ASIR SURESİ VE MÜSLÜMANLAR

Asır süresi ve Müslümanlar

Asır sürei celilesi üç ayettir.

Bu sürei celile kur’anı azimüşşan ın en kısa sürelerinden olmakla beraber, geçen sürelerin bütün nasihatlerini hulasa edip özetlemektedir.

İmamı Şafii hazretlerinin” başka bir şey nazil olmasa idi kur’anı kerimden bu sürei celile insanlara yeterdi.

Bu sürei celile kur’anı kerimin bütün ilimlerini kapsamaktadır” Buyurduğu rivayet olunmuştur.

1.ayet: asra yemin ederim ki,

2.ayet: insan muhakkak çok büyük bir hüsran ve ziyan içindedir.

3.ayet: ancak iman edip salih amel işleyenler

-Birbirlerine hakkı tavsiye edenler

-Bir birlerine sabrı tavsiye edenler müstesnadır.

VAKİT VE ZAMAN

Bu sürei celile deki Asır kelimesi, zamanın tamamı, gecesi gündüzü, azı çoğu, sabahı akşamı manasına şamil olduğu gibi

Zamanın ikindi vaktine,

Kâinat kendi şerefine yaratılan hatemülenbiya Muhammed Mustafa sallallahü aleyhi vesellem efendimizin dünyayı teşrif ettikleri zamana da şamildir.

Bu sebeple mutlak zaman, ikindi vakti ve resulü Ekrem efendimizin asrı çok kıymetli ve değerlidir.

Çünkü Allah sübhanehü kur’anı azimüşşanda önemli şeylere yemin edip yemin olunan şeylere önem ve ehemmiyet verilmesini Murad ediyor.

Allah Teâlâ kur’anı kerimde 94 yerde yemin ile ifade buyuruyor.

Allah sübhanehü:

Kur’anı hâkime,

Kur’anı mecide,

Kur’anı Mübin’e,

Saf bağlayıp duranlara,

Bulutları sevk ve idare edenlere,

Ku’anı kerim tilavet edenlere,

Tozutup savuran rüzgârlara,

Yağmur yüklü bulutlara,

Akıp giden gemilere ve seyyarelere,

İşleri taksim eden meleklere,

Tur dağına,

Açılmış sahifelere,

Yazılan kitaba, Tevrat ve kur’anı kerime,

Beyti mamura,

gök kubbeye,

Kızdırılmış denize,

Battığı zaman yıldıza,

Peyderpey inen kur’ ana,

Kaleme ve erbabı kalemin dizip yazdıklarına,

Gördüklerinize,

Doğuların ve batıların rabbine,

Ağardığı zaman sabah vaktine,

Kıyamet gününe,

Birbiri ardından gönderilen rüzgârlara,

Estikçe esen boranlara,

Yağmuru yaydıkça yayanlara,

Hak ile batılı ayıranlara,

Vahyi getiren meleklere,

Kâfirlerin ruhlarını şiddetle söküp çıkaran meleklere,

Mü’minlerin ruhlarını usulcacık çeken meleklere,

Yüzüp akıp gidenlere,

Hayırda yarışıp geçenlere,

İşleri idare edenlere,

Güneşin dürüldüğü zamana,

Yıldızların dürüldüğü zamana,

Dağların yerinden oynadığı zamana,

Mallar terk edildiği zamana,

Bütün yabani hayvanlar bir araya getirildiği zamana,

Denizler kaynayıp ateş kesildiği zamana,

Ruhlar bedenlerle birleştiği zamana,

Diri diri mezara gömülen kız çocuklarına hangi günahın sebebiyle öldürüldün denileceği zamana,

Amel defterlerinin açılacağı zamana,

Gök kubbe şimdiki halinden başka bir hale dürüleceği zamana,

Cehennemin kızıştırıldığı zamana,

Cennetin yaklaştırıldığı zamana,

Herkesin amelinin hazır edileceği zamana,

Gece görünüp gündüz kayb olan yıldızlara,

Dolaşıp yuvalarına giren seyyarelere,

Karanlığı bastığı vakit geceye,

Ağardığı vakit sabaha,

Burçların sahibi semaya,

Zifiri karanlığı delip geçen yıldızlara,

Sabah vaktine,

Zilhicce ayından ilk on geceye,

Her çifte ve teke,

Geçtiği vakit geceye,

Mekkei mükerremeye,

Babaya ve doğan çocuğa,

Kuşluk vaktine,

Sakinliği çöktüğü vakit geceye,

İncire,

zeytune,

Sina dağına,

Beldei emine,

Harıl harıl koşan atlara,

Tırnaklarıyla ateş çakanlara,

Sabah vakti baskın yapanlara,

Tozu dumana katanlara,

Topluluğun ortasına girenlere, yeminü kasem ediyor.

Bu yeminler, hepsinin çok önemli olduğuna işarettir.

Ayrıca Allah sübhanehü beş yerde de kendi nefsine yemin ile beyan buyuruyor.

 

Elbette beşerin takatinin üstündeki bu muazzam hadiseleri ve Allah subhanehünün insana bahş ettiği akıl nimeti sayesinde birçok insanı hayrete düşüren, beşer eliyle yapılan bütün gelişmeleri de yaratan Allah sübhanehüdür.

Bütün ilimler, bilimler, keşif ve icatlar, Allah Teâlâ’nın izni ve müsaadesiyledir.

Allah Teâlâ izin vermezse bütün akıllar dumura uğrar, bütün zekâlar çaresiz kalır.

Sular çekildiği,

Güneş bir daha doğmadığı,

Gökten yağmur yağmadığı zaman, akılları ve zekâlarıyla her şeyi hal edebileceğini zan eden insanlar çaresiz kalırlar.

Bütün çareleri ve sebepleri yaratan Allah sübhanehüdür.

Müsebbibi hakiki Allah Teâlâ takaddes hazretleridir.

Bu muazzam hadiseler bakıp kâinat kitabını okuyarak, zamanı altmış sene nafile ibadetten çok daha hayırlı olan tefekkürle geçirmelidir.

Allah sübhanehü soruyor: nereye gidiyorsunuz?

 

 

 

 

Allah sübhanehü Bu sürei celile dede asra ve zamana yeminü kasem ediyor ki zaman mefhumu ehemmiyetli ve çok önemli hususlardandır.

Çünkü dünyanın acayip halleri ve hadiseleri zaman dediğimiz mefhumda cereyan ediyor.

Zaman mefhumu mahlûkat içerisinde en acayip ve esrarengiz hadislerdendir.

Zira zaman bizi eskitiyor kendisi eskimiyor.

Zaman gidiyor bir daha geri dönmüyor.

Zaman bizi ihtiyarlatıyor fakat kendisi ihtiyarlamıyor.

Zaman durmuyor fakat biz duruyor muyuz?

Zaman geçirdik diye seviniyoruz fakat ömrümüzün eksildiğinin farkındamıyız?

En iyi insanlar zaman dediğimiz mefhumda dünyaya gelip dünyadan gidiyorlar.

En kötü insanlarda zaman dediğimiz mefhumda dünyaya gelip dünyadan gidiyorlar.

En önemli hadiseler zaman mefhumunda cereyan ediyor.

En büyük maddi ve manevi kar ve kazançlar zaman mefhumunda elde ediliyor.

En büyük maddi ve manevi zararlar zaman denilen mefhumda yapılıyor.

Cennette cehennemde zaman denilen mefhumda kazanılıyor.

Maddi ve manevi terakki zaman mefhumunda oluşuyor.

Ölümde hayatta zaman mefhumunda vücut buluyor.

İlimde elemde zaman mefhumunda elde ediliyor.

Saadet ve mutluluk, sevinç ve sürur, keder ve hüzün, gam ve kasavet zaman mefhumunda başımıza gelen hadiselerdendir.

Denizler, nehir ve ırmaklardan, nehir ve ırmaklar derelerden, dereler yağmurlardan oluştuğu gibi ömürler senelerden, seneler aylardan, aylar gün ve gecelerden, gün ve geceler saatlerden, saatler dakikalardan, dakikalarda saniyelerden oluşur. Öyle ise her saniye dahi Allah sübhanehüyü zikr etmek için büyük bir fırsat olup değerlendirmeleridir.

Velhasıl dünyevi ve uhrevi her türlü kar ve zarar, kazanç ve kayıp zaman mefhumuyla alakalıdır. Şu halde zaman çok önemlidir.

Zaman dediğimiz bu varlık izafi olup mahlûkat ile alakalıdır.

İnsanların ve toplumların eceli zaman ile alakalarının bitmesiyle meydana gelir, buna ölüm denir.

Allah Teâlâ üzerine zaman dediğimiz bu mefhum cereyan etmez.

Mahlûkat dediğimiz, Allah Teâlâ’dan başka her varlık zaman ile alakalıdır.

Mahlûkatın, yaratıldığı zamandan itibaren şu ana kadar ve kıyametin vukuuna kadar gelmiş geçmiş ve gelecek bir müddeti, zamanı ve yaşı vardır.

Allah Teâlâ ise zamandan ve mekândan münezzehtir.

Allah Teâlâ için dün, bu gün, yarın gibi, geçmiş, şimdiki zaman ve istikbal ile alakalı zaman mefhumu yoktur.

Bunların hepsi izafi kavramlar olup yok olmaya mahkûm olan mahlûkat ile alakalıdır.

Biz insanlar on yirmi, elli, yüz, beş yüz sene sonra ve ila yevmilkıyame vede kıyamet sonrası Allah Teâlâ’nın bildirdikleri hariç vuku bulacak hadiseleri bilemeyiz. Bizim için bunlar gayb bilgisidir. Ancak Allah sübhanehü için gayb yoktur.

Allah sübhanehü Gelecek zamanın tamamında hangi hadislerin cereyan edeceğini o zamanlarda ülkeleri kimlerin idare edeceğini, insanlar tarafından ne gibi keşif ve icatlar yapılacağını vs. hepsini ilmi ezelisiyle bilir. Çünkü zamanı, insanları ve insanların yaptıkları bütün işleride yarata Allah sübhanehüdür.

Zaman mefhumuda diğer mahlûklar gibi bir mahlûk olup Allah sübhanehü üzerine zaman cereyan etmez. Yani Allah Teâlâ’nın dünü, bugünü, yârini yoktur.

Allah sübhanehü”zaman”ın hâkimidir.

Biz kullar ise”zaman”ın mahkûmuyuz.

Bizi ihtiyarlatan bizim üzerimize cereyan eden zamandır. Gecelerin ve gündüzlerin, ayların ve senelerin üzerimizden geçip gitmesidir. Müsebbibi hakiki ise Allah sübhanehüdür.

Her şey fani olup yok olacak ancak Allah sübhanehü kalacaktır.

Aleyhissalatu vesselam efendimiz hadisi şeriflerinde ”iki nimet vardır ki insanların birçoğu bu iki nimet hakkında aldanmışlardır.

Birisi sağlık ve sıhhat

İkincisi de boş vakit ve zamandır ”

“iki günü eşit olan aldanmıştır”

“beş şeyden önce beş şeyin kıymetini bil,

1,ölmeden önce hayatın,

2.fakirlikten önce zenginliğin,

3.ihtiyarlamadan önce gençliğin,

4.hastalanmadan önce sağlığın,

5.meşguliyetten önce boş vaktin, kıymetini bil ”buyurmuştur.

Başka bir hadisi şerifte de aleyhissalatu vesselam efendimiz ”akşam olduğu vakit sabahı bekleme, sabah olduğu vakit te akşamı bekleme hasta olmadan sağlığın, ölüm gelmeden hayatın kıymetini bil ”buyurdu.

Müslümanın boşa geçen bir zamanı olmamalıdır. İşine gidip gelirken, işinin başında, her an ve her zaman, kimi yerde içinden istiğfar, kelimei tevhid okuyarak,

Kimi zaman tefekkür ederek, kimi yerde bir Müslümana selam vererek, kimi yerde bir Müslümana tebessüm ederek, kimi yerde bir miskin ve fakiri, kimi zaman aç ve susuz bir köpeği, bir canlıyı yedirip içirerek, kimi yerde de okuyarak 24 saatini ve bütün ömrünü değerlendirmelidir.

Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem hadisi şerifinde ”kim sabah sokağa, çarşıya, işine çıkarken, on bir kere:

“La ilahe illallahü vahdehü la şerike leh, lehülmülkü velehülhamdü yühyi ve yümit ve hüve hayyün la yemüt biyedihilhayr ve hüve ala külli şey’in kadir ”duasını okursa Allah sübhanehü onun milyon günahını af eder, ona milyon sevap ihsan eder, ona milyon derece verir ”buyurdu.

Başka bir hadisi şerifte de “şu üzerinizdeki elbiseleriniz yıprandığı gibi imanınızda yıpranır.

İmanınızı yenileyiniz. Buyurdu.

Ashabı kiram aleyhimürrıdvan hazretleri imanımızı nasıl yenileyeceğiz? Ya resülellah dediler. aleyhissalatu vesselam efendimiz. Kelimei tevhid okuyunuz. La ilahe illallah Muhammedün Resulüllah deyiniz ”buyurdu.

Rivayet olundu ki: kıyamet günü kulun günahları dağ gibi önüne yığılacak,

Günah defteri gözün görebildiği kadar dopdolu uzun bir şekilde önüne serilecek,

Allah sübhanehü kuluna bu günahları işleyip işlemediğini soracak, inkârın mümkün olmadığı o anda, kul itiraf edecek, ameller tartılıp günah tarafı ağır gelecek tam o esnada Allah sübhanehü rahmetiyle tecelli edip bu kulumun benim yanımda bir ameli var onu terazisine koyun buyuracak,

“la ilahe illallah Muhammedün Resulüllah” yazılı bir kâğıt getirilip mizana konulduğunda sevap tarafı ağır gelecek ve yönü cehenneme doğru çevrilmiş olan o kul cennete girmeye hak kazanacak.

Ne ile? İhlasla söylenmiş bir kelimei tevhid ile!

Ne kadar bir zamanda? saniyeler içinde.

Musa aleyhissalatu vesselam ve ala nebiyyina efendimiz: cenabı hakka iltica edip yarab bana bir zikir öğrette onunla seni zikr edeyim diye niyazda bulundu.

Allah sübhanehü: ya Musa “la ilahe illallah ”diyerek zikr et buyurdu.

Musa aleyhisselam yarab seni zikir eden bütün kulların böyle zikir ediyorlar, ben bana mahsus bir zikir istiyorum deyince Allah sübhanehü: ya Musa bütün Semavat ve arz, yerler ve gökler terazinin bir tarafına “la ilahe illallah ”kelimeside terazinin bir tarafına konulsa ”la ilahe illallah ”tarafı ağır gelir buyurdu.

Bu kadar imkân ve fırsatlara, güzellik ve özelliklere, rahmet ve lütuflara, fazilet ve sevaplara sahip olan insan, aklını başına almalı zamanlarını iyi değerlendirmelidir. Zira insan, boşa geçirdiği he saniye için pişman olacaktır.

Çünkü her saniyede bir kere ihlas ve samimiyetle “la ilahe illallah Muhammedün Resulüllah” deyi verse sevap defteri dolup taşacak iken,

bir müddet tefekkür etseydi altmış şene nafile ibadet etmekten çok daha fazla sevap kazana bilecek iken bu sevaptan mahrum kalacağından boşa geçirdiği her saniye için çok pişman olacak ve keşke, keşke deyip ahu vah edecektir.

Dün geçti geriye gelmez.

Yarında gelecek mi? bilinmez.

Öyle ise şu anın ve zamanın kıymetini iyi bilmelidir.

Başıboş, sorumsuz, şuursuz, dengesiz, haysiyetsiz, şerefsiz, rezil bir ömür geçirip Allah subhanehünün ihsan ettiği, anlatılamayacak kadar çok nimetlere ve emanetlere ihanet etmek,

Ömrünü faydasız, zararlı ve günah olan yerlerde ve işlerde geçirmek, hem dünyada hem de ahirette telafisi mümkün olmayan nedamet ve pişmanlıklara sebeptir.

Çünkü kayb edilen bir mal ve para tekrar kazanılabilir lakin kayb edilen zamanı geriye getirmek mümkün olmaz.

“Zaman ”ile para kazanılır fakat para ile “zaman” satın alınamaz.

Allah sübhanehü eşrefi mahlûk olarak yarattığı insanın, hayatını nasıl geçireceğini, zamanı nasıl değerlendireceğini, gücünün yeteceği kadar yüklediği sorumluluklar ile tayin ve tespit etmiştir.

Vakitlerini, geceyi gündüzü, ayları, seneleri ve verdiği aziz ömrü nasıl yaşayacağını tayin etmiştir.

Bunları hayat tarzıyla ve yaşam biçimiyle bize gösteren birde numune ve örnek bir peygamber göndermiştir.

“Yemin olsun ki Allah Teâlâ’yı çok zikr eden ve ahireti ümit eden kimseler için Resulüllah sallallahü aleyhi vesellemde sizin için çok güzel örnekler vardır” ayeti kerimesiyle buna işaret buyurmuştur.

Allah sübhanehü kullarını 24 saatte beş vakit namaz ile

Senede, bir ay oruç ile

Sağlığı ve maddi imkânı müsait olanlara, ömründe bir sefer, hac aylarında hac ibadeti yapmakla,

İmkân ve fırsat buldukça nafile ibadetlerle ve tefekkür ile meşgul olmak, çalışıp helalinden nafakasını temin etmekle,

Gecenin bir kısmını uyuyup dinlenmek, bir kısmın dada farz ibadetlerin haricinde nafile olarak teheccüd, tövbe istiğfar ve zikir ile

Gündüzü çalışmakla,

Zengin olanları, zekât vermekle mükellef kılmıştır.

Hazret Ebubekir efendimiz hazreti Ömer efendimizi yerine halife bırakırken ya Ömer: Allah Teâlâ için gündüz yapılacak ameller olup onu gece kabul etmez,

Ayni zamanda Allah sübhanehü için gece yapılması icap eden ameller olup onu gündüz kabul etmez”buyurmuştır.

Her vaktin ve saatin kendisine ait bir vazifesi olup zamanında yapılmalıdır.

Aleyhissalatu vesselam efendimiz, anın ve vaktin işini erteleyenler hakkında sövfeciler, yani, işlerini, ibadetlerini, tövbelerini erteleyip geciktirenler helak oldu buyurmuştur.

Saltanatını kayb eden bir melike, saltanat niçin elinden gitti? Diye sorulduğunda bu günün işini yarına ertelediğim için cevabını vermiştir.

Hasanı Basri hazretleri: selefi salihin efendilerimizden anlatırken, ben bir takım insanlara yetiştim ki onlar, zaman ve vakitlerine sizin dirhem ve dinarlarınıza mal ve paralarınıza verdiğiniz kıymet ve değerden daha fazla değer ve kıymet veriyorlardı ”diyordu

İbni mes’ud radıyallahü anh efendimiz de şöyle buyurdu: ecelimin noksanlaşıp amelimin artmadığı bir günden daha çok bir şeye pişman olmadım”

Aleyhissalatu vesselam efendimiz hadisi şerifinde ”kalbime bir sıkıntı ve bunalma geliyor günde yüz kere istiğfar ediyorum. Sizde istiğfar ediniz. Buyuruyor.

Başka bir hadisi şerifte de aleyhissalatu vesselam efendimiz: Allah subhanehünün sevdiği söylenmesi çok kolay, mizanda çok ağır, iki kelime vardır ki “Sübhanallahi ve bihamdihi Sübhanallahil azim ”bu iki kelimeden ibaret tesbihatı kim günde yüz kere okursa, günahları deniz köpüğü kadar çokta olsa af olunur, bu tesbihi okuyandan başka onun derecesine kimse ulaşamaz buyurdu.

Müslüman için En büyük musibet: vakitlerini, günah, malayani, faydasız, fuzuli ve zararlı şeylerle geçirmesidir.

Mubah dairesini aşan herhangi bir iş ile meşgul olmak, vakti zayi etmek ve israf etmektir.

İbadetlerin,

Dünyevi çalışmaların,

Helal yollardan kazanç elde etmek için yapılan çalışmaların haricindeki faaliyetler ve meşguliyetler, mubah dairesinin dışına çıkıldığı takdirde malayani ve faidesiz dir.

Yani Müslüman vaktini ve zamanını ya ahireti için veya dünyası için değerlendirmelidir.

Bu ikisinin haricindeki işler, her türlü oyun, eğlence vs. her ne olursa olsun malayani, faidesiz ve zararlı olup hesap günü Müslümanı pişman edecek hususlardandır.

Aleyhissalatu vesselam efendimiz ”hiç ölmeyecekmiş gibi dünyan için yarın ölecekmiş gibi ahiretin için çalış ”buyurdu.

Bilhassa günümüzde Müslümanların birçoğunun gaflete düşerek dünyevi ve uhrevi hiçbir faide ve gaye olmaksızın,

Kahvehanelerde,

Kafeteryalarda,

Şurada burada,

Televizyonları başında faydasız hatta zararlı dizileri ve programları seyir ederek vakit öldürmeleri, gençlerimizin internet ortamında envaı çeşit oyunlar ile meşgul olmaları, böylece derslerini ve istikbale ait maddi ve manevi gelişmelerini engelleyen faaliyetlerde bulunmaları,

En önemli bir nimet ve kıymet olan vakti ve zamanı israftır ki her şeyin israfı haram olduğu gibi vakti israf etmekte haramdır.

Allah sübhanehü israf edenleri sevmez.

Namazlı aptesli Müslümanların bir taraftan cenabı hakkın rızasını kazanmak için ibadet edip diğer taraftan Allah Teâlâ’nın sevmediği ve razı olmadığı bir yerde ve bir durumda olmak,

Vaktini israf ederek haram işlemek en azından büyük bir gaflettir.

Aleyhissalatu vesselam efendimiz “Allah Teâlâ’nın bir kulundan yüz çevirdiğinin o kulunu sevmediğinin alameti, o insanın malayani ve faidesiz, gereksiz ve fuzuli şeylerle meşgul olmasıdır ”buyurdu

Başka bir hadisi şerifte ise “kişinin malayani ve faidesiz işleri bırakıp faideli işlerle meşgul olması onun iyi bir Müslüman olmasından ve islamı nın güzel olmasındandır ”buyurdu

Allah sübhanehü mü’minun sürei celile sinde, kurtulan müminlerden bahs ederken onlar boş ve faidesiz şeylerden yüz çevirirler buyuruyor.

Müslümana, namazını, ibadetini ve Allah Teâlâ’yı anmayı unutturan her şey, malayani, boş, faidesiz ve hatta zararlıdır.

Müslüman, dünyasını ve ebedi hayatını kazanacağı, bulunmaz ve bir daha ele geçmez vakit sermayesini ya dünyası için yâda ahireti için kullanmalıdır.

Aleyhissalatu vesselam efendimiz ”dünya ahiretin tarlasıdır ”buyurdu. Bu dünya tarlasına neyi ekersen ahirette onu biçeceksin.

“zerre kadar hayır işleyen karşılığını, zerre kadarda şer ve kötülük işleyende onun karşılığını bulacaktır.

Müslüman bu günün işlerini yarına bırakmamalıdır. Zira ölüm ansızın gelecektir. Ölüm meleği kimseye müsaade ve müsamaha etmez.

Allah sübhanehü ”ey iman edenler Allah Teâlâ’ya karşı takva sahibi olunuz. Her nefs yarını için, ahireti için ne hazırladı? Ona baksın.

Allah sübhanehüye karşı takva sahibi olunuz. Çünkü Allah Teâlâ sizin yaptığınız her şeyden haberdardır ”buyuruyor.

Şu halde Müslümanın derdi, tasası, hedefi, gayesi ve maksadı, ahiretine azık toplamak olmalıdır.

Öyle ise her Müslüman maddi ve manevi durum ve vaziyetine, sağlık ve sıhhatine göre üzerine düşen görevleri yerine getirmelidir. Vakitlerini boşa geçirerek israf etmemelidir.

Hasta olanlar dua ve iltica tövbe ve istiğfar ile

Sağlıklı olanlar, farz ve nafilelerin haricinde ilim, irfan, ziraat, ticaret ve kazanç ile meşgul olmalı, insanlara faideli olacak işler yapmalıdır.

Zira ibadet sadece namaz,oruç,,hac ve umreden ibaret değildir.

Hadisi şerifte aleyhissalatu vesselam efendimiz ”sizin en hayırlınız insanlara en faideli olanınınızdır” “yarım hurma bile olsa tasadduk ederek cehennemden korununuz”buyurdu.

Dolayısı, le Müslüman şahsi ibadetlerin haricinde insanlara faideli işler yapmalıdır.

Bilhassa ahir zaman fitnesinin çoğaldığı, Müslüman ana ve babaların dahi evlatlarına sahip çıkamadığı şu devirde,

Süleyman Hilmi Tunahan hazretlerinin ifade buyurduğu gibi “ümmeti Muhammedîn evladı boğazın sularının kara denize aktığı gibi cehenneme doğru akıp giderken Müslümanların uykusu kaçmalı bu nesli kurtarmanın çarelerini düşünmelidir.

Zira bugünün küçükleri yarının büyükleri olacaklar.

Camilerimizi, mabetlerimizi ezanlarımızı, kur ’anımızı, bayrağımızı ve vatanımızı onlara emanet edeceğiz.

İmamı rabbani müceddidi elfisani ahmedi farukiyyisserhendi hazretleri “ufkunuz, düşünceleriniz, hedef ve gayeleriniz Âli ve yüksek olsun” buyurdu.

Süleyman Hilmi Tunahan hazretleride uluvvü himmet Muktazai imandandır” Âli ve büyük şeyleri düşünmek imanın iktizasıdır. Buyurdu.

Yeni nesli, ehlisünnet çizgisinde, ashabı kiramın, selefi salihin ve esatizi kiramın yolunda,

Sıratı müstakim üzere yetiştirmek için maddi ve manevi her türlü imkânı seferber etmelidir.

Müslüman para kazanmalı zamanını ve parasını ilai kelimetillah için harcamalıdır.

Müslüman tarlasını boş bırakmamalı Tarlasını ekmeli biçmeli, bir şekilde para kazanma imkânı varsa kazanmalı kendi ihtiyacı yok isede ihtiyaç sahiplerini bulup vermelidir.

Öşrüyle, zekâtıyla ve mali cihadıyla islama ve ulumu diniyyeye hizmet etmelidir.

Sapık fırkaların oldukça çoğaldığı, Müslümanların kafalarının karıştırıldığı, Kur’an Müslümanlığı adında yeni bir mezhebin oluşturulmaya gayret sarf edildiği günümüzde,  Müslümanın en büyük cihadı, ulumu diniyyeye hizmet etmek ve ehlisünnet âlimleri yetiştirmektir.

Müslüman sadece kendisini düşünen birisi olmamalıdır.

Aleyhissalatu vesselam efendimiz sadece kendisini düşünüp “Müslümanların işlerine ehemmiyet vermeyen bir insan Müslümanlardan değildir”

“Mü’minler bir bina gibidirler, binanın duvarları ve tuğlaları bir birini sağlamlaştırdığı ve bağladığı gibi birbirlerini kuvvetlendirirler ”buyurdu.

İslami kalkınma, top yekûn olmalıdır. Müslümanlar maddi ve manevi yönden yardımlaşmalıdırlar.

Allah Teâlâ “iyilik ve takvada bir birinize yardım ediniz. Günah ve düşmanlıkta birbirinizle yardımlaşmayınız ”buyuruyor.

Onun içindir ki borç paraya ihtiyacı olan bir Müslümana “karzıhasen”de bulunmak yani hiçbir menfaat beklemeden bir Müslümana borç para vermek sadaka vermekten çok daha faziletlidir.

Borcundan dolayı ceza evine düşmüş bir Müslümanı hapisten kurtarmak umreye gitmekten daha sevaptır.

Aç bir Müslümanı doyurmak, çıplak bir Müslümanı giydirmek, ayni şekilde defalarca hac ve umre yapmaktan sevaptır.

Hazreti Ebubekir efendimiz sırf Müslüman olduğu için efendisi tarafından işkenceye maruz bırakılan seyyidül müezzinin Bilal’i Habeşî radıyallahü anh efendimizi kurtarmak için elinde mevcut sermayesini vermiş cenabı hakkın methüsenasına nail olmuştur.

Ahiretini düşünerek hareket eden şuurlu Müslüman için sevap kapıları sayılmayacak kadar çoktur.

Şuurlu Müslüman, vaktini, zamanını ve aziz ömrünü nakit bilmeli vaktini, zamanını ve parasını uhrevi yönden daha faideli ve karlı yerlerde harcamalıdır.

Ahiret sermayesi kazanmak, sevapları çoğaltmak için insanın elinde ki en büyük imkân ve en önemli araç zaman mefhumudur.

Buna işaret ve tembih için Allah sübhanehü asra ve zamana yeminükasem buyuruyor.

Şuurlu Müslüman, zamanını islamı yaşayarak geçiren insandır.

Zamanını islamı yaşayarak geçiren insan şuurlu bir Müslümandır.

Aleyhissalatu vesselam efendimiz ”ahirette hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekiniz ”buyurdu.

Öyle ise her Müslüman amel defterini gözden geçirmeli, murakabe yapmalıdır.

kiramen kâtibin melekleri neler yazmışlar?

Sağ taraftaki melek yazacak bir şey bula bilmiş mi?

Bulup yazdıysa yerinde duruyor mu?

Soldaki melek neler yazmış neler?

Onlarda yerinde duruyor mu?

Şimdiye kadar geçen ömür nerelerde geçmiş?

Hayırda mı şerde mi?

Sahip olduğun maddi imkân helal yollardan mı?

Kul hakkı ve Haram karşıtımı?

Bunları düşünmenin zamanı şu bulunduğun andır.

Zamanın kıymet ve değerini iyi bilmelidir.

Zira ölüm ansızın gelecek, Bu fırsat elden gidecektir.

Aleyhissalatu vesselam efendimiz hadisi şerifinde “kul kıyamet günü dört şeyden sual olunacak buyuruyor:

-gençliğini nerelerde geçirdin?

-ömrünü nerelerde geçirdin?

-malını nereden kazandın nereye harcadın?

-sahip olduğun ilminle ne yaptın?

Allah sübhanehü: yeminükasem ederek zamanın önem ve ehemmiyetine işaret buyurduktan sonra, ömrühayatını, vakit ve zamanını Allah subhanehünün razı olmadığı yerlerde ve işlerde geçiren insanların, büyük hüsranda ve noksanda, zararda ve ziyanda olduğunu,  kuvvetli bir ifadeyle,

“ bütün insanlar, kesinlikle çok büyük hüsran ve hasarda, zararda ve ziyandadır” buyuruyor.

Evet, sermayesini doğru yönde kullanmayan bir tüccar zarar ettiği gibi ömür sermayesini rızai ilahi doğrultusunda geçirmeyen insanda zararda ve ziyandadır.

Böyle bir insan ahirette pişman, perişan ve helak olacaktır.

“Keşke ben falan kimseyi dost edinmeseydim” Zira o beni sapıttı.

“Keşke ben peygamber ile bir yol tutsaydım” diye feryadu figan edecektir.

HÜSRANA UĞRAMAKTAN KURTULMANIN ÇARELERİ

Allah sübhanehü Bütün insanların büyük bir zarar ve ziyanda olduğunu ifade buyurduktan sonra

Bu nedamet ve felakete, zarar ve ziyana duçar olmamak için yapmamız icap eden dört önemli hususu ifade buyuruyor:

-ancak inanılması icap eden hususlara inanılması icap ettiği gibi iman edenler,

-Ayni zamanda salih amel işleyenler,

-Ayni zamanda hakkı tavsiye edenler,

-Ayni zamanda sabrı tavsiye edenler, pişman ve perişan olmayacaklar. bunlar diğer insanlar gibi zararda ve ziyanda olmayacaklardır.

Bu vasıfları üzerinde toplayan ehli iman kurtuluşa, dünya ve ahiret saadet ve mutluluğuna nail ve mazhar olacaklardır.

İMAN

Elbette bu dört önemli husus içerisinde en önemli olan imandır.

Çünkü iman bir ağaca nispetle kök,

Vücuda nispetle ruh,

Bir binaya nispetle temel mesabesindedir.

Köksüz bir ağaç yeşerip meyve veremeyeceği gibi, imansız insanlardan da iyi ve hayırlı şeyler beklenmez.

Temelsiz bir binanın payidar olması ve uzun zaman ayakta durması mümkün olmadığı gibi imansız toplumlarda payidar olamaz.

Ruhsuz bir ceset tefessüh edip etraf ve çevreyi rahatsız ettiği gibi imansız fertler ve toplumlarda ahlaki yönden tefessüh edip kendisi huzursuz olduğu gibi insanlarıda rahatsız ederler.

Ayni zamanda iman olmadıkça hiçbir hayrın ve hasenatın, amelin ve ibadetin uhrevi bir faydası da olmaz.

Öyle ise imanı çok iyi anlamalı sağlam, kâmil ve hakiki bir imana sahip olmalıdır.

Her ne kadar “la ilahe illallah Muhammedün Resulüllah” diyen bir kimse kalbiyle de tasdik ettiği takdirde icmali ve suri bir imana sahip oluyorsa da zamanımızdaki küfrün şiddeti karşısında zayıf bir imanın muhafazası zordur.

Esen rüzgârın tesiriyle sönen bir mum gibi zayıf ve korumasız bir imanda, esen küfür rüzgârı karşısında sönüp yok olabilir.

Dolayısı ile hakiki ve kâmil, sağlam ve kuvvetli bir imana sahip olmak icap eder.

Allah sübhanehü; mü’minun sürei celile sinde kurtulan mü’minleri şöyle anlatıyor.

-Namazlarında huşu içerisinde olan,

-Boş ve yararsız işlerden uzak duran,

-zekâtlarını veren,

-İffet ve namuslarını koruyan,

-Emanetlere riayet edip verdikleri sözlerinde duran,

-Namazlarını devamlı kılan, mü’minler kurtuluşa ermişlerdir.

-İşte bu vasıflara sahip olan mü’minler Firdevs cennetine varis ve sahip olup orada ebedi kalacaklardır.

Enfal sürei celilesin dede;

-Mü’minler: ancak,

-Allah Teâlâ zikir olunduğu zaman kalpleri ürperip titreyen,

-Kendilerine Allah subhanehünün ayetleri okunduğu zaman imanlarının nuru ve kuvveti ziyadeleşen,

-Yalnız rablerine dayanıp güvenen kimselerdir. Buyuruyor.

Nisa sürei celile sinin 64.ayetindede;

İş, onların zan edip sandıkları gibi değildir.

“Rabbine yeminükasem olsun ki iman ettik diyen o insanlar, aralarında cereyan eden işlerde seni hakem tayin etmedikleri müddetçe ve sonrada, senin verdiğin hükme karşı içlerinden bir sıkıntı bulmadan tam bir teslimiyet ile sana teslim olmadıkları müddetçe, onlar iman etmiş olmazlar ”buyuruyor.

Tövbe sürei celilesi 23 ve 24. ayetler dede;

“Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ediyorlarsa, babalarınızı ve kardeşlerinizi bile veli ve dost edinmeyin. Sizden kim onları dost edinirse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.

Habibim de ki:

-Eğer babalarınız,

-Oğullarınız,

-Kardeşleriniz,

-Eşleriniz,

-Hısım ve akrabanız,

-Kazandığınız mallar,

-kesada ve zarara uğramasından korktuğunuz ticaret,

-Hoşlandığınız ve severek oturduğunuz evleriniz, size Allah ve resulünden ve Allah yolunda cihad etmekten daha sevimli ise artık Allah sübhanehü sizinle alakalı emrini ve hükmünü yerine getirinceye kadar bekleyin. Allah Teâlâ fasıklar topluluğuna hidayet etmez” Buyuruyor.

Peygamberimiz sallallahü aleyhi vesellem efendimizde hadisi şeriflerinde:

“Mü’min elinden ve dilinden gele bilecek kötülüklerden Müslümanların emin ve emniyette olduğu kimsedir”

“sizden biriniz kendisi için sevip istediklerini Müslüman kardeşi içinde istemedikçe iman etmiş olmaz”

“kulun kalbi doğru olmadıkça imanı doğru olmaz. Dili doğru olmadıkça da kalbi doğru olmaz. Komşusu kendisinden emin olmadıkça kul cennete giremez”

“komşusu aç iken tok yatan bizden değildir”

“aldatan bizden değildir”

“nefsim yedi kudretinde olan Allah sübhanehüye yemin olsun ki kişi beni anasından, babasından, evladından hatta canından daha çok sevmedikçe iman etmiş olmaz”

Nebi aleyhisselam bir gün hutbe okurken celallenip  “vallahi iman etmiş olmaz. Vallahi iman etmiş olmaz. Vallahi iman etmiş olmaz diye üç kere tekrar etmişti, ashabı kiram endişe ve korku ile kim ya resülellah diye sormuşlardı.

Nebi aleyhisselam: komşusu kendisinden emin olmayan kimse” buyurdu.

Hazreti ali efendimize, resulüllaha karşı sevgi ve muhabbetiniz nasıldı diye sorulduğunda, yemin olsun ki Resulüllah sallallahü aleyhi veselleme karşı muhabbetimiz; çok sıcak bir havada çölde kalmış susuzluktan yanmış günlerce su içmemiş bir insanın suya hasretinden daha fazlaydı buyurmuştur.

Bir gün Resulüllah sallallahü aleyhi vesellemin azatlı kölesi sevban radıyallahü anh, rengi sararmış bünyesi zayıflamış vaziyette huzuru resulüllaha varmıştı.

aleyhissalatu vesselam efendimiz halini sormuştu,

sevban radıyallahü anh bir ağrıyan yanım, hasta durumum yok ancak, ya resülellah seni göremeyince dayanamıyorum.

Sonra ahiret düşünüp orada seni göremeyeceğimi düşünüyorum.

Çünkü sen orada enbiya aleyhimüsselam ile olacaksın, cennete girsem bile benim derecem aşağılarda olacak.

Cennete giremezsem bir daha seni göremeyeceğim bu endişeler beni yemekten içmekten alı koydu deyip Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem efendimize sevgi ve muhabbetini izhar etmişti.

Bunun üzerine şu ayeti kerime nazil olmuştu: ”kim allaha ve resulüne itaat ederse onlar Allah Teâlâ’nın nimet verdiği nebiler, Sıddıklar ve şehitler ile beraber olacaklar. Onlar ne güzel refik ve arkadaştırlar.

İşte bu Allah subhanehünün bir fazlı ve lütfudur. aliim olarak Allah Teâlâ kâfidir”

Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem efendimiz: Allahı ve resulünü seviyorum diyen bir sahabiye “kişi sevdiği ile beraber olacak ”buyurdu.

SALİH AMEL

Salih amel: sadece namaz, oruç, hac, umre gibi şahsi ibadetlerden ibaret değildir.

Salih amel: kul şahsi ve içtimai vazifelerini yerine getirdikten sonra her yaptığı işi, hakkını vererek, icap eden şekilde yapmaktır.

Devlet başkanı ise halkını kendi öz evlatları kadar düşünerek, ülkesini mamur etmek, adaletle ve insafla idare etmek,

Hâkim ise kimseye iltimas ve haksızlık yapmadan adaletle hüküm vermek,

Öğretmen ise öğrencilerini vatana millete, insanlığa faideli yetiştirmek,

Memur ise vazifesini hakkıyla yapmak,

Tüccar ise kimseyi aldatmamak,

Tabip ise hastaların sağlığını düşünmek,

Müstahsil ise sağlığa zararlı ürün yetiştirmemek,

Bilim adamı ise insanlığa faideli keşif ve icatlarda bulunmak,

Din âlimi ise insanları irşad edip allahı, resulüllahı, kitabullahı, dini celili islamı sevdirmek ve öğretmek, ilai kelimetillah için çalışmak,

Zengin ise malıyla ulumu diniyyeye hizmet etmek, fakir ve miskinleri gözetmek mali cihatta bulunmak demektir.

 

Allah sübhanehü bu sürei celilede imandan sonra hüsrandan kurtuluşun sebebi olarak imanın semeresi ve meyvesi mesabesinde olan salih amelleri zikretmiştir.

Çünkü iman bir enerjidir. Kalpte olan imanın mutlaka bir yansıması olmalıdır.

Nasıl ki ceryana bağlanan bir alet soba ise ısıtarak, soğutucu ise soğutarak, süpürge ise cezb ederek, ampul ise aydınlatarak tesirini gösteriyorsa imanda böyledir.

Evet, iman muharrik bir kuvvet ve enerjidir. Kalpteki iman hem uzuvlara hem de simaya sirayet eder.

Fetih sürei celilesinin29.ayetinde “Muhammed sallallahü aleyhi vesellem Allah Teâlâ’nın resulüdür. Ona iman edip onun beraberinde olanlar, kâfirlere karşı çok şiddetli, kendi aralarında gayet merhametlidir.

Onları rükû ve secde ederken görürsün.

Onlar Allah Teâlâ’dan sevap ve rıza isterler.

Yaptıkları secdelerin eseri yüzlerine, simalarına yansır ”buyuruyor.

Nitekim sürei İbrahim’de de Allah sübhanehü şöyle buyuruyor:

“Resulüm: görmedin mi?

Allah Teâlâ nasıl bir misal getirdi: güzel bir kelime ki la ilahe illallah Muhammedün Resulüllah kelimei tayyibe si kalbin tasdikiyle kalbe yerleştiğinde kökü yerde sabit ve sağlam olan güzel bir ağaç gibidir ki o ağaç rabbinin izniyle her zaman meyvesini verir.

Öğüt alsınlar diye Allah sübhanehü insanlara misaller getirir ”sürei İbrahim 24-25

Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem de hadisi şerşfinde: vücudun içerisinde bir et parçası vardır. O et parçası düzelirse vücudun tüm uzuvları da düzelir. o et parçası bozulursa vücudun bütün uzuvlarıda bozulur. o et parçası kalptir ”buyurdu.

İşte o kalbi islah eden iman dır.

Kalp iman ile islah olduğu zaman el, ayak, göz, kulak gibi kalbe bağlı olan uzuvlardan salih ve düzgün işler meydana çıkar.

İman ile islah olmuş Vücut ikliminin sultanı mesabesindeki kalp, insanı hayra, doğruya, iyiye ve güzel şeylere sevk eder.

O iman ağacı herhangi Bir ağaç gibi senede bir sefer meyve vermez. Bilakis her an ve her zaman güzel ahlak meyveleri verir.

Dinin direği mesabesinde olan beş vakit namazını kılar.

İslamın köprüsü mesabesinde olan zekâtı verir.

Nefs tebriyesi olan orucu tutar.

İlai kelimetillah için malıyla, bedeniyle gayret eder.

Yolda yürürken yol üzerinde insanlara eza verecek bir şey görse onu yoldan uzaklaştırır.

Karşılaştığı her Müslümana selam verir.

Hastaları ziyaret eder.

Cenazeye iştirak eder.

Borçluya, düşküne, fakire, miskine yardım elini uzatır.

İnsanlara iyilik eder.

Komşuluk hukukuna riayet eder.

Kalp kırmaz,

Gönül yıkmaz,

Gıybet etmez,

Bühtanda bulunmaz,

Kin gütmez,

Kimseyle alay etmez.

Kimsenin ayıp ve kusurlarını araştırmaz,

Gördüğü ve duyduğu ayıp ve kusurları örter, ifşa etmez.

Hak yemez,

Alış verişlerinde kimseyi aldatmaz,

Yalan söylemez,

Emanete hıyanet etmez,

Hiçbir kimseye zarar vermez,

Hiçbir canlıyı incitmez.

Ahde vefa gösterir,

Cömert olur,

Büyüklerine hürmet eder,

Küçüklere şefkatli olur.

Mukaddesata tazim ve hürmet eder,

Mahlûkata şefkat ve merhamet gösterir.

Dünyevi ve uhrevi her işini düzgün yapar.

Her geceyi kadir herkesi Hızır bilir.

Müslüman kardeşlerine hakkı ve sabrı tavsiye eder.

Müslüman kardeşini en az kendisi kadar düşünür.

Velhasıl bütün ahlakı hamideleri yerine getirir. Ahlakı zemimelerden sakınıp kaçınır.

HAKKI TAVSİYE

Hakkı ve sabrı tavsiye etmek haddi zatında salih ameller cümlesinden olmasına rağmen burada ehemmiyetine binaen ayrıca zikr edilmiştir.

Hüsran ve hasardan, zarar ve ziyandan Kurtuluş için, Müslümanın Şahsi vazifelerinden başka birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye etmek gibi Müslümanın Müslüman kardeşlerine ve diğer insanlara karşı vazifeleri vardır.

Bu vazifelerin diğer bir adı emri bil maruf ve nehyi anilmünker dir.

Tahrim süresinde Allah sübhanehü: ey iman edenler siz kendinizi ve evladüiyalinizden başlayarak etraf ve çevrenizi cehennemden koruyunuz buyuruyor.

Diğer bir ayeti kerime dede siz insanlar için çıkarılmış ümmetlerin en hayırlısısınız. çünkü siz emri bil maruf nehyi anilmünker vazifesi yapıyorsunuz buyuruyor.

Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem efendimizde hadisi şerifinde: ”sizden kim bir münker, aklın ve şeriatın kötü ve çirkin bulduğu bir şey görürse onu eliyle değiştirsin.

Eğer buna gücü yetmiyorsa diliyle söylesin.

Eğer bunada gücü yetmiyorsa kalbiyle nefret etsin kalple nefret ve buğuz etmek ise imanın en zayıf noktasıdır ”buyurdu.

Şu halde Müslümanların birbirlerine hakkı tavsiyeleşmeleri ihmal edilmeyecek önemli bir ibadet ve farzdır.

İnsanlık tarihinde doğru yolu hiç bulamayan veya bulduktan sonra hataya düşen insanlar çoktur.

Bu gibi hadiseler ile karşılaşan Müslümanların onları ikaz ve irşad etme vazife ve görevleri vardır.

Buda farzlardan bir farz olup terk eden Müslümanlar tehlikeden, hüsrandan, zarardan ve ziyandan kurtulamazlar.

Kurtulan Müslümanlar sınıfına giremezler.

Tam ve kâmil bir Mü’min sayılmazlar.

İmanın hakikatine eremezler.

Allah sübhanehü Yuşa bin nun aleyhisselama vahy edip kavminden yüz bin kişiyi helak edeceğini bildirmişti,

Kavmi içerisinde teheccüd ehli abidlerinde olduğunu bilen Yuşa aleyhisselam, Allah Teâlâ’ya iltica etti. Ya rab isyankârları niçin helak edeceğini biliyorum lakin teheccüde kalkıp gözyaşı döken abid kullarını niçin helak edeceksin?

Allah sübhanehü: ya Yuşa o abid kullarım emri bil maruf nehyi anilmünker vazifelerini yapmıyorlar, insanlara hakkı tavsiye etmiyorlar onlarıda bunun için helak edeceğim buyurdu.

Emirulmü’minin hazreti Ömer efendimiz: Bir harpten haber getiren haberciye cereyan eden ahval ve hadiseleri sormuştu.

Tafsilatıyla malumat veren o zat ilaveten, Müslümanlardan üç kişininde mürtet olduğunu, dinden çıktıklarını, kumandanın onları öldürdüğünü anlatınca hazreti Ömer efendimiz çok üzülmüş ve ellerini kaldırıp ya rab onların öldürülmesinden benim haberim olmadı beni af et diye yalvarmıştı.

Haber getiren zatın nasıl yapmalıydık diye sorması üzerine, Emirulmü’minin hazreti Ömer efendimiz onları ikna edinceye kadar ikaz ve irşad etmeliydiniz.

Çıktıkları kapıdan tekrar içeriye girinceye kadar tebliğde bulunmalıydınız buyurmuştur.

Bir hadisi kutside Allah sübhanehü: Davud aleyhisselama hitaben “ya Davud benim yolumdan uzaklaşmış ve kaçmış bir kulumu tekrar bana getirmen, senin için bütün insanların ve cinlerin ibadetlerinden daha hayırlıdır ”buyurdu.

Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem efendimizde hadisi şerifinde ”ya eba Rafi senin yol göstermen ve delalet etmen sebebiyle Allah Teâlâ’nın bir insana hidayet etmesi, senin için üzerine güneşin doğup battığı her şeyden daha hayırlıdır “buyurdu.

Elbette ki insanların hidayetine vesile olmak ne kadar sevap ise sapıtmalarına, hidayetten mahrum olmalarına, Allah Teâlâ’nın yolundan uzaklaşmalarına sebep olmakta o kadar büyük vebaldir.

Bir mü’mini Mü’min olduğu için öldürmenin cezası ebedi cehennemdir.

Mü’minleri manen katl etmenin cezasıda büyük olacaktır.

Küreyişin ileri gelenlerinden bir grup resulü Ekrem efendimize gelip istemedikleri, hoşlanmadıkları bir kısım mü’minleri kast ederek, bunları yanından uzaklaştırırsan bizde seninle beraber olururuz.

Zira onlarla beraber oturmak bizim şan ve şerefimize fayda ve menfaatimize yakışmaz. Dediklerinde şu ayeti kerime nazil olmuştu:

“hiçbir dünyevi menfaat gözetmeksizin sadece rablerinin rızasını isteyip sabah akşam ona dua eden ve zikirle meşgul olan mü’minleri yanından kovma, onları yanından uzaklaştırma,

Zira onların hesabından sana bir şey yok. Onlarada senin hesabından bir şey yoktur.

Şayet o mü’minleri yanından kovup uzaklaştırır, onları mahrum edersen sen zalimlerden olursun” En’am süresi 52

Yine bu mealde Allah sübhanehü şöyle buyuruyor:

“resulüm sabah akşam, Allahın rızasını isteyerek dua ve zikir edenlerle beraber sabır et.

Dünya hayatının ziynetini ve menfaatini gözetip gafillerle ve şuursuzlarla beraber olma.

Gözünü o Mü’minlerden ayırma.

Bizi zikir etmek hususunda kalbine gaflet verdiğimiz gafil, şuursuz, bilinçsiz ve işi ifrata götüren kimselere itaat etme. Kehif süresi 28

SABRI TAVSİYE

Müslüman hem şahsi ibadetlerini, hem de emri bil maruf nehyi anilmünker vazifesini yerine getirirken bir takım sıkıntılar ile karşılaşa bilir. Böyle bir durumda sabır gerekir.

SABIR

Bir şehidin en kıymetli varlığı olan aziz canını Allah için feda edebilmesi büyük bir sabrın neticesidir.

Oruç tuttuğunu ancak Allah Teâlâ’nın bildiği bir Müslümanın, yemeden içmeden iftar vaktini beklemesi büyük bir sabrın neticesidir.

Farzlar ibateleri yerine getirmek büyük sabır ister.

Günahlardan sakınmak büyük sabır ister.

Müslümanlar, zayıf anlarda, maddi ve manevi yönden bir sıkıntıya düştüklerinde, ihtiyaç duyulan zamanlarda birbirlerine sabrı tavsiye etmelidirler.

Zira hüsran, helak ve hasardan kurtuluş reçetesinin son halkası din kardeşlerine sabrı tavsiye etmektir. Aksi takdirde büyük hüsran, ziyan ve tehlike söz konusudur.

Lokman sürei celile sinde Allah sübhanehü: “namazını ikame et. Tadili erkânına riayet ile kıl.

Maruf ve güzel şeyleri emr et.

münker, kötü ve çirkin olan şeylerden de alıkoy.

Her hususta ve emri bil maruf nehyi anilmünker vazifesini ifa ederken sana isabet edecek sıkıntılardan dolayı da sabırlı ol, sabret. Kesinlikle bu azim ve gayret edilecek işlerdendir. Buyuruyor.

Yine Allah Teâlâ ali İmran süresinde: ey iman şerefiyle müşerref olan ehli iman: sabr ediniz, sabırlı olunuz. Birbirinize karşıda sabırlı olunuz.

Birbirinizle de irtibatlı ve rabıtalı olunuz.

Allah sübhanehüye karşı takva olunuz ki felah ve kurtuluşa eresiniz. Buyuruyor(ali İmran 200)

Yine Allah sübhanehü: sabr edenlere Allah sübhanehü tarafından hesapsız ecir ve mükâfat ihsan edilecek”buyuryor.

Yine Allah sübhanehü: ”şüphesiz Allah Teâlâ sabr edenlerle beraberdir ”buyuruyor.

Yine sürei bakarada Allah sübhanehü: kendilerine bir musibet isabet ettiği zaman, biz Allah içiniz ve ona döneceğiz diye teslimiyet ve sabır gösteren mü’minleri müjdele.

Resulüm sabr edenleri sana işaret ederim ki onların üzerine rableri tarafından af, mağfiret ve çok rahmet vardır ve yine onları sana işaret ederim ki onlar hidayet üzeredirler ”buyuruyor.

Aleyhissalatu vesselam efendimizde hadisi şeriflerinde: “sabır genişliğin anahtarıdır”

“Sabr eden zafer bulur ”buyurdu.

Sabır hakkında Dilimzede yerleşen güzel sözler vardır.

“Sabrın sonu selamettir”

“İlmin başı sabırdır”

“Sabr eden derviş muradına ermiş”

Ancak burada mevzu bahis olan sabır:

İman ve salih amelleri yerine getirmek,

Günahlardan uzak durmak,

Oruç esnasında yeme, içmeye karşı sabırlı olmak,

Sataşan kimseye ben oruçluyum diyerek karşılık vermemek,

Emri bil maruf nehyi anilmünker esnasında karşılaşılan sıkıntılara tahammül göstermek gibi olan sabırdır.

Haksızlığa, kötülüğe, zillete, katlanmak ve boyun eğmek, batılda, yanlışta, fenalıkta, pislikte, şerli işlerde kalmaya tahammül göstermek sabır değil, acziyet, zillet ve meskenettir.

-Çünkü küfre rıza küfürdür.

-Şerre rıza şerdir.

-Günaha razı olmak günahtır.

-İsyana rıza isyandır.

Dolayısı ile Mü’min duygusuz, şuursuz, kaygısız vaziyette zillet ve meskenet içerisinde olamaz.

Zira Allah sübhanehü: izzet, şeref Allah, onun resulü ve mü’minler içindir ”buyuruyor.

Şu halde sabrı iyi anlamalıdır.

Neye karşı sabır?

Kime karşı sabır?

Niçin sabır?

Aleyhissalatu vesselam efendimiz hadisi şeriflerinde:

“hak karşısında susan, hakkı söylemeyen dilsiz şeytandır”

“Kim hak karşısında susar hakkı söylemezse kıyamet günü ağzına ateşten bir gem vurulur ”buyurmuştur.

Hakkı ve doğruları söylememek sabır değil zillet, acziyet ve meskenettir.

Zalim ve haksıza karşı hakkı dillendirmek en büyük cihaddır.

Allah sübhanehü kur’anı azimüşşanda Başka fazlaca ibadetleri olmadığı halde Sadece zalim bir sultana karşı hakkı savundukları için, ashabı kehfi medhüsena buyurmuştur.

Haksızlık karşısında öfkelenmek ahlakı hamidendir.

Allah Teâlâ’nın “sen gerçekten büyük ve güzel bir ahlak üzeresin”

“Resulüllah sallallahü aleyhi vesellemde sizin için çok güzel örnekler vardır”

“yemin olsun ki size sizden sizin en nefisiniz, en güzeliniz, en iyiniz olan bir peygamber geldi ki sizin en küçük bir zahmet çekmeniz onu çok üzer.

O sizin üzerinize titrer o müminlere çok şefkati ve çok merhametlidir. Tövbe süresi son ayetler

Diye methü sena buyurduğu aleyhissalatu vesselamın dahi haksızlık karşısında öfkelendiği zamanlar olmuştur.

Âlimlerimiz, Peygamber efendimizin 40 yerde gadablandığını tespit etmişlerdir.

Nitekim Mekke’nin feth edildiği gün Mekke’nin eşrafından huzeyme kabilesinden, ismi Fatıma olan bir kadın hırsızlık yapmıştı.

Durum resulü Ekrem efendimize intikal edince elinin kesilmesine karar vermiş, hükmün uygulanmaması için birçok aracılar devreye girmişti.

En son resulüekrem efendimizin çok sevdiği yakınlarını devreye koymuşlardı.

Bunun üzerine Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem efendimiz çok öfkelenmiş, hatta yüzü kızarmıştı ”sizden öncekiler zayıf birisi suç işlediğinde ceza uyguladıkları, kuvvetli biri suç işlediğinde ise cezayı tatbik etmedikleri için helak oldular.

Nefsim yedi kudretinde olan Allah Teâlâ’ya yemin olsun ki suçu kızım Fatıma dahi işleseydi elini keserdim ”buyurdu.

Şu halde haksızlık karşısında hiddetlenmek, kızmak ve öfkelenmek mezmüm ve kötü değildir.

Ayni zamanda ahlakı Muhammedîdir.

Bilakis böyle bir durumda susmak, sabr etmek eskilerin “Hilmi himari”eşek sabrı ve yumuşaklığı dedikleri acziyet, zillet ve meskenet, mezmüm ve kötüdür.

Birincisinde şecaat, mertlik, sadakat ve kahramanlık vardır.

İkincisinde ise atalet, zillet ve meskenet vardır.

Hadisi şerifte Resulüllah efendimiz ”acı versede, acı olsada, acıtsa da hakkı söyle” buyurdu.

Allah Teâlâ ayeti kerimede şöyle buyuruyor “Ayetlerimiz hakkında tekzip ve alay yollu söz edenleri hakikat dışı ifadelerde bulunanları gördüğün zaman, batıldan vaz geçip hak yola ve doğru söze dönünceye kadar hemen onlardan yüz çevir.

Şayet şeytan bunu sana unutturursa hatırladıktan sonra o zalim ve batıl toplulukla beraber oturma.” en’am 68

Şu halde kur’anı kerimi kendi kafalarına göre yorumlayan, ehlisünnet âlimlerinin görüşlerine muhalif Kur’an islamı ismi altında fikirler beyan eden, bid’at ehli insanları ve programlarını dinlememelidir.

Çünkü bu zihniyet: rivayettir deyip hadisi şerifleri kabul etmiyorlar.

Hal bu ise kur’anı kerimde rivayettir.

Dini celili islamın tamamı da rivayettir.1450 senelik bir tevatür silsilesidir.

Bu gün rivayettir deyip hadisi şeriflerin bir kısmını red ve inkâr edenler yarın kalan kısmını ve kur’anı kerimin işlerine gelmeyen ayetlerini de bunlar tarihseldir deyip inkâra yeltene bilirler!

Böyle bir durumda ne din kalır nede iman!

İslam âlimleri:

Ehli küfür,

Ehli kebair

Ve ehli bid’at ile oturup kalkmayı caiz görmüyorlar.

Fudayl bin iyaz: kim bid’at ehlini severse Allah Teâlâ onun amellerini yok eder, onun kalbinden İslam nurunu çıkarır,

Kim bid’at ehliyle oturup kalkarsa hikmetten mahrum olur.

Kızını bid’at ehliyle evlendiren Sılai rahmini kesmiş olur. Buyurdu tefsiri kurtubi

Hadisi şerifte aleyhissalatu vesselam efendimiz:

”kim ehlisünnet dışı görüşlere sahip bid’at ehlinden olan itikadi yönden sapık kimselere hürmet, saygı ve itibar gösterirse kesinlikle islamın yıkılmasına yardım etmiş olur ”buyurdu. Kurtubi

Çünkü her bid’at dalalet ve sapıklıktır.

Irbad bin sâriye hazretleri şöyle rivayet etti:

Bürgün Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem bize öyle bir vaaz ettiki gözlerimiz yaşardı, kalplerimiz ürperdi.

Sanki bir veda konuşması gibi oldu ya resülellah, bize tavsiyede bulun dedik.

aleyhissalatu vesselam efendimiz şöyle buyurdu:

Kim benden sonra yaşarsa birçok ihtilaflar görecek.

Öyle bir zamanda benim ve benden sonra ki Hulefai raşidinin yolunu takip ediniz.

Öyle bir zamanda benim Sünnetime ve Hulefai raşidinin yoluna azı dişlerinizle ısırırcasına sımsıkı yapışınız.

Dinde olmayan sünnetime ve Hulefai raşidinin sünnetlerine muhalif olan düşünce ve görüşlerden hevaiheveslerden, uydurulmuş işlerden sakınınız.

Çünkü dinin aslından olmayıp sonradan ortaya çıkarılmış şeyler bid’attır.

Her Bid’atte dalalettir. Her bid’at ve sapıklık ise cehennemdedir.

HULASA

Hulasa olarak bu sürei celile kur’anı azimüşşan ın bütün evamir ve nevahisinin zübdesi mesabesinde olup izah ve tafsili bütün Kur’an demektir.

Hüsran ve hasardan, zarar ve ziyandan, dünya ve ahiret tehlikelerinden kurtuluşun şartları dörttür.

1.iman

2.a’mali Saliha

3.hakkı tavsiye

4.sabrı tavsiye

Dahada özetlenecek olursa ikidir.

1.nefsini islah etmek

2.diğer insanları islah etmek

Şu halde ferdin, ailenin cemiyetin, toplumun, milletin ve de devletin selameti, saadeti ve mutluluğu insanın sadece kendisini islah etmesiyle oluşmaz.

Kendi nefsini islah etmekle beraber başkalarının da ıslahına çalışmak her ferdin bilhassa devlet adamlarının ihmal edilmeyecek kadar çok önemli, başta gelen vazifelerindendir.

Sadece maddi refah ve kalkınma ile toplumların huzur bulması mümkün değildir.

Hırsızların, katillerin, canilerin, sapıkların kol gezdiği, mal ve can güvenliğinin olmadığı, asayişin bozuk olduğu bir ülke de maddi refah ne kadar yüksek olursa olsun toplum huzur bulamaz.

Sadece maneviyat ilede huzur mümkün değildir.

Allah sübhanehü en güzel kıvamda yarattığı insanı et ve kemik vs.den ve maneviyatın membaı olan ruhtan yaratmıştır.

Sadece ceset veya sadece ruh bir kıymet ifade etmiyor.

Ruh maal ceset olursa kâmil bir insan oluyor.

Ruhsuz bir ceset herkesi rahatsız eder.

Cesetsiz ruh ise bir iş görmez.

Maneviyatsız toplum ruhsuz ceset gibi her kesi rahatsız eder.

Maddiyatız toplum bir işe yaramaz.

Dinin direği olan namazı kılmak için evvela maddeye, aptest için suya, teyemmüm için toprağa, setri avret için bir elbiseye ihtiyaç zaruridir.

Kur’anı kerimde yüze yakın ayeti kerimede infak, sadak ve zekât emir ediliyor.

Elbette bu emirler maddi durumu müsait olanlar tarafından yerine getirile bilir.

Çünkü Allah Teâlâ gücünün yetmeyeceği şeyle kulunu mükellef kılmaz.

Şu halde zekât vermek için zengin olmak, zengin olmak içinde çalışmak lazımdır.

Veren el alan elden üstündür.

Zekât farz olduğuna göre çalışmakta farzdır.

İslam âlimleri ilmi ikiye ayırmışlardır.

1.ilmi ebdan, sağlık ilmi

2.ilmi edyan, din ilmi

Sağlık ilminin din ilminden önde olduğunu ifade etmişlerdir.

Çünkü bütün ibadetler sağlığa ve maddiyata muhtaçtır.

Zira parası ve sağlığı yerinde olmayan hacca gidemez,

Sağlığı müsait olmayan oruç tutamaz,

Malı olmayan zekât veremez, kurban kesemez, sadakai cariyede, mali cihatta bulunamaz.

Öyle ise islahat, hem sıhhi, hem maddi, hem de manevi, hem ferdi hem de içtimai olmalıdır.

Maneviyatsız maddiyat ruhsuz ceset gibidir.

Maddiyatız maneviyat cesetsiz ruh gibidir.

Asır sürei celile sinin bize anlattığı dört vasfı üzerinde bulunduran kâmil insan, çok az olduğu için Allah sübhanehü bu dört vasfı üzerinde bulunduranlar hariç, insan cinsi veya bütün insanlar çok büyük zarar ve ziyanda tehlike ve hüsrandadır. Buyurmuştur.

Resulüllah sallallahü aleyhi vesellemin ashabından iki kişi bir araya geldiklerinde, biri diğerine asır süresini okumadan, sonrada biri diğerine selam vermeden ayrılmazlardı. Diye rivayet edilmiştir.(beyhaki şuabuliman)

Hicri 1438 ramazanı şerifin şu ilk gününe kavuşturan rabbimize na mütenahi hamd eder kulluğumuzu kabul etmesini niyaz ederiz.

Her türlü hatamızdan Allah sübhanehüye sığınır ondan af dileriz.

İmanımızın kemale ermesini,

Her türlü Amellerimizin salih ve düzgün olmasını,

Bütün işlerimizi rızasına muvafık kılmasını,

Hakkı ve sabrı tavsiye etmeyi bizede nasip etmesini Allahımızdan niyaz ederiz.

Bizi ikaz edecek, bizede Hakkı ve sabrı tavsiye edecek salih kardeşlerimizin olması için Allah sübhanehüye dua ederiz.

Allahım  bizede asır süresiyle amel etmeyi nasip et.

Hidayete tabi olanlara selam olsun.