KUL HAKKI

KUL HAKKI

 

“Ben insanları ancak bana ibadet etsinler için yarattım.

Ben onlardan rızık istemiyorum.

Beni doyurmalarını da istemiyorum.

Şüphesiz rızk veren, güç ve kuvvet sahibi olan ancak Allah tır. Zariyat süresi 56.57.58. ayeti kerimelerine binaen insanların yaradılış gayesi Allah Teâlâ’yı bilmek, onun emir ve yasaklarına riayet etmektir.

Binaen aleyh, insanın Allah Teâlâ’ya karşı ve diğer insanlara karşı yerine getirmesi icap eden hakları ve sorumlulukları vardır.

*Bu haklardan, iman, namaz, oruç, zekât, hac gibi, insanlar tarafından af edilmesi ve kaldırılması mümkün olmayan haklara hukukullah denilir.

*Borçlar, miras, nikâh, Talak, gibi kulun elinde ve yetkisinde olan, ancak kulun af etmesi durumunda Allah Teâlâ tarafından af edilen haklara kul hakkı denilir.

*Namuslu birisine iftira etmek gibi, hem Allah Teâlâ’nın hakkı, hem de kulun hakkı bir arada olup Allah Teâlâ’nın hakkı galip ve fazla olan haklar vardır ki kul, hakkından vaz geçse dahi ammeyi ilgilendiren bir hak olması hasebiyle dünyevi ve uhrevi yönden cezasız kalmaz.

*Ayni şekilde hem kulun ve hem de Allah Teâlâ’nın hakkı bir arada olup bilerek ve taammüden, kasten birini öldürmek gibi kulun hakkı galip ve fazla olan haklarda vardır ki, kul maktulün varisleri tarafından af edilip kısas tan vaz geçerlerse veya katil ile diyet karşılığı anlaşırlarsa ceza tahakkuk etmez.

Allah Teâlâ: kendisine şirk ve ortak koşmaktan başka dilediği kimselerin tüm haklarını ve günahlarını af edeceğini beyan buyurduğu halde bunlardan kul hakkı hariç tutulmuştur.

Şu halde bütün haklar önemli olmakla beraber bu haklar içerisinde en önemlisi kul haklarıdır.

Kul hakları:

-Anne baba haklarından başlayıp

-Komşu hakları,

-Hocanın talebesi üzerindeki haklar,

-Akrabalar arasındaki miras gibi maddi, Sılai rahim gibi manevi haklar,

-Müslümanın Müslüman üzerindeki cenazesine katılmak, davetine icabet etmek gibi hakları,

-borçlu kimsenin, borcunu ödememesi veya geciktirmesi gibi haklar,

-alış verişte ölçü ve tartıya riayetsizlikten meydana gelen haklar gibi maddi veya gıybet etmek, bir Müslümanı gıyabında herhangi bir kusurundan dolayı kötülemek veya hakkında kötü düşünmek gibi manevi haklar olmak üzere birçok kısımlara ayrılır.

Velhasıl hangi şekilde olursa olsun, Müslüman olsun kâfir olsun her hangi bir insana yapılmış olan herhangi bir haksızlık zulümdür.

Zulüm: Allah Teâlâ’nın meşru kıldığı hudut ve sınırı aşmaktır.

Şu halde bir Müslümana veya bir hayvana eziyet etmek zulümdür.

Savaşmayan “zimmii”olan bir gayri Müslime eziyet etmek zulümdür.

Bir insanı haksız yere öldürmek zulümdür.

Bir insanın malını çalmak zulümdür.

Bir insana sövmek zulümdür.

Bir insanı döğmek zulümdür.

Bir yetimin malını yemek zulümdür.

Bir insanın malını meşru olmayan yollar ile yemek zulümdür.

Kadınları mirastan mahrum etmek zulümdür.

Borcunu ödememek zulümdür.

Bunları yapan bir Müslüman başkalarına zulüm yaptığı gibi ayni zamanda kul haklarına riayet etmeyerek günaha girdiği için kendisine de zulüm yapmış olur.

 

“Allah Teâlâ zalimleri sevmez. Ali İmran süresi 140.ayet

Sakınha Allah Teâlâ’yı zalimlerin yaptıklarından gafil ve habersiz sanma,

Ancak, Allah Teâlâ onları cezalandırmayı, korkudan gözlerin dışarı fırlayacağı bir güne Erteler.

Kafaları ve zihinleri bomboş olarak kendilerine bile dönüp bakamazlar,

gözleri göğe dikilmiş bir vaziyette koşarlar. ”sürei İbrahim ayet 42-43

Allah Teâlâ insanların yapmış olduğu hiçbir ameli karşılıksız bırakmaz.

Zira zilzal süresinde” kim zerre kadar bir hayır ve hasenat, bir iyilik ve güzellik yaparsa karşılığını bulur.

Kim zerre kadar bir şer ve kötülük yaparsa onunda karşılığını görecek” buyuruluyor.

Zira o gün öyle bir gündür ki İbrahim halilurrahman aleyhisselam dahi

Ya rabbi:

Mal ve paranın,

Makam ve mevkiinin,

Şan ve şöhretin,

Lüks arabaların,

Süslü Evlerin,

Köşk ve sarayların,

Makam ve mevki sahibi evlatların,

Zengin ve itibarlı dost ve ahbapların, fayda ve menfaat vermeyeceği,

Ancak, hevaihevesten,

Dünya sevgisinden,

kibrugururdan,

hakdühasetten,

Fitne fesattan,

Müslüman kardeşlerine karşı kin, buğuz ve adavetten salim ve temiz,

Allah Teâlâ’ya samimi olarak bağlı olan kalplerin sahiplerinin fayda ve menfaat göreceği,

İnsanların diriltileceği,

Hesaba çekilceği,

Herkesin amellerinin karşılığını göreceği,

Boynuzsuz koyunun dahi boynuzu ile kendisini acıtmış olan boynuzlu koyundan hakkını alacağı o hesap gününde,

Beni mahcup etme,

Beni rezilürüsvay etme,

Beni perişan etme,

Benim yüzümü kara çıkarma, diye yalvarıp yakarmıştır.

İşte böyle bir günde hesap çok zor ve çetin olacak.

O,gün sevaplarını çoğaltmak, terazinin sevap tarafını ağırlaştırmak için her kes hak arama, sevap çoğaltma peşine düşecektir.

Çünkü “kimin terazideki sevapları ağır gelirse o memnun ve razı olacağı bir yaşam içinde olacak

Kimin sevapları hafif olursa onu ateş kuşatacaktır” Karia süresi

Allah Teâlâ abese sürei celilesi 33 ila 42. Ayetlerde şöyle buyuruyor:

“Kulakları sağır eden o ses geldiğinde, kıyamet koptuğunda, mizan ve terazi kurulup insanlar hesaba çekildiğinde,

İşte o gün benden hak istemesinler,

Sevaplarımı elimden almasınlar,

Bana zararları dokunmasın diye, kişi kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından firar edip kaçar.

O gün her kesin kendine yetip artacak bir derdi vardır.

O gün bir takım yüzler parlak, güleç ve sevinçlidir.

Yine o gün bir takım yüzleride keder bürümüş, hüzün ve üzüntüden kapkara kesilmiştir.

İşte bunlar kâfirlerdir, günahkârlardır.”

Bir gün Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem ashabı kirama:

Müflis, iflas eden kimdir bilir misiniz? Diye sorduğunda

Ashabı kiram aleyhimürrıdvan hazretleri:

Bizde dinarı, dirhemi parası pulu kalmamış kimseye müflis denilir diye cevap verdiler.

Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem ise ancak gerçek müflis:

Kıyamet gününde kıldığı namazlar,

Tuttuğu oruçlar,

Yaptığı hac ibadetleri,

Verdiği zekâtlar,

Yaptığı birçok hayır ve hasenatı ile gelmiş,

Bunlar ile beraber, birisine söğmüş,

Birisini döğmüş,

Birisine iftirada bulunmuş,

Birisinin malını haksız yere almış,

İnsanlara olan borçlarını ödememiş,

Kalp kırmış,

Gönül yıkmış dolayısı ile namazın sevabı ona orucun sevabı diğerine zekâtın, haccın ve yaptığı hayır ve hasenatın sevabı bir başkalarına verilmiş, hasenat ve sevapları yetmeyince de alacaklıların günahları ona yüklenmiş kimsedir asıl müflis buyurmuştur.

Allah azimüşşan çok merhametlidir. Tövbe edildiği takdirde şirk hariç af etmeyeceği bir günah yoktur.

Hatta müşrik olan birisi dahi kelimei şahadet getirip Müslüman olduğu takdirde onu dahi af ediyor.

Ancak kul, kendisi af etmediği takdirde Allah Teâlâ kul hakkını af etmiyor.

Nitekim bir sahabi, ya resulallah sırf Allah Teâlâ’dan sevap ve cennet isteğiyle azim ve sebat ederek Allah yolunda cihad ederken öldürülürsem hata ve günahlarım temizlenir mi? hata ve günahlarımdan kurtulur muyum? Diye sordu.

Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem evet kurtulursun ancak, borçların hariç buyurdu.

Yine bir hadisi şerifte:

“Borcu hariç Şehidin tüm günahları af olunur.” Buyurdu.(Müslim)

Buradaki borçtan maksat: maddi borçta dâhil tüm kul hakları olup kul hakkı tövbe etmek, şehitlik ve Allah yolunda cihad gibi salih ameller ile temizlenmez.

Kul hakkından, ancak alacaklıya hakkını ödemek ve helalleşmek ile kurtulunur.(sahihi Müslim şerhi nevevi)

Hadisi şerifte Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem şöyle buyurdu:

“her Müslümanın diğer Müslümanlara kanı, ırzı ve malı haramdır.” tirmizi

“Müslümanın malı ancak kendi rızasıyla ve gönül hoşnutluğu ile helal olur” ahmed bin Hanbel

“kıyamet gününde bütün haklar alınacak hatta hak almak için boynuzsuz koyun için boynuzlu koyun getirilecek kısas olunacak “Müslim

“rabbinize kavuşuncaya kadar şu gününüz muhterem olduğu gibi kanlarınız ve mallarınızda muhterem olup Birbirinize haramdır”

“Mü’minler cehennem ateşinden kurtulduğunda, cennet ile cehennem arasında bir köprüde alıkonurlar.

Dünyada aralarında cereyan etmiş zulümlerden ve haksızlıklardan herkes birbirlerinden haklarını alıp haklardan temizlendikten sonra cennete girmelerine izin verilir “Buhari

Kul hakkının önem ve ehemmiyeni anlatan Bu mealde birçok hadisi şerifler varıd olmuştur.

Hatta Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem borcunu ödeyememiş bir sahabenin cenaze namazını “borcun ehemmiyetine tembih için” kıldırmayıp bir sahabi tarafından borcu üstlenildikten sonra kıldırmıştır.

İslami eğitimin zayıf olduğu günümüzde ne yazık ki Müslümanlar, ilmihal bilgisinden mahrum yetiştirildiği için

Alış verişlerde,

Borç ödemekte,

Haram, helal, günah sevap mefhumlarına,

Miras hukukuna ve

Akrabalık hukukuna, İslami ölçülerde riayet etmeyip kimileri bilmeden gafilane olarak, kimileride hainane bir şekilde kul hakkı yemektedir.

Bunun neticesinde yapılan dualar kabul olunmamakta, zahmet çekilerek yapılan ibadetlerin sevapları başkalarına gitmektedir.

Âdeta su üzerine yazı yazar gibi emekler boşa gitmekte farkına varmadan Müslüman başkalarına çalışmaktadır.

Hasanı Basri hazretleri aleyhinde konuşup gıybetini yapan kimseye bir tabak tatlı göndermiş hikmet ve sebebini soran o zata, sen bana sevaplarını verdin bende sana ikramda bulundum demiştir.

BORÇLU OLANLARIN BORÇLARINI ÖDEMEDEN ÖMREYE GİTMELERİ CAİZ DEĞİLDİR

Durum böyle olduğuna göre borcunu ödemeyen insanların har vurup harman savururcasına lüks hayat sürmeleri vicdanen ne kadar doğru ola bilir?

Her Müslüman ahirette hesaba çekilmeden önce kendisini hesaba çekmelidir.

Hac ve umreye gidecek olanlar, evvela insanlara olan borçlarını ve farz olan zekât borçlarını ödemelidirler.

Zira insanlara olan borçları ve zekât borcunu ödemek farz olup umreye gitmek ise nafile bir ibadettir.

Bu namazın farzını kılmayıp sünnetleri kılmak gibidir.

Hiçbir nafile ibadet farz kadar önemli değildir.

Farzlardan bir farzı vaktinde eda etmek halis niyetle eda edilse bile, hangi nafile olursa olsun bin sene nafile ibadetten çok daha faziletlidir.

Hatta farzları eda ederken farzların içindeki sünnetlerden bir sünnete ve farzların edeplerinden bir edebe riayet etmekte böyledir.

Hazreti Ömer efendimiz bir gün sabah namazını cemaatle eda ettikten sonra birisini göremeyince cemaate gelmedi mi? diye sorması üzerine, o ekseriyetle geceleri ibadet eder şu saatte ona uyku galip gelmiş olabilir dediler.

Bunun üzerine Ömer radıyallahü anh efendimiz: gecenin tamamını uyku ile geçirip sabah namazını cemaatle kılsa idi onun için çok daha iyi ve faziletli olurdu buyurdu.

*Ayni şekilde zekât hesabından bir pul, çok cüzi bir miktar tasadduk etmek nafile olarak dağlar kadar altın tasadduk etmekten çok daha faziletlidir. Mektubatı rabbani cilt 1-29.mektup

Farzları bırakıp hangi nafile olursa olsun nafile ibadetler ile meşgul olmak malayani olup hiçbir faydası yoktur. Mektubatırabbani 1.cilt 123.mektup

Son zamanlarda vaaz, sohbet ve nasihatler dua ve ibadetlerin kabul olunmasının başlıca sebeplerinden olan helal lokma ve kul haklarından sakınmak hususlarında değilde, ne yazık ki daha ziyade hac ve ömre yapmaya teşvik hakkında yapılmaktadır.

Televizyon hocaları dâhil, birçok emekli hocalar vede cemaatler, ömre turları düzenlemektedir.

Bir çoklarıda daha çok umreci bularak umre seyahatini bedavaya getirmek için çok gayret sarf etmektedirler.

Hac ve umre parasını nerden kazandın?

üzeririnde kul hakkı varmıdır?

Hacca giderken eş dost ve akraba ile helalleşmek gerekir mi? Gibi en önemli sorular kimsenin aklına bile getirilmemektedir.

Çünkü hacca ve umreye götürmek, iş olsun torba dolsun kabilinden ne yazık ki rızai ilahi gayesinden çıkıp ticari sektör haline gelmiştir.

Hatta haccın farz olmasının şartlarından birisi olan “İstitaat” şartını dahi nazara itibara almaksızın taksitli imkânlar sunulmak suretiyle umreciler çoğaltılmaya çalışılmaktadır.

Çekini, senedini ödeyemeyenler bile ikna edilerek ailece umre seyahatlerine götürülmektedirler.

Dahada vahim olanı varki, umrecileri çoğaltmak için “mahremi olmaksızın kadınların sefere gitmesi caiz değilken”  kenar kayıt fetvaları verilerek veya zaruret olmaksızın “telfiki mezahib” yapılarak yanında mahremi olmayan kadınlar umreye götürülmektedir.

Hal bu ise imamı rabbani hazretlerinin evladı olduğunu söyleyen bu insanlar, müntesibi oldukları imamı rabbani hazretlerini de dinlememektedirler.

Ya okumuyorlar,

Ya da anlamıyorlar,

Veya işlerine gelmiyor.

İmamı rabbani hazretleri bir farzın aksaması ve bir haramın işlenmesi söz konusu ise umreye gitmek, malayani olup giden kimsenin hiçbir istifadesi olmaz buyuruyor. mektubatırabbani 1.cilt 123.mektup

*Hadisi şerifte Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem efendimiz:

“Allah Teâlâ’nın kulundan yüz çevirdiğinin alamet ve işareti ve göstergesi kulun malayani ile boş ve faydasız şeyler ile meşgul olmasıdır.”

“kişinin malayani ve faydasız şeylerden yüz çevirmesi faydalı işlerle meşgul olması onun güzel ve iyi bir Müslüman olmasındandır ”buyuruyor.

Yani iyi ve güzel bir Müslüman, malayani ve faydasız şeylerden uzak durur, faydalı ve daha zaruri olan işlerle meşgul olur.

Bir hadis şerifte de ahir zamanda hacca gidenler üç sınıf olacaklar:

Şöhret için gidenler,

Ticaret için gidenler,

Dilenmek için gidenler, buyuruldu.

Dolayısı ile Müslüman bütün işlerinde şerıatıgarrai ahmediyyeye harfiyyen uymaya çalışmalı, haram lokmadan, kul hakkından, haram işlerden, malayani sayılacak hususlardan yangından kaçar gibi sakınmalıdır.

Çünkü def’i mazarrat celbi menfaatten evladır.

Çünkü kaş yapıyorum diye göz çıkarmamalıdır.

Çünkü kendime bir ev yapıyorum diye kocaman bir şehri yıkmamalıdır.

Çünkü hizmet yapıyorum diye hezimet yapmamalıdır.

Çünkü irşad ediyorum diye ifsat etmemelidir.

Çünkü dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olmamalıdır.

Müslüman şuurlu ve bilinçli olmalıdır. Neyi ne zaman ve nasıl yapacağını iyi bilmelidir.

Hayra vesile olmak ne kadar doğru ve sevap ise yanlışa ve günaha vesile olmakta o kadar günahtır.

Bir insanın hidayetine vesile olmak insucinnin ibadetinden faziletli olduğu gibi, sapıtmasına vesile olmakta o kadar vebal ve günahtır.

*Nitekim Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem

“Kim islamda güzel bir yol ve çığır açarsa hem onun sevabı ve hem de o yolda yürüyenlerin ecir ve sevabı ona verilir.

(Kimde)kötü ve yanlış bir yol ve çığır açarsa hem onun günahı hem de o yolda gidenlerin günahları ona yazılır. Onların günah ve sevaplarından bir şeyde eksilmez. Buyurdu

Haram helal ver allahım garip kulun yer allahım felsefesiyle hareket eden ticari şirketlerin çoğalması ve onların teşvikleriyle ne yazık ki

Farz olan Borçlarını ödemeyen, zekât vermeyen insanlar, her sene umreye giderek farzları terk edip nafileler ile meşgul olmaktadırlar.

Hal bu ise binlerce nafile ibadet bir farzın yerini tutmaz.

Ayni şekilde Miras meselesinden akrabalarıyla dargın olan insanların hacca ve umreye giderken helallik bile almadıklarına şahid olunmaktadır.

-Öyle ise evvela haramlardan,

-haram yemekten,

-haram işlemekten sakınmalıdır.

-kul hakkından sakınmalıdır.

-hak sahipleriyle helalleşmelidir.

-kalbi, selim haline getirmelidir.

Çünkü evvela tahliye sonra süsleme yapılır.

Hadisi şerifte :” günah kalbini ve göğsünü daraltan şeydir. Günah insanın gönlünü daraltır ve rahatsız eder.

“Müftiler fetva verseler de sen kalbine danış ”buyuruldu.

*Borçlarını ödemeyenler,

Miras bölüşümünde hak ve adalete riayet etmeyenler,

Alışverişte aldatanlar,

Ölçü ve tartıda hile yapanlar,

Allah Teâlâ’nın af etmediği, haram ve günah olan kul hakkı yemektedirler.

Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem efendimiz şöyle buyurmaktadır:

“kim bir haram lokma yerse kırk gece namazı kabul olunmaz”

“Allah Teâlâ haram ile gıdalanan bir vücudu cennete haram kıldı”

“haram bir lokmayı terk etmek, Allah Teâlâ yanında iki bin rek’at nafile namaz kılmaktan çok daha sevimlidir.”

“haramlar hususunda takvaya riayet eden kimsenin kıldığı iki rek’at namaz, takvaya riayet etmeyen kimselerin kıldığı bin rek’at namazdan çok daha hayırlıdır.”

“kulun midesine haram bir lokma düştüğünde yerdeki ve gökteki melekler ona lanet okurlar.

O lokma midesinde oldukça Allah Teâlâ ona merhamet etmez.”

“Beytülmakdiste bir melek her gece, kim haram yerse Allah Teâlâ onun farz ve nafile ibadetlerini kabul etmez diye nida eder”

 

-Borçlarını ödememek,

-Başkasının hakkını gasp etmek,

-Hak ettiği bir şeyi vermemek,

-Aldatmak gibi Kul hakkı yemek,

Dünyayı sevmekten ileri gelir ki, bir hadisi şerifte resulullallah sallallahü aleyhi vesellem efendimiz şöyle buyuruyor:

“Gözlerden yaş akmaması,

havfullah ve haşyetullahtan dolayı ağlayamamak, kalplerin kararmasından meydana gelir,

Kalplerin kararması ise günahların çoğalmasından olur,

Günahların çoğalması ise insanın öleceğini unutmasından olur.

İnsanın öleceğini unutması da dünyayı sevmekten olur.

Dünyayı sevmek ise bütün hataların başıdır.”

Demek ki dünyayı sevmek ölümü unutturuyor.

İnsan öleceğini unutunca birçok günahları irtikâp ediyor.

Günahlar çoğaldıkça kalp kararıp katılaşıyor,

Kalp duygusuz, şuursuz, düşüncesiz, merhametsiz, şefkatsiz, tefekkür süz bir hal alıyor.

Sonrada taş kesiliyor, göz pınarları kuruyor, sohbet, nasihat, fayda vermez hale geliyor.

Allah sübhanehü şöyle buyuruyor:

(Ne varki)”bunlardan sonra yine kalpleriniz katılaştı. Artık kalpleriniz taş gibi yahut dahada sert ve katı oldu.

Çünkü taşlardan öylesi varki, içinden ırmaklar kaynar.

Öylesi de varki, çatlar ondan su fışkırır.

Taşlardan bir kısmıda Allah korkusuyla yukardan aşağıya yuvarlanır.

Allah yapmakta olduklarınızdan gafil değildir.” Bakara süresi 74.ayet

Bozuk bir dokuma makinasından düzgün ve güzel bir kumaş çıkmayacağı gibi, kararmış ve katılaşmış bir kalpten düzgün ve güzel ameller sadır olmaz.

Hadisi şerifte: agâh ve mütenebbih olunuz ki cesette bir et parçası vardır ki o düzelirse cesedin tüm uzuvları düzelir o bozulursa tüm uzuvlar bozulur işte o et parçası kalptir buyuruldu

Haram lokmalar ile gıdalanmış bir kalbe bağlı olan uzuvlar istikamet üzere olamazlar.

Haram ile beslenmiş dil ile yapılan dualar semaya yükselmez.

Gözler ibretle bakmaz,

Eller hayırlı işler tutmaz,

Ayaklar hayra gitmez,

Yapılan dualar ve ibadetler makbul olmaz.

Zira aleyhissalatüvesselam efendimiz şöyle buyuruyor:

“bir adam uzun ve yorucu yolculuklar yapıyor elbisesi yırtılıyor.

Saçı sakalı tozlanıyor.

kabenin yanında ellerini semaya kaldırıp ya rab ya rab ya rab diye diye dua ediyor.

Hal bu ise,

Yediği haram,

İçtiği haram,

Giydiği haram,

Haram ile gıdalanıp beslenmiş duası nerde kabul olunacak?”

Bu hadisi şerifte dostlar alışverişte görsün kabilinden, şan ve şöhret için cami,okul,kur’an kursu yurt gibi hayırları yapan, her sene hacca ve umreye giden, fakat kul haklarına riayet etmeyen böylece kendisini aldatan insanlara bir ikaz ve uyarı vardır..

Sufyan sevri hazretleri haram kazancıyla hayır yapan kimse, elbisesini idrar ile yıkayan kimse gibidir. Buyurdu

 

Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem “Allah Teâlâ güzeldir ancak güzel ve temiz olanı kabul eder”

“haram para ile hayr yapmak, kum üzerine bina yapmak gibidir”

 

” Allah Teâlâ’nın yasakladığı şeylerden bir zerreyi günah ve haram olduğu için terk etmek insanların ve cinlerin ibadetlerinden çok daha hayırlıdır” buyuruyor.

Müslümanın örnek alacağı insan başta Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem efendimizdir.

Sonra Hulefai raşidin hazretleridir ve onların ayak izlerini adım adım takip eden selefisalihin eimmei müçtehidin ve onların yolunda olan ulemai islamdır.

Sedirin üzerinde bir hurma gören Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem ya aişe beytülmal hurmasından olma ihtimali olmasa idi onu yerdim buyurmuştu.

Bir gece hazreti Ömer radıyallahü anhı ziyaret için gidip selam veren hazreti osmanın selamını almakta geciktiren hazret Ömer işini bitirip başka bir mum yaktıktan sonra selamı alıp ya Osman o beytülmalin mumu idi şimdi sohbet edebiliriz demişti.

Ramazanda sofrasına bal şerbeti konmuştu bu şerbetten bütün Müslümanlar içebiliyorlar mı diye sorduğunda hayır bunu size hazırladık demeleri üzerine bal şerbetini sofrasından kaldırtmıştı.

Küfede bir koyunun çalındığı duyulmuştu, bir koyunun yedi sene yaşaya bileceğini öğrenince imamı azam rahimehüllah yedi sene kasaptan koyun eti alıp yememişti.

Alacağını almak üzere gittiği yerde faiz olur diye evin gölgesinde beklemekten sakınmıştı.

Hayatı boyunca ümeradan, devlet adamlarından hiçbir hediye kabul etmediği gibi yaptıkları zulümlere ortak olurum endişesiyle hem emevi ve hem de Abbasî halifelerinin kadılık tekliflerini red ettiği için dövülerek şehid edilmiştir.

İşte onlar, haram ve helal, günah ve sevap hususlarında böyle hassas idiler.

Şimdi kadı olmak için, bir makam kapmak için kuyruğa girenlere duyurulur.

Onlara sormak lazım senin mezhep imamın kim?

Senin gerçekten uyduğun bir imamın varmı?

Sen hangi imama uyuyorsun?

AHDE VEFA VE KULHAKLARINA RİAYET

Helal lokma duanın kabulüne vesiledir.

İbrahim bin Ethem hazretleri nefsinin, dünyanın, insanların, şöhretin kulu olmaktan kurtulup Allah Teâlâ’ya kul olmak için belh şehrinin sultanlığını terk etmişti.

Bulunduğu yerden mekkei mükerreme onikibin adım idi,

İki adım da iki rek’at namaz kılarak haremi şerife varmış kabei muazzamının örtüsüne yapışıp şöyle yalvarıp yakarmıştı.

Allahım günahkâr kulun kapına geldi el açtı sana yalvarıyor.

Eğer af edip bağışlarsan sen buna layıksın.

Eğer kapından kovarsan, senden başka bana kim merhamet eder.

Bir gece belh şehrine gelip yaptırdığı camide yatsı namazını kılmıştı.

Hava çok soğuk olup sığınacak bir yeride yoktu, geceyi camide geçirmek istemişti, fakat cami görevlisi müsaade etmemişti,

İbrahim bin Ethem rica etmiş, yalvarmış, gidecek yerim yok demişti, lakin üstü başı perişandı görevli senin hırsız olmadığını nerden bileyim deyip hakaret etmiş yaka paça dışarı atmıştı,

Çaresizlik içerisinde sağa sola bakınarak yürürken duman tüten bir yer görmüş hem ısınırım hem de geceyi burada geçiririm deyip oraya varmıştı,

Orası bir hamamdı içeriye girip selam vermesine rağmen külhan selamı almamış oralı bile olmamıştı, külhan endişeli bir tarzda bir sağına bir soluna bakıyor durmadan ateşe odun atıyordu, sabah olup işi bitince tanımadığı İbrahim bin Ethem hazretleriyle alakalanmış selamını alıp ikramda bulunmuştu,

Kendisini tanıtmayan İbrahim bin Ethem hazretleri selam verdiğimde selamı niçin almadığını sorunca, külhan kendisinin çalışan bir işçi olduğunu işi esnasında işinin haricinde başka bir şeyle meşgul olursa aldığı ücretin helal olmayacağını kul hakkı geçeceğini söylemişti.

İbrahim bin Ethem hazretleri, Korkak vaziyette bir sağa bir sola bakıyordun sebebi nedir?

Korktuğun ve beklediği birisimi var? Diye sorduğunda, evet Azrail aleyhisselamdan korkuyorum ne zaman geleceğini bilmiyorum hazırlıksız olmak istemiyorum demişti.

Ne kadar yevmiye aldığını nasıl geçindiğini sorduğunda, iki dirhem yevmiye aldığını, bir dirhemi ile kendi ihtiyaçlarını karşıladığını, bir dirhemide vefat eden bir dostunun yetim kalmış çocuklarının ihtiyaçlarına harcadığını söylemişti,

İbrahim bin Ethem hazretleri çok duygulanmış ondan dua istemiş Allah Teâlâ’dan isteyipte kabul olmamış bir duası olup olmadığını sormuştu,

Külhan, evet şimdiye kadar Allah Teâlâ’dan isteyipte henüz kabul olmamış bir duam var,

Bu şehrin saltanatını terk edip fakirliği seçen İbrahim bin Ethem hazretleriyle müşerref olmak istedim fakat şimdiye kadar nasip olmadı deyince İbrahim bin Ethem hazretleri boynuna sarılmış evet Allah Teâlâ duanı kabul etti.

Camiden kovdurarak İbrahim kulunu sana getirdi. Ben İbrahim bin Ethem’im.

 

KUL HAKLARINA RİAYET, DUALARIN KABULÜNE SEBEPTİR

Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem bir gün ashabı kiramla sohbet ederlerken şöyle buyurdu:

Sizden önce geçmiş ümmetlerden üç kişi yolda giderlerken yağmura yakalanmışlardı,

Yağmurdan korunmak için bir mağaraya sığındılar, çok şiddetli yağan yağmur mağaranın önüne bir kaya sürükledi, yağmur kesilmişti, yola devam edeceklerdi ancak dışarı çıkmaları mümkün değildi, kaya çok büyük olup hareket ettirememişlerdi.

Maddi çareler mümkün görünmüyordu.

İçlerinden birisi buradan kurtuluş ancak dua ile mümkün. Her birimiz Allah için yaptığı bir ibadeti vesile yaparak dua etsin dedi ellerini kaldırıp şöyle yalvardı.

Yarab: bir erkeğin bir kadını seve bileceği kadar çok sevdiğim bir kadın vardı. Her ne yaptıysam maksat ve emelime kavuşamadım hep fırsat kolladım, bir sene kıtlık olmuştu benim malım çok idi o kadın ise fakir düşmüştü, bana gelip yardım istediğinde arzumu yerine getirirse istediği kadar yiyecek ve mal vereceğimi söylediğimde,

Allahtan kork bana imkân nispetinde yiyecek ver dedi.

Bende nefsani arzularımı elde ede bilecek iken, senden korktuğum için nefsime uymadım ona istediği kadarda mal ve yiyecek verdim.

Allahım bu amelimin senin yanında bir değeri ve kıymeti varsa şu kayayı mağaranın kapısından uzaklaştır yolumuza devam edelim.

Kaya biraz uzaklaşmış mağaranın ağzı biraz açılmıştı.

Ancak çıkmak mümkün değildi.

Üç kişiden ikincisi de ellerini açıp şöyle dua etti.

Yarab: annem ihtiyar ve yatalak idi. bir bebek gibi bütün ihtiyaçlarını karşılıyor, onu doyurmadan çocuklarıma yedirmiyordum.

Bir gün avdan geç geldim annem uyumuştu sütünü hazırladım uyanırsa sütünü içirir karnını doyururum

Diye başının ucunda beklemeye başladım.

Çocuklarımda yemek için bekliyorlardı, her zaman olduğu gibi onları annemden sonra doyuracaktım.

Ancak annem uyanmadı, sabaha kadar başucunda bekledim.

Allahım bu amelimin senin indi ulûhiyetinde bir kıymet ve değeri varsa şu kayayı mağaranın ağzından uzaklaştır yolumuza devam edelim.

Kaya mağaranın ağzından biraz daha uzaklaşmıştı lakin çıkmak mümkün değildi.

Dua sırası üçüncüsüne gelmişti, ellerini açıp şöyle dua etti:

Yarab: bir gün çalıştırdığım işçilerden birisi yevmiyesini, o günkü hakkını almadan gitmişti.

Bu gün gelir yarın gelir ümidiyle bekledim gelmedi.

Bende gelip hakkını alıncaya kadar hakkı zayi olmasın diye onun parasıyla koyun aldım.

Koyunlar çoğaldı sürü oldu.

Bir gün çıkıp geldi benden hakkını istedi.

Bende koyun sürüsünü gösterip işte bu koyun sürüsü senin hakkındır dedim.

Adam: Allahtan kork benimle alay etme hakkımı ver dedi.

Bende çobanıyla beraber sürünün onun hakkı olduğunu söyleyip hepsini verdim.

Allahım bu amelimin senin indi ulûhiyetinde bir kıymet ve değeri varsa şu kayayı mağaranın ağzından uzaklaştır

Yolumuza devam edelim.

O kocaman kaya mağaranın ağzından uzaklaştı o üç kişide sağ salim yollarına devam ettiler.

Evet, kul haklarına, ana baba haklarına riayet etmek duaların kabul olmasına sebep ve vesiledir.

Ayni zamanda bu haklara dikkatsizlikte duaların red edilmesine sebeptir.

 

 

 

KUL HAKKI YEMEK KALP GÖZÜNÜ KÖR EDER

Kul hakkı yemek kalp gözünü kör edip kalbi, şuursuz, basiretsiz hale getirir, kalbin mühürlenmesine sebep olur.

İnsanı gafil, anlayışsız ve düşüncesiz yapar.

Doğruları düşünemez ve anlayamaz hale getirir.

Ehlisünneti en güzel şekilde anlatan, tarikatı Muhammedîye isimli kitabı yazan, medrese usulü Arapça okuyanların çok iyi bildiği nahiv ilmini en güzel şekilde anlatan, avamil ve izhar kitaplarının da musannıfı olan imamı birgüvi hazretleri Türk’tür ve Bali kesirlidir.

Kendi emeği ile geçinen imamı birgüvi hazretleri bir gün tarlasında çift sürerken kan ter içerisinde bir delikanlının koşarak kaçtığını görüp yanına çağırır,

Kaçma sebebini sorunca, delikanlı, birisiyle münakaşa ediyorken sürçülisan edip ecdadına sövdüm.

Adam kadı efendiye şikâyet edip mahkemeye gittim.

Ecdada sövmek resulüllaha kadar gider öyle ise idam edilmeli deyip idamıma karar verdi.

Ben ise haşa resulüllaha sövmedim, resulüllaha hürmetim çoktur ölmek istemediğimden kaçıyorum dedi.

İmam: çifti çubuğu bırakıp ecdada sövmenin resulüllaha kadar varmayacağını ilmi yönden izah etmek üzere fetvayı veren kadı efendinin yanına vardığında kadı efendi namaz kılıyordu, buna rağmen selam verip oturdu.

Kadı efendi namazı bitirince, namaz kılana selam verilmeyeceğini bilmiyor musun? Dedi

İmamı birgüvi hazretleri evet bilirim lakin ben içeriye girdiğimde sen bu oda biraz karanlık, nasıl aydınlık hale getirilir? Pencereyi biraz genişletsek mi? Diye düşünüyordun.

Buna binaen bende selam verdim.

Kadı efendi imamın büyük bir zat olduğunu anlayıp hürmet ve saygı gösterdi maiyetini çağırıp ziyafet verdi.

Her kes mükellef sofraya oturdu.

İmam, onların yemeğine iltifat etmeyip yanında götürdüğü zeytin ekmeği çıkarıp yemeye başladı.

Hazırlanan yemekten niçin yemediği sorulduğunda, sofradakilerin gözlerini yukardan aşağı sıvazladı.

Birde ne görsünler zevkle yedikleri o yemekler kokmuş bir leşten ibaret, üzerinde kurtlar dolaşıyor,

Şaşırıp kaldılar.

Birde kendi yediği ekmeği elinin içine alıp sıktı ki elinden süzülmüş balın aktığını gördüler.

Çünkü onların yedikleri yemeğe kul hakkı karıştığı için haram olmuştu.

İmamı birgüvi hazretlerinin yediği ise kendi elinin emeği olduğu için helaldi.

 

KUL HAKLARI NESLİDE BOZAR

Haram yemek nesli bozduğu gibi helal gıda neslin salah ve selametine sebeptir.

İstanbul’un bozasıyla meşhur bir semti vardır.

VEFA SEMTİ

İsmini şeyh vefa hazretlerinden almıştır.

İstanbul’a henüz çeşmelerin yapılmadığı evlere hayvanların üzerinde su taşındığı zamanlar.

İşte o devirde sakalar hayvanların üzerindeki kırbalar ile su taşırlarken, şeyh vefa hazretlerinin küçük oğlu, ucuna çivi çaktığı sopasıyla su kırbalarını deliyor, sakalara sıkıntı veriyordu.

Sakalar illallah etmişlerdi, lakin şeyh vefa hazretlerine hürmetlerinden bir şey yapmıyorlar ve demiyorlardı.

Bıçak kemiğe dayanıp çekilmez hale gelince, sakalardan birisi durumu şeyh vefa hazretlerine anlatmak mecburiyetinde kalmıştı.

Şeyh vefa hazretleri çok üzülüp ne kadar zarar verdiyse hepsini ödedikten sonra, suç çocukta değildir bizdedir.

Ya anası bir hata işledi, yâda bende bir kabahat var deyip hanımını çağırdı,  çocuğa hamile iken haram bir şey yedin mi? İyi düşün dedi.

Hanımı haram bir şey yediğini hatırlamadığını ancak çocuğa hamile iken canı çektiği için komşunun bahçesindeki nardan iğne batırarak soyunu emdiğini söyledi.

Şeyh vefa hazretleri elhamdülillah hastalık belli oldu, hemen git komşudan helallik al dedi

Hanımı gidip komşusu ile helalleştikten sonra çocuğa tembih etmeye bile lüzum kalmadan çocuk o yanlış huyundan vaz geçti.

 

İMAMI AZAM HAZRETLERİ VE BABASI SABİT HAZRETLERİ

İmamı azam efendimizin babası sabit hazretleri, bir gün bir ark kenarında aptes alıyordu,

O esnada suya kapılıp gelen bir elma görüp aldı.

Haram veya helal olduğunu düşünmeden gaflete düşüp ısırdıktan sonra aklı başına geldi.

Hazreti sabit hata ettiğini anlayıp

Elmanın geldiği tarafa gitti, elmanın sahibini buldu. Helal etmesini istedi,

Bahçe sahibinin dikkatini çekmişti, helal etmesi için bir takım şartları olduğunu aksi takdirde helal etmeyeceğini söyledi.

Hazreti sabit, helal etmesi için her ne isterse yapacağını söyleyip şartını sordu.

Bahçe sahibi iki sene kendisine hizmet ederse hakkını helal edeceğini söyleyince hazreti sabit çaresiz kalıp kabul etti ve canla başla iki sene hizmet ettikten sonra müddetin dolduğunu söyleyip izin istedi.

Ancak bahçe sahibi bir şartının daha olduğunu, kör, topal çolak, kel, sağır ve dilsiz bir kızı olup onunla da evlenmesi durumunda hakkını helal edeceğini söyledi ve pişman olmaması için iyice düşünmesini de tembih etti.

Hazret sabit ahirette ceza çekmektense buna da katlanmak daha iyidir deyip kabul etti.

Adam kızının büyüyüp evlenecek yaşa gelmesini düşünmüştü.

Düğün yapıldı nikâh kıyıldı, hazreti sabit, zifaf gecesi odada anlatılan evsafta bir kızın bulunmadığını görünce bir yanlışlık olduğunu düşünüp hemen dışarı çıktı.

Kayınpederi bir yanlışlık olmadığını söyleyip şöyle dedi.

Benim kızım kördür çünkü harama bakmamıştır.

Benim kızım sağırdır çünkü haram dinlememiştir.

Benim kızım topaldır çünkü yanlış bir yolda yürümemiştir.

Benim kızım çolaktır çünkü harama dokunmamıştır.

Benim bu kızım senin hanımındır Allah Teâlâ mesut etsin.

Daha sonra bu izdivaçtan imamı azam dünyaya geldi.

Kısa zamanda kur’anı kerimi ezberleyen noman bin sabit hazretlerine annesi, ah oğlum,

Baban o elmayı ısırmasaydı daha çabuk ezberleyecektin dediği rivayet olundu.

Allah sübhanehü bizleri zatıahadiyyetine kul habibi Muhammed Mustafa sallallahü aleyhi vesellem efendimize ümmet eylesin.

Hidayete tabi olanlara selam olsun.

Maddi ve manevi dünyevi ve uhrevi bütün haklarımız herkese helal olsun.