KAVGA

KAVGA

HEMDE KABEDE

Takriben 15 gün önce müsafir olarak gittiğim yerde mecbur kalınca kanallar arasında zıp zıp dolaşmak mecburiyeti hâsıl olmuştu.

Gezinirken şahit olduğum durumlar, hem İslami hem de insani yönden hiçte hoş değildi.

Birtakım kanallar, en meşhur aşçıları çağırıp seçim ve referandumlarda oy verenlerin yüzde ellisini oluşturan,

Kıt kanaat geçinmeye, çocuklarını okutmaya çalışan,

Marketlere gittiğinde ihtiyaçlardan hangisinden vaz geçsem diye düşünen,

istatisklere göre açlık sınırının altında hayatlarını devam ettirmeye çalışan, asgari ücretli ve emeklilerin oluşturduğu, “seyir ediyorlarsa” seyircilerine, etin kilosunun 50 tleye dayandığı, domatesin kilosununda 10 lira olduğu bir zamanda, etli, butlu yemek tarifleri sunarak tüketim ve israfı teşvik ederken,

Bazı kanallarda, yine en meşhur doktorları ve diyetisyenleri çağırmışlar, onlarda lüks kalitede günde altı öğün yenmesi gerektiğini tavsiye ederek tüketim ve israfı kamçılıyorlardı.

Alenen ve utanmadan gayri meşru hayatı teşvik eden, iraptan mahalli olmayan müptezel kanallarda işin cabası.

Bazı kanallar ise diğerlerine rağbet etmeyen insanları kendisine çekmek için, dini programlar koymuş, oradaki hoca efendilerde, iki lafın arasında, umre seyahatini ilan edip müşteri çoğaltmaya çalışıyordu. Bazı kanallar dada hoca efendiler, yazdığı kitaplarda maddi ve manevi bütün dertlere çare bulunduğunu, mutlaka okunmasının zaruri olduğunu anlatarak kitaplarını satmaya teşvik ediyor, dönüp dolaşıp iş Müslümanların parasını almaya dayanıyordu.

Bazı kanallarda varki neuzu billah cinsindendi. Zira oradaki hocalarda 1450 senelik İslam geleneğini bir çırpıda kesip atıyorlar,

Osmanlıyı 600 sene ayakta tutan bu İslam geleneği değilmiş gibi tamamını red edip kafamıza yatmıyor, günümüzün şartlarına uymuyor diyerek, kütübüsitte ve kütübü tis’ada mevcut hadisi şerifleride inkâr edip edillei şeriyyeye uygun oldukları için bütün Müslümanlar tarafından kabul görmüş dört mezhep imamını, bunlar üniversite okumamışlar.

Biz ise en modern üniversitelerde okuduk, onlar bizim ayağımıza su bile dökemez edasıyla küçük görerek, mezhepleri red edip Kur’an Müslümanlığı adında yeni bir İslam anlayışsızlığı aşılamak için var güçleriyle gayret ediyorlardı.

Bir kanala da düştüm ki sarıklı, cüppeli, sakallı nurani yüzlü hoca efendiler vardı.

Yaptıkları hizmetleri anlatıyorlar, ağzı iyi laf yapan, sakalı, bıyığı yeni terlemiş bir hoca efendi heyecanla Müslümanlardan topladıkları paralar ile kur’anı kerim alıp yine Müslümanlara dağıttıklarını,

kur’anı kerimden bir harf okumanın şu kadar sevap olduğunu, dolayısıyla, bize gönderdiğiniz paralar ile alıp bağışlayacağımız kur’anı kerimleri okuyanlardan size şu kadar sevap verilecek deyip hesap numarası veriyordu.

Kahvehanelere, meyhanelere, çarşuyu pazara inip tebliğ yaptıklarını, emribilmaruf ve nehyianilmünker vazifesi yaptıklarını vs. anlatıyordu.

İlk defa bu kanala rastlamıştım dikkatimi çekmiş izlemeye devam etmiştim.

Biraz sonra falan hocamız teşrif edecek, ka’bede bize saldırıp bizi öldürmek isteyen insanları ve onların arkasında kimlerin olduğunu ilk ağızdan anlatacak reklamları yapılınca dahada dikkat kesilip izlemeye başladım.

Sarıklı, cüppeli, sakalı yeni terlemiş hoca efendi spiker soruyor, cemaatin lideri olduğu anlaşılan vakur görünümlü, nurani yüzlü sarıklı, sakallı, cüppeli hoca efendi cevap veriyordu.

Haremi şerifte, kabei muazzama da, ihramlı vaziyette iken, kendisine ve kızına saldırıldığını, zulme uğradıklarını, ölümden döndüklerini, hayatlarını zor kurtardıklarını, haklı olduklarını, mobesa kameralarının istendiğini, yakında geleceğini, haklı olduklarını bütün delilleriyle mahkemeye sunacaklarını vs. anlatıyor,

Okuduğu ayeti kerimeler ile ve hadis şerifler ile delillendirerek karşı tarafı ve onların arkasında olduğunu söylediği, yine sarıklı, cüppeli, sakallı insanları “şimdi onları tekfir etmeseydi bari diye düşünürken” sözünde durmamak, ahde vefa göstermemek, vs. nedenler ile onları münafıklıkla suçluyordu.

Ayni zamanda bu kavganın yeni olmadığını 17 senedir devam ettiğini anlatıyor, haklı olanın kendileri olduğunu, karşı tarafın ise haksız ve zalim oldukların, ayet ve hadisler ile kendilerine göre şahitler ile anlatıp seyir edenlerin kendilerine hak vermelerini istiyordu.

Bu kavga dedi kodusu günlerce sürmüştü, hala devam ediyor mu? Bilmiyorum. Çünkü evime döndüm şükür ki benim televizyon o kanalı çekmiyor.

Tarihin her safhasında ne yazık ki Müslümanlar arasında buna benzer kavgalar olmuş, hatta kanlar akıtılmış, oyuna gelen ve gaflete düşen Müslümanlar, sahip oldukları maddi ve manevi enerjilerini heba etmişler, herkeste kendi tarafının haklı olduğunu iddia etmişlerdir.

İyi bir idare ve düzenleme olduğu içindir ki bu çekişme ve ihtilafların, niza ve kavgaların, hiç olmadığı veya en az olduğu devir, Osmanlı devridir.

Cumhuriyet döneminde ülkemizde belki Müslümanlar bir araya gelip güç ve kuvvet oluşturamasınlar diye maksatlı olarak Müslümanların arasında kavgaya vesile olacak niza ve ihtilaflar oluşturulduğu bir vakıadır.

Bir zamanlar bir cemaat ile diyanet ve imam hatiplerin arası açılmış, iş bir birlerini tekfir edecek raddeye kadar gelmişti.

Bu safha atlatılmış, sonra Bila istisna bütün cemaatlerde, kendi aralarında kavga ve anlaşmazlıklar,başlamış olup halada devam etmektedir.

 

 

 

 

 

En vahim, en üzücü olanı ise anlaşamayan Müslümanların kavgalarını, kol kırılır yen içinde kalır hesabı kendi aralarında hal etmeyip veya edemeyip cümle âleme rezil olacak, islamı ve Müslümanları küçük düşürecek bir şekilde ortaya düşüp televizyonlara çıkarak işi davul zurna ile ilan etmeleridir.

Dahada vahimi ise meselelerini hal etmek ve haklı çıkmak için müracaat edilen yer ve yöntemdir.

Bu kadar sarıklı, cüppeli hocaların içerisinde, hucurat süresini okuyup onunla amel eden yokmu?

Bu nasıl emribilmaruf nehyianilmünker hareketidir?

Bu tarzımız ile insanların güven ve itimadını nasıl kazanacağız?

Süleyman Hilmi Tunahan hazretlerinin ifadesiyle; ümmeti Muhammedîn evlatları boğazın sularının kara denize aktığı gibi cehenneme doğru akıp giderken, bu tarzımızla onları nasıl kurtaracağız?

Bu hal ve tarzımızla, internetle büyüyen, dünyadaki her şeyden haberi olan yeni nesle islamı ve Müslümanları nasıl sevdireceğiz?

Farkında mıyız?

Topladığımız maddi imkânları ve sahip olduğumuz manevi enerjiyi nereye ve nasıl harcıyoruz?

Bu kavgaların, nizaların, anlaşmazlıkların sebepleri ve nedenleri nelerdir?

Müslümanların bu gidişatı nereye?

Esas düşünülmesi icap eden durumlar bunlardır.

Ne yazık ki dinden, imandan ayetten, hadisten bahs eden, referanslarının kur’anı kerim olduğunu söyleyen tüm cemaatlerde, idare sistemi ve hizmet tarzı, sünnete uygun değildir.

İslami ve Kur’ani değildir.

Zira islamda lider ve idareci seçim ile getirilir. Valiler tayin ile olur.

Mevcut cemaatlerin hiç birisinde cumhurun seçmesiyle idareci yapılmış bir lider gözükmemektedir.

Lider, ya kurduğu bir derneğin veya vakfın ölünceye kadar başkanlığını elinde tutmakta veya Saltanat geleneğinde olduğu gibi babadan oğula veya toruna veya damatlara intikal etmektedir.

Hal bu ise namaz kılmak için hazır olan bir cemaatte bile imam, “oradaki cemaatin en âlimini, en takvasını, en sevilenini tercih ve tensip etmesiyle” imam yapılır.

islamda idare şura ve meşveret iledir.

Bu hususta Resulüllah sallallahü aleyhi vesellemden alacağımız örnekler çoktur.

Meşveret ise “cemaat liderinin, her dediğine ve her istediğine evet diyecek liyakatsiz kimseler ile değil,

İlim sahibi, adaletli, emin, kibrugururdan, hakdühasetten, fitneifesattan uzak, hasbi, ehil ve liyakatli, her şeye rağmen doğruları söyleye bilen, lider yanlış yaptığında ikaz ve irşad ede bilen, eğriye de doğruyada evet demeyen, emmebasma tulumba gibi her şeye kafa sallamayan, bir meşveret gurubuyla istişare etmesiyle olur.”

Allah Teâlâ bir insana hayır murat ederse yanına kendisini ikaz edecek vezirler nasip eder.

Bir liderin etrafındaki insanlar iyi olurlarsa lideri aziz,kötü olurlarsa lideri rezil eder.

Hazret ali efendimize hazreti Ebubekir ve Ömer radıyallahü anhüma zamanında şimdiki gibi nahoş hadiseler olmazdı diyen birisine onların yanında vezir olarak biz vardık bizim yanımız dada siz varsınız. Buyurarak etrafındaki insanları ikaz ve irşad etmiştir.

Cemaat lideride ikaz ve irşada müsait olmalıdır.

Kendisini Allah için, hak ve adalet için, ikaz ve irşad edenleri dinlemeli, onları dışlamamalıdır.

Zira cemaat kimsenin şahsi malı değildir.

Şahsı için yaptığı tasarrufları cemaat mensupları için yapamaz.

Kimseyi kovup atamaz.

Kimseyi cemaat halkasının dışına itemez.

Kimseyi membadan su içmekten men edemez.

Aksi takdirde kalede gedikler açılmış olur.

Küçük görülüp önemsenmeyen gedikler büyüyüp onarılamaz hale gelir, hem dünyada hem de ahirette birçok tehlikeleri ortaya çıkar.

Bu mahzurların hepsi ancak istişare ile ortadan kalkar. Çünkü Allah Teâlâ habibine, ismi şura olan bir süre indirmiştir.

Her derdin çaresi harfiyyen islama uymaktır.

Her sıkıntının sebebi de islama uymamaktır.

Her problemin açıkça söylene bildiği bir idare sisteminde sıkıntılar ortadan kalkar veya en aza iner.

Nitekim Hulefai raşdinde bunun ibretli bir örneği vardır.

Bir gün; beni dinleyin ve bana itaat edin diye hutbeye başlayan Emirulmü’minin hazreti Ömer efendimize, sahabeden birisi kalkıp seni ne dinleriz ve nede sana itaat ederiz demişti.

Lebalep dolu olan mescidi nebevide büyük bir sessizlik hâkim olmuş, Müslümanlar hazreti ömerin ne diyeceğini nasıl hareket edeceğini merakla beklemeye başlamışlardı.

Evet, hazreti Ömer efendimiz o sahabiye sadece şunu demişti. “Neden”

O sahabi hiç korkmadan, endişe dahi etmeden, Müslümanlar tarafından ayıplanmasından bile çekinmeden, ya emirel mü’minin; beytülmalden, Müslümanlara ait olan kumaşlardan hepimize dağıttın.

Ancak bize düşen kumaştan bize bir gömlek çıkmadı, sen ise en uzun boylu olduğun halde bakıyorum ki sana uzunca bir gömlek çıkmış, böyle adaletsizlik yapıyorken biz seni nasıl dinleyelim ve sana nasıl itaat edelim?

Hazreti Ömer radıyallahü anh mescidi nebevide gözünü gezdirmiş fakat halifenin oğluyum deyip nüfuz tacirliği yapmayan oğlu Abdullah en kenar bir yerde oturduğu için onu görememişti.

Oğlum Abdullah nerde? Diye sorunca buradayım baba sesi duyuldu.

Emirul mü’minin hazreti Ömer efendimiz, anlat ya abdallah deyince hazreti Abdullah durumu anlatmıştı, kendisine düşen kumaş ile babasına düşen kumaş birleştirilmiş hazreti ömere bir gömlek dikilmişti.

Bunun üzerine o sahabi; ya Ömer durum şimdi anlaşıldı, şimdi hem seni dinleriz hem de sana itaat ederiz demişti.

 

Durumu tahlil edecek olursak o,  sahabi kafasına takılan bu durumu, korktuğu için veya çekindiği için soramasaydı veya sorduğunda hazreti Ömer onu azarlasaydı neler olabileceğini, hangi dedikodulara vesile olacağını, ne büyük fitnelerin çıkacağını bir düşünün.

Evet, lider ister devlet, ister dernek, ister bir cemaat lideri olsun fark etmez, herkesin her zaman ulaşa bileceği, her şeyi açıkça sora bileceği bir halde şeffaf olmalıdır,

Etrafı dalkavuklar ile çevrilmiş olan bir liderin ömrü uzun, hayatıda huzurlu olmaz.

Böyle bir cemaat ve toplulukta,  müntesiplerde huzurlu olamaz.

Dedikodu ve fitnelerin ardı akasıda kesilmez ve eksilmez.

Konumuza dönüyorum ve diyorum ki, emribilmaruf ve nehyianilmünker vazifesi yaptıklarını televizyonlarından ilan eden kabeimuazzamadaki kavganın bir tarafı olan takva görünümlü, muhterem kardeşlerim, insanların ve Müslümanların bu kadar dertleri varken birde sizinle mi uğraşsınlar?

Kur’anıkerim’deki sabır ayetlerini okumuyor musunuz?

İçinizde aklı başında insanlar yokmu?

Rusya ve Amerika bile bir araya gelip konuşa biliyorlar. islahatçı bir heyet araya koyup aranızda konuşamıyormusınız?

Lütfen ağyara malzeme vermeyelim.

Lütfen dost ve düşmanları sevindirmeyelim.

Lütfen görüntü kirliliği oluşturmayalım.

Lütfen bu iç meseleleri televizyona taşımayalım.

Lütfen Müslümanların hayırlarıyla kurulmuş televizyonu dedikodu aracı yapmayalım.

Lütfen ayet ve hadisleride kısır çekişmelerimizde israf etmeyelim.

Lütfen bildiklerimizle amel edelim.

İlminize, kisvenize, kıyafetinize vede vizyon ve misyonunuza yakışmıyor.

Sizin emribilmaruf ve nehyianilmünker hizmetinize karşı, bende bu vazifeyi yapayım, hakkı ve sabrı tavsiye edeyim diye kalemimden bunlar dökülü verdi.

Lütfen sürçü lisan ettikse af ola!

Hidayete tabi olan herkese selam olsun.