinde hiçbir şey vuku bulmaz.

Allah sübhanehü her türlü noksan sıfatlardan münezzehtir.

Allah subhanehünün zatıyla kaim olan ezeli sıfatları olup bu sıfatlar, zatının aynıda değildir gayrıda değildir.

Bu sıfatlar:

İlim, “bilmek”

Kudret, “gücü olmak”

Hayat, “diri olmak”

Kuvvet,

Semi, “işitmesi olmak”

Basar, ”görmesi olmak”

İrade, “irade sahibi olmak”

Meşiet, “dilemesi olmak”

Fiil,” iş yapması”

Tahlik, “yaratması olmak”

Terzik, “mahlûkatı rızıklandırması”

Kelam, sıfatlarıdır. “Konuşma sahibi olmak.”

KELAM SIFATI

Allah sübhanehü kendisine mahsus bir kelam ile konuşur.

Bu kelam sıfatı Allah Teâlâ’nın ezeli bir sıfatı olup ses ve harf cinsinden olmamakla beraber sükût ve afete de zıt bir sıfattır.

Allah Teâlâ bu kelam sıfatı ile konuşur, emr eder, nehiy eder ve haber verir.

Kur’anı kerim Allah subhanehünün kelamıdır. Mahlûk değildir.

Kur’anı kerim Mushaflarımızda yazılıdır.

Kalplerimizde mahfuzdur.

Dil ve lisanlarımızla okunur.

Kulaklarımızla işitilir. Fakat onlara hulul edip geçmez. Süngerin suyu emdiği gibi sirayet etmez.

Mahlûk olmayan, Allah subhanehünün kelamı olup okurken bizden çıkan sesler, harfler ve kur’anı kerimin yazılı olduğu Mushaflar, kâğıtlar mahlûktur.

TEKVİN SIFATI

Tekvin: Allah Teâlâ’nın ezeli olan yok olmayan bir sıfatıdır.

Tekvin sıfatı, Allah Teâlâ’nın âlemi ve âlemin cüzlerinden her bir cüz’ü mevcut olduğu vakitte yaratmasıdır.

Ehlisünnete göre tekvin sıfatı mükevvenden ayrıdır. Çünkü mükevven yaratılandır. Tekvin ise onu yaratmaktır.

İRADE SIFATI

İrade Allah Teâlâ’nın zatıyla kaim olan ezeli bir sıfatıdır. Allah Teâlâ Murad edicidir, irade sahibidir.

RÜ’YETULLAH

Allah Teâlâ’nın cennette görülmesini akıl kabul eder.

Görüleceğine dair, ayet ve hadislerden nakli deliller olup inanmak vaciptir.

Ahiret yurdunda mü’minlerin Allah sübhanehüyü göreceklerinin vacip olduğuna dair ayeti kerime ve hadisi şeriflerden deliller varid olmuştur.

Allah sübhanehü Mekândan münezzeh olarak, ön taraftan olmaksızın, bir ziya ve ışığa bitişmeksizin, Allah Teâlâ ile gören arasında uzak, yakın bir mesafe olmaksızın görülecek.

EF’ALİ İBAD

Allah sübhanehü: iman, küfür, taat, isyan gibi kulların işlerini de yaratır.

Kulların bütün işleri, Allah subhanehünün iradesi, dilemesi, hükmü, karar vermesi ve takdir etmesiyledir.

İRADEİ CÜZİYYE

Bununla beraber kullar içinde işlerini ve amellerini seçme VE tercih etme yetkisi vardır.

(Referandum oylamasında dahi evet, hayır mührü basmak kişinin kendi seçimidir.

Durum böyle iken bazı insanlar işlediği günahı kadere yükleyip kendilerine mazeret kapısı aramaktadırlar. Böyle yaparak işlediği günah yetmiyormuş gibi birde haşa Allah Teâlâ’ya iftira edip suçluyorlar. Trafik suçu işleyen bir kimse bu benim alın yazımdı kaderimdi deyip cezadan kurtulamıyor)

İradeicüz’iye ile Tercih etme iradesiyle kullar sevap kazanırlar ve cezalanırlar.

Kulların kendi tercih ve seçimleriyle yaptıkları işlerden iyi ve güzel olanlardan Allah Teâlâ razı olur.

Kötü ve çirkin olanlardan razı olmaz. Dolayısı ile hiçbir kimse yaptığım iş benim alın yazımdır deyip mazeret beyan edemez. Çünkü yaptığı işin seçimi kendisine aittir.

Adam öldürüp ceza evine düşenlere kader kurbanı denilmesi çok hatalıdır.

İSTİTAAT MAALFİİL

İstitaat: bir işi yapmaya güç ve kuvvet bulmaktır.

İstitaat: bir iş kendisi ile olan kudretin hakikatidir.

Bu İstitaat ismi sebeplerin, aletlerin, uzuvların salim ve uygun olmasına bağlıdır.

Kula bir teklifin sıhhati bu istitaata dayanır.

İbadeti yapmaya gücü varsa kul o ibadetle mükellef ve sorumlu olur.

Bir kul gücünün yetmeyeceği bir şeyle mükellef ve sorumlu kılınmaz.

Hastaya oruç farz olmaz.

Fakire zekât farz olmaz.

Fakire hac farz olmaz.

Hacca gidip gelebilecek şekilde Uzuvları sağlam olmayan kimseye hac farz olmaz.

İma ile dahi namaz kılmaya güç yetiremeyen kimseye namaz farz olmaktan çıkar. Çünkü İstitaat maalfil mevcut değildir.

KULLARIN YAPTIĞI İŞLERİDE ALLAH TEÂLA YARATIR. ANCAK ALLAH TEÂLA HALİK KULDA KASİPTİR.

Dövülen bir insanda dövmenin akabindeki his edilen acı,

Bir insanın bir camı kırmasının akabinde ki kırılma ve bunlara benzeyen her şey Allah Teâlâ’nın yaratmasıyladır. Yaratma yönüyle kulun bir dahlü tesiri yoktur.

ECEL BİRDİR

Katil tarafından öldürülen kimse de eceliyle ölmüştür.

Meyyit ile ölen ile kaim olan ölüm hadisesi de Allah Teâlâ’nın yaratmasıyladır. Yaratma yönüyle ve kazanım yönüyle kulun bir dahlü tesiri yoktur.

Yatağında ölen, bir kazada ölen, bir katil tarafından öldürülen insan eceliyle ölmüştür.

Ecel birdir.

Nitekim çok yüksek yerlerden düşen bazı insanlar ölmeye biliyor.

Kuvvetli darbeye maruz kalmasına rağmen bazen camlar kırılmaya biliyor.

Bir katil ölümcül darbe vurduğu halde Allah Teâlâ ölümü yaratmazsa insan ölmeye biliyor.

Ölüme sebebiyet veren kimse iradei cüz’iyesini kendi isteğiyle yanlış yerde kullandığı için suçludur.

HARAMDA RIZIKTIR

Haram Allah subhanehünün yasakladığı yiyecekleri ve içecekleri yiyip içmek ve izni ve rızası olmadan başkasının malını yemektir.

Rızık boğazdan aşağıya inen yiyecek ve içeceklerdir.

Dolayısı ile haram yiyen rızık yemiş olur. Lakin Allah subhanehünün haram kıldığı bir şeyi yiyip içtiği için mes’ül ve günahkâr olur.

Her insan helalde olsa haram da olsa kendi nefsinin rızkını yer.

Hiçbir insanın kendi rızkını yememesi düşünülemez.

Ayni şekilde hiçbir insanın kendisine ait bir rızkını, bir başkasının yemeside düşünülemez.

Allah sübhanehü hidayeti dileyen ve isteyen kimseye hidayet eder. Dalaleti ve sapıtmayı isteyen kimseyide sapıtır.

Kul: iradei cüz’iyyesini hidayette kullanırsa, Allah Teâlâ ona hidayet verir.

Kul: iradei cüz’iyyesini dalalette kullanırsa, Allah Teâlâ onu sapıtır.

Dileyen iman eder. Dileyen kâfir olur.

ASLAH LİL ABİD

Aslah lil abid: kul için faideli olan şeyler demektir. Kul için faideli olan şeyleri kuluna vermesi, Allah Teâlâ’ya vacip değildir.

KABİR AZABI

Kâfirler için ve mü’minlerin asilerinin bazıları için kabir azabı vardır ve haktır.

Taat ve ibadet ehlinin kabirde nimetlenmeside haktır doğrudur.

Münker ve nekir isimli meleklerin kabir süalleride haktır doğrudur.

Bunların hepsi sem’i delillerle, ayeti kerime ve hadisi şeriflerle sabittir.

Öldükten sonra dirilmek hak ve doğrudur.

Amellerin sevap ve günahların mizanda tartılması hak ve doğrudur.

Amellerin, sevap ve günahların kiramen kâtibin melekleri tarafından yazılması, kıyamet günü her kese amel defterlerinin verilmesi hak ve doğrudur.

Kıyamet günü herkese, amelleriyle ve dünya hayatıyla alakalı hesap sorulması hak ve doğrudur.

Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem efendimizin “havzı kevseri” hak ve doğrudur.

İnsanlardan kimilerinin üzerinden kayıp cehenneme düşeceği, amellerine göre bir kısmının şimşek gibi bir kısmının atlı gibi

Bir kısmının kuş gibi

Bazılarının da sürünerek geçeceği cehennem üzerinde uzatılmış, hesabın zor olmasından kıldan ince kılıçtan keskin diye tarif edilen sırat köprüsüde hak ve doğrudur.

Sırattan geçenler cennete kavuşacaklar.

Geçemeyenler cehenneme düşecekler.

Kâfirler ebedi olarak cehennemde kalacaklar.

Zerre kadar dahi olsa azıcık imanı olanlar Arhamurrahimin olan Allah subhanehünün dilediği kadar cezalarını çekip cehennemden çıkacaklar, geçte olsa cennete gireceklerdir.

Cennet haktır ve doğrudur.

Cehennemde haktır ve doğrudur.

Cennet ve cehennem şu an her ikiside mahlûk ve mevcutturlar.

Cennet ve cehennem he ikiside baki ve kalıcı olup yok olmayacakları gibi cennet ve cehennem ehlide yok ve fani olmayacaklar.

Ehli iman cennete girip orada ebedi kalacaklar. Bir daha cennetten çıkmayacaklar.

Ehli küfürde cehenneme girecek ebedi olarak bir daha oradan çıkmayacaklar.

Mü’minlerden isyankâr ve günahkâr olanlar, meşyyeti ilahiyeye bağlı olarak, cezalarını çektikten sonra cennete girecekler, onlarda bir daha cennetten çıkmayacaklar orada ebedi olarak kalacaklar.

GÜNAHI KEBAİR

Günahı kebair: büyük günahlar demek olup hadisi şeriflerde sayılmıştır

-Allah sübhanehüye şirk ve ortak koşmak,

-Haksız yere adam öldürmek,

-İffetli bir insana iftira ve bühtanda bulunmak,

-Zina etmek,

-Harpten kaçmak,

-Sihir ve büyü yapmak,

-Yetim malı yemek,

-Ana babaya isyan etmek,

-Faiz yemek,

-Hırsızlık yapmak,

-Şarap içmek,

-Küçükte olsa günahlarda israr etmek gibi günahlardır.

Günah olduğunu inkâr etmeden büyük günahları işlemek, Mü’min bir kulu imandan çıkarmaz. Küfre sokmaz.

Günah olduğunu inkâr etmeden büyük günah işleyen kâfir olmaz ona kâfir denmez.

Allah sübhanehü kendisine şirk koşulmasının haricinde tövbe ettikleri takdirde dilediği insanlar için, büyük, küçük bütün günahları af eder.

Müşrik olan bir insan bile kelimei şahadet getirip kalple tasdik ederse Allah Teâlâ onu dahi af eder.

Allah Teâlâ’nın bir kulunu küçük günahından dolayı cezalandırması, günahları helal kabul etmedikçe büyük günahını af etmesi caiz ve mümkündür.

Günahları helal kabul etmek mahzursuz saymak ise küfürdür. Küfrün ve şirkin affı yoktur.

Af etmek ve cezalandırmak Allah subhanehünün yetkisindedir. Niçin af ettiğini, niçin cezalandırdığını biz bilemeyiz. Çünkü Allah subhanehünün hikmetinden sual olunmaz.

ŞEFAAT

Büyük günah sahipleri hakkında enbiya aleyhimüsselamın ve evliye, şüheda ve ulema gibi hayırlı insanların şefaat etmeleri ayeti kerime ve hadisi şerifler ile sabittir.

Mü’minlerden büyük günah işleyenler cehennemde ebedi kalmayacaklar.

ŞERİATTA İMAN

Şeriatta iman, nebi aleyhisselamın Allah Teâlâ’dan getirdiği şeyleri kalple tasdik edip dil ile ikrar etmektir.

Kelimei şahadet ve kelimei tevhid bunun özetidir.

Dolayısı ile kur’anı kerimin tüm ayetlerini kabul edip sadece, mesela içki veya zina veya hırsızlıkla alakalı bir ayeti inkâr etse Mü’min sayılmaz.

Yarım Mü’min yoktur.

Hem Mü’min hem kâfirde yoktur.

Ya mü’mindir yâda kâfirdir.

AMELLER

Ameller kendi nefsinde artıp eksilir.

İman ise artıp eksilmez, ziyadeleşip noksanlaşmaz. Kuvvetli ve zayıf olur.  Nuru artar.

İman ve İslam kelime olarak ayrı manalar ifade ediyorsa da ikiside birdir.

Mü’min, Müslümandır.

Müslümanda mü’mindir.

Bir insandan kalple tastık dillede ikrar olduğu zaman, ben hakikaten, gerçekten mü’minim demesi doğru olup ben inşaallah mü’minim demesi uygun olmaz.

Kendisinin hakikaten Mü’min olduğuna inanıp Allah isterse, dilerse mü’minim demesi uygun düşmez.

SAİD VE ŞAKİ

Mü’min bir kimse dininden dönüp mürtet olmak suretiyle kâfir olabilir.

Kâfir bir kimsede küfründen vaz geçip iman etmek suretiyle Mü’min olabilir.

Ancak bu değişiklik saadet ve şekavet üzerine olup “is ’ad” ve “işka” üzerine değidir. Çünkü bu iki sıfat Allah Teâlâ’nın sıfatları olup Allah sübhanehü ve onun sıfatlarında bir değişiklik olmaz.

İs’ad: bir insanı Mü’min yapmak,

İşka: bir insanı kâfir yapmak demektir.

PEYGAMBERLERİN GÖNDERİLMESİ

Peygamberlerin gönderilmesinde birçok hikmet vardır.

Allah sübhanehü: müjdeleyici, uyarıcı, din ve dünya işlerinden insanların muhtaç oldukları şeyleri beyan edici olarak insanlara yine insanlardan birçok peygamberler gönderdi. Onları adetleri bozan olağan üstü mucizeler ile kuvvetlendirdi.

Enbiyanın ilki âdem aleyhisselam dır. sonuda Muhammed sallallahü aleyhi vesellem dir.

Bazı hadisi şeriflerde peygamberlerin adet ve sayıları rivayet edildiyse de evla olan bir sayı ile sınırlamamaktır.

Çünkü Allah sübhanehü ayeti kerimede “biz onların bir kısmını sana anlattık bir kısmını sana anlatmadık buyuruyor.

Bir sayı ile sınırlandırıldığı zaman peygamber olmayanı onların içine koymaktan veya peygamber olanı onlardan çıkarmaktan emin olunmaz.

Peygamberlerin hepsi Allah Teâlâ’dan aldıkları emirleri haber verip tebliğ ettiler.

Onların hepsi sadık ve nasihat edicilerdir.

Enbiyanın en faziletlisi Muhammed sallallahü aleyhi vesellem dir.

MELAİKE

Melekler Allah Teâlâ’nın emriyle amel eden, kullarıdır.

Melekler günah işlemezler.

Melekler erkeklik ve dişilikle vasıflanmazlar.

KİTAPLAR

Allah Teâlâ’nın peygamberler üzerine indirdiği birçok kitapları olup emir ve yasakları cennet ve cehennemi o kitaplarda beyan etti.

MİRAÇ

Miraç hadisesi: ruh maalcesed olarak uyanık vaziyette iken Resulüllah sallallahü aleyhi vesellemin semavata sonrada Allah Teâlâ’nın dilediği yüksek yerlere kadar çıkması haktır doğrudur.

Miraç hadisesinin ayet ile sabit olan mescidi haramdan mescidi aksaya kadar olan kısmını inkâr etmek küfürdür.

Haberi vahid ile sabit olan kısmını inkâr edenler ehlisünnet dışı olup bid’at ehlidir. fırakıdalledendir.

KERAMET

Evliyanın kerameti haktır doğrudur. Peygamberden zuhur eden harikulade hadiselere mucize,

Peygamberin takva ehli velayet mertebesine ermiş ümmetinden zuhur eden harikulade hadislere keramet denir.

Evliyadan olan bir kimseden uzak bir mesafeyi az bir zamanda gitmek,

İhtiyaç anında yiyecek ve giyecek gibi şeylerin zahir olması,

Su üzerinde yürümek,

Havada uçmak,

Hayvanlar ve cansız cemadat ile konuşmak ve bunlara benzer şekilde adet dışı keramet zahir olur.

Veli bir kimseden zahir olan bu keramet velinin peygamberi için bir mucizedir.

Çünkü o keramet ile onun veli olduğu zahir oluyor.

Bir kimse ancak dininde ve diyanetinde samimi olursa veli olur. Onun diyaneti ise resulün risaletini tasdik ve ikrardır.

Nebi aleyhisselamdan sonra beşerin en faziletlisi ve üstünü:

Ebubekrinissıddik,

Sonra Ömerülfaruk,

Sonra osmanı zinnureyn,

Sonra Aliyyülmürteza dır. Radıyallahü anhum ecmain

Hilafette bu tertip üzeredir.

Hilafet otuz senedir. Sonrası melik ve emirliktir.

İMAMET

İslami hükümleri uygulamak,

Had cezalarını yerine getirmek,

Kaleler inşa etmek,

Askerleri teçhizatlandırmak,

Sadakları ve zekâtları toplamak,

Devlete karşı gelenleri, hırsızları eşkıyayı yok etmek,

Cum’a ve bayram namazlarını kıldırmak,

İnsanlar arasında vuku bulan kavga ve anlaşmazlıkları ortadan kaldırmak,

Hak sahiplerinin gösterdiği şahitleri kabul etmek,

Velisi olmayan kız ve erkek çocukları evlendirmek,

Devletin gelirlerini adaletli şekilde dağıtmak,

Ve bunlara benzer halkın ihtiyaçlarını karşılamak için Müslümanlara kesinlikle, şüphesiz ve muhakkak bir imam, önder ve lider lazımdır.

Bu imamın açıkta olması, gizli olmaması, beklenen birisi olmaması lazımdır.

Kurayş kabilesinden ehil birisi olabilir.

Kurayşten ehil birisi varken başkası uygun olmaz.

İmamet Beni haşime ve ali radıyallahü anhın evladına mahsus değildir.

İmamın masum ve günahsız olması şart değildir.

Zamanının en üstünü olmasıda şart değildir.

Ancak siyaset sahibi olması, İslami hükümleri uygulamaya, İslam diyarının hududunu muhafaza etmeye, mazlumun hakkını zalimden almaya kadir, Müslüman, erkek, hür, akıllı ve baliğ olması şarttır.

İmam fasıklığı ve zulmü sebebiye imametten azil edilmez.

Her iyi ve günahkâr imamın arkasında namaz kılmak caiz olur.

Her iyinin ve günahkârın cenaze namazı kılınır.

Ashabı kiram ancak hayırla yâd edilir. Başka türlü anlatılmaları yasaklanır.

Nabi aleyhisselamın cennetle müjdelediği Aşerei mübeşşere için bizde cennete gireceklerine şahitlik ederiz.

Hazeri ve seferi iken mestler üzerine mesh etmeyi caiz görürüz.

Hurma şırasını haram kılmayız.

Hiçbir veli ne kadar takva olursa olsun ne kadar çok ibadet ederse etsin asla enbiya dercesine ulaşamaz.

Bir kul ne kadar abid olursa olsun emir ve yasaklar kendisinden sakıt olacak bir mertebeye ulaşamaz.

MÜSLÜMANI KÜFRE GÖTÜREN HUSUSLAR

Deliller, ayet ve hadisler zahirine haml olunur.

Ehli batının iddia ettiği batiniliğe yönelmek küfre meyil etmektir.

Delilleri red etmek küfürdür.

Günahları helal kabul etmek küfüdür.

Günahları hafife almak, önemsememek küfürdür.

Şeriatla alay etmek küfürdür.

Allah Teâlâ’nın rahmetinden ümid kesmek küfürdür.

Allah Teâlâ’nın azabından emin olmak küfürdür.

Falcının, kâhinin gaybden ve gelecekten verdiği haberleri tasdik etmek küfürdür.

Şey: mevcut olana denir. Dolayısı ile yok olana şey denmez.

Hayatta olanların ölüler için dua etmelerinde, ölülerden dolayı sadaka vermelerinde ölüler için büyük menfaat ve fayda vardır.

Allah sübhanehü yapılan duaları kabul eder, ihtiyaçları karşılar.

Deccal in çıkması,

Dabbetülarzın çıkması,

Ye’cuc ve me’cucun çıkması,

İsa aleyhisselamın semada inmesi,

Güneşin batıdan doğması gibi kıyamet alametlerinden

Nebi aleyhisselamın verdiği haberler haktır doğrudur.

İCTİHAD

İçtihat: maksada ermek için bütün gücünü harcamak demektir.

Müçtehit: ayet ve hadislerden doğru hüküm çıkarmak için bütün gücünü harcayan demektir.

Müçtehit ola bilmek için ayet ve hadislerin dalbilibaresi, dalbiddelalesi dalbiliktizasını, dalbilişaresini, hakikat, mecaz, sarih, kinaye, has, aam, müşterek, müevvel, zahir nas, müfesser, muhkem, hafi, müşkil,mücmel,müteşabih,sebebinüzul,sebebivürud ve hadis ilminin incelikleri gibi bir çok ilme vakıf olmak icap eder.

Müçtehit bazen hata eder bazende isabet eder.

Dört hak mezhep imamlarının ihtilafları ümmeti Muhammed için geniş bir rahmettir.

Beşerin resulleri meleklerin resullerinden faziletlidir.

Meleklerin resülleride beşerin umumisinden faziletlidir.

Beşerin umumisi ise meleklerin umumundan faziletlidir.

EN DOĞRUSUNU ALLAH SÜBHANEHÜ DAHA İYİ BİLİR

Başta Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem olmak üzere,

Ashabı kiram aleyhimürrıdvan,

Tabiin,

selefisalihin,

Dört hak mezhebin imamları,

İmamı gazali,

İmamı rabbani,

Son devrin Osmanlı ulemasından,

Süleyman Hilmi Tunahan,

Elmalı Hamdi yazır,

Ömer Nasuhi bilmen,

Düzceli zahit kevseri,

Mustafa Sabri,

Abdülhakimi arvasi

Gibi buraya sığmayacak birçok ulemaikiram ehlisünnet yolunun kilometre taşlarıdır. Rahmetullahi Teâlâ aleyhim ecmain

Dini hususlarda bir müşkilimiz olduğunda takip edeceğimiz yol güzergâhı bu büyüklerin yoludur.

Resulü Ekrem sallallahü aleyhi vesellem efendimiz ashabı kiram ile otururlarken kumun üzerine düz bir çizgi çizip sağına ve soluna kırık çizgiler çizdikten sonra, düz çizgiyi göstererek, bu benim dosdoğru yolumdur ona tabi olunuz. Bu doğru yolun sağındaki ve solundaki kırık çizgilerde şeytanın yollarıdır onlardan uzak durunuz. Buyurdu.

Doğru yol ehlisünnet yoludur.

Diğer yollar şeytanın yollarıdır.

Allahım bizleri sıratı müstakimde sabit kıl.

Hidayetini nasip ettikten sonra ayağımızı kaydırma.

Bizi hak yoldan caydırma.

İslam büyüklerinin yolundan ayırma.

Hidayete tabi olanlara selam olsun.