MÜSLÜMANIN YOL HARİTASI HUCÜRAT SURESİ

MÜSLÜMANIN YOL HARİTASI HUCURAT SÜRESİ

Hucurat süresi medinei münevvere de nazil olan sürelerdendir.

İsmini Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem efendimizin hanei saadetlerinin isminden almıştır.

”hucürat”hücreler, evler demektir.

Hucurat sürei celilesi: On sekiz ayet, üçyüzkırküç kelime, bindörtyüzyetmişaltı harftir.

Bu sürei celileden bir önceki fetih süresinin ayetlerinde mü’minlerin kâfirler ile münasebetleri ve istikbalde vuku bulacak fütuhata ve fütuhatın sebeplerine işaret buyurularak:

*Allah Teâlâ ve takaddes hazretleri şöyle buyuruyor:

-Resulünü hidayet ile ve kıyamete kadar gelecek bütün insanlığın huzurunu ve hukukunu tekeffül eden,

-Hak Teâlâ’dan başkasına ibadeti kabul etmeyen,

-Hak din olan İslam ile ve dini celili islamı, din cinsinin hepsine galip ve üstün kılmak için gönderdi.

“Evet, bir zamanlar Müslümanlar her kavim ve millete galip olmuşlar isede müfessirini izamın beyanına göre tam galibiyet, inşaallah istikbalde, Allah sübhanehüye yaptığı ilticaya binaen, ahir zamanda, kıyamet öncesi, İsa aleyhisselamın peygamberimizin ümmeti olarak nüzulünden sonra vuku bulacaktır”

*Bu galibiyete şahid olarak Allah Teâlâ yeter.

*Muhammed sallallahü aleyhi vesellem Allah Teâlâ’nın resulüdür.

“Binaen aleyh ona olan vaatlerini tahakkuk ettirecek olanda onu resul olarak gönderen, Allah sübhanehüdür”

*Muhammed Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem ile beraber olup Ona inanmış olan mü’minler: kâfirlere karşı çok çetin ve çok şiddetlidirler,

“Onlar kâfirlerin küfürlerine karşı zayıf kalmazlar, yılgınlık göstermezler”

*Kâfirlere karşı sert ve kuvvetli davranırlar,

*Fakat kendi aralarında çok merhametli, çok yumuşak ve çok naziktirler.

*Onları hep rükû ve secde halinde görürsün,

“Onlar çok namaz kılarlar onlar itaatkâr ve abid dirler”

*onlar Allah Teâlâ’dan hep fazilet, Rıdvan ve rıza isterler. “Onların istedikleri ancak Allah Teâlâ’nın rızasıdır”

*onların simalarına Çok Yaptıkları secdelerin eseri olan nuranilik yansır.

Hadisi şerifte “gece namazı çok olanın gündüz yüzü güzel olur ”buyuruldu.

*O anlatılan vasıflar, Tevrat ta mesel ve misal olarak anlatılan acayip sıfatlardır.

*İncil’deki meselleri de filizini çıkarmış,

-çimi sürgününü yarıp çatallanmış,

-Derken kuvvetlenmiş, başak çıkarmış,

-Derken kalınlaşmış,

-Derken sapı üzerinde dik ve düzgün ve dolgun olarak, yetişmiş ki bu manzara ekincilerin hoşuna gider.

“Talim ve terbiye üstazları, onları gördükçe imrenirler”

“İşte Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem ve ashabı böyle hoş, mükemmel, muntazam, güzel bir ekin gibi yetiştirilmiş bir ordudur”

*Onlar, kâfirleri öfkelendirmek için yetiştirilmişlerdir.

*Allah sübhanehü onlardan iman edip salih amel işleyenlere bir mağfiret ve büyük bir ecir vaad etmiştir.

Buyurarak:

-müminlerdeki terbiye ve intizamın önem ve ehemmiyetini,

-Kâfirlere karşı çok sert ve şiddetli olmaları icap ettiğini,

-Kendi aralarında ise çok merhametli, hürmetli ve nezaketli olmaları gerektiğini,

-Rükû’ ve secde halinde olup secde eserinin simalara ve yaşantılara aks edip yansımasını,

-Bu durumlardan kâfirlerin asla hoşlanmayacaklarını bilakis öfkeleneceklerini beyan edip istikbaldeki bütün din ve milletlere karşı gerçekleşecek olan tam bir zafer ve galibiyetin,

-Azim, büyük ve çok güzel bir ahlak üzere olduğu, allahımız tarafından ilan buyurulan,

Resulüllah sallallahü aleyhi vesellemin ve onun terbiyesi ile yetişmiş, kavlen, fiilen, kalben ve amelen onunla beraber olmuş,

-Onu canlarından çok aziz bilip sevmiş olan ashabı kiram aleyhimürrıdvan hazretlerinin siret, ahlak ve terbiyesine sahip mü’minlerin yetişmesine bağlı olduğunu beyan buyurduktan sonra,

Herhangi bir fetihten sonra en önce dikkat edilmesi lazım gelen hususların başında ahlakı İslamiye ile alakalı hususlara dikkat etmek ve feth olunan yeni yerlerdeki insanların islamın feyzinden istifade etmeleri için:

Tüm Müslümanların İslami itaat ve terbiyeye itina etmelerinin lazım ve zaruri olduğunu,

Ayni zamanda mü’minlerin kendi aralarında ülfet mahabbet, meveddet ve merhametin oluşmasını temin edecek olan dâhili terbiye ve islahatın oluşması için, Dikkatle takip edilmesi lazım ve zaruri olan hususları beyan etmek üzere hucurat süresi inzal buyurulmuştur.

*Müslümanlara vaad olunan Fütuhat ve zaferler ancak Bu ayeti kerimeler ile vasıflandkları vakit olacaktır.

*Bu vasıflara sahip nesiller yetiştirdiğimizde vaad olunan fütuhat kapımızı çalacaktır.

Zira Allah sübhanehü va’dinden dönmez verdiği sözü mutlaka gerçekleştirir.

Allah sübhanehü her şeyi, geçmişi, hali ve istikbali bilir.

O her şeye ve bu fütuhatı gerçekleştirmeye kadirdir.

Nitekim Mekke’den tehcire mecbur bırakılmış, MÜ’m inlerle birlikte “hudeybiye” hadisesine iştirak eden silahsız binbeşyüz Müslümana, kabei muazzamayı tavaf etmek bile müsaade edilmemişken bu hadiseden iki yıl sonra on bin kişilik muazzam bir orduyla mekkei mükerremeyi feth etmek nasip olmuş, Allah subhanehünün verdiği söz tahakkuk etmiştir.

Bütün mesele: Resulüllah sallallahü aleyhi vesellemin ve onunla beraber olan ashabı kiram aleyhimürrıdvan hazretlerinin sahip oldukları iman ve ahlaka, maneviyat ve samimiyete sahip olmaktır.

*Zira Allah Teâlâ “Siz Allah Teâlâ’nın dinine hizmet ederseniz, Allah sübhanehü size yardım eder ve edecektir ”buyuruyor.

 

*Bir hadisi şerifte ”siz nasıl olursanız idarecilerinizde öyle olur ”buyuruldu.

*Sen hazreti ömerin adaletini görmüşken İnsanlara niye bu kadar zulüm yapıyorsun diye soranlara, zulmüyle meşhur “haccac”siz hazreti Ömer zamanındaki Müslümanlar gibi, ebüzerler gibi takva olursanız bende size hazreti Ömer gibi adaletli olurum demiştir.

*Fahreddin’i Razi hazretlerinin beyanına göre bu sürei celilede mü’minlerin sahip olmaları gereken ahlakı hamideler anlatılmaktadır.

*Mekarimi ahlak, ahlakı hamide –güzel ahlak –

Mü’minlerin;

-Allah Teâlâ ile

-Peygamber aleyhisselam ile

-Mü’min kardeşleriyle Allah Teâlâ’nın razı olacağı münasip ve uygun şekildeki münasebetleridir.

*Mü’minler iki kısımdır;

-Allah ve resulüne ve onun getirdiği şer’i şerife İtaat rütbesinde olanlar ki bunlar müttakidir, takva ehlidir.

-Şer’i ölçülere İtaat rütbesinden çıkanlar ki bunlar fasıktır.

*İtaat rütbesinde olan mittekilerde,

Ya yanlarında ve huzurlarında bulunur,

Yâda yanlarında bulunmaz.

*Bu suretle ahlak beş kısım olur.

1-mü’minin Allah Teâlâ ile alaka ve münasebeti,

2-mü’minin peygamber aleyhisselam ile alaka ve münasebeti,

3-mü’minin fasıklar ile alaka ve münasebeti,

4-mü’minin huzurundaki ve karşısındaki mü’minler ile alaka ve münasebeti,

5-mü’minin yanında olmayan gaipteki mü’minler ile alaka ve münasebeti,

İşte bunlardan her birine aid olmak üzere Allah Teâlâ bu sürede beş kere “EY İMAN EDENLER ”hitabıyla Mü’min kullarına hitap ederek onları irşad buyuruyor ve onları şereflendiriyor.

Mekarimi ahlaka, ahlakı hamide ye, Allah Teâlâ’nın istediği ve Razi olduğu ahlaka sahip olmak için her Müslüman, bu sürei celileyi her gün okuyup ahkâmını hayat tarzı haline getirmeli, hayatına tatbik etmelidir.

Aksi takdirde birçok çileler ve zahmetlere katlanarak kıldığı namazların,

Aç ve susuz kalarak tuttuğu oruçların,

Zahmet ve meşakkatlere göğüs gererek dişinden tırnağından arttırıp biriktirdiği paraları harcayarak yaptığı hac ve ömre ibadetlerinin sevapları elinden gide bilir,

Çektiği sıkıntılardan başka uhrevi yönden elinde bir şey kalmaya bilir.

*Güzel ahlakın esası bu sürei celilede anlatılmaktadır.

Bu sürei Celile’deki anlatılan vasıflara sahip olan insan ahlaklı insandır, kâmil insandır.

*Üç kere Din nedir ya resülellah diye soran bir sahabiye: resulüekrem aleyhissalatüvesselam efendimiz, din güzel ahlaktır. Buyurmuştur.

-Güzel ahlak sahibi olmak, bu sürei celilede beyan buyurulan hususlara harfiyyen uymaktır.

-Kim olursa olsun Allah ve Resulüllah tan başkalarını onlardan daha yüksek ve muteber tutmak güzel ve İslami bir ahlak değildir.

-Kim olursa olsun Başkalarının sözlerini ayeti kerime ve ahadisi nebeviyyeden üstün tutmak güzel ve İslami bir ahlak değildir.

-Resulüekrem sallallahü aleyhi vesellem efendimizi normal insanlardan birisi gibi kabul etmek,

-Onun hatemülenbiya olduğunu,

-rahmeten lilalemin olduğunu,

-En güzel ahlakın sahibi olduğunu,

-Getirdiği şerıatıgarrai ahmediyenin kıyamete kadar devam edeceğini,

-Bütün peygamberlerin imamı olduğunu,

-Kıyamet günü peygamberler dâhil bütün insanların hatibi olduğunu,

-Razı oluncaya kadar kendisine şefaat yetkisi verileceğini,

-livaülhamd isimli sancağın sahibi olduğunu,

-Mahlûkatın onun şerefine yaratıldığını,

Görmezlikten gelmek, ona Allah Teâlâ’nın emr ettiği şekilde hürmet, tazim ve saygıda bulunmamak, güzel ve İslami bir ahlak değildir.

Kur’anı azimuşşanı ve hadisi şerifleri hafife almak, nazarı itibara almamak güzel ve İslami bir ahlak değildir.

Kitabullaha ve sünneti resulüllaha, hadisi şeriflere hürmetsizlik ve saygısızlık, güzel ve İslami bir ahlak değildir.

Büyük günahları açıkça işleyen ve açıkça yapılmasında bir mahzur görmeyen fasık kimselerin verdikleri haberleri nazarı itibara almak, onlara inanarak Müslümanlar hakkında icraatta bulunmak güzel ve İslami bir ahlak değildir.

Şu veya bu şekilde darılmış ve bozuşmuş Müslüman fertlerin, cemiyetlerin, cemaatlerin, gurupların arasını islah etmek ve düzeltmek için çaba ve gayret göstermemek güzel ve İslami bir ahlak değildir.

Her işte, her hususta ve bütün insanlar arasında Adalet ve insaf ile hareket etmemek güzel ve İslami ahlak değildir.

Resulüllah sallallahüaleyhi vesellemin Allah Teâlâ’dan getirdiği hususlara inanan mü’minleri kardeş kabul etmemek güzel ve İslami bir ahlak değildir.

Müslüman fertleri, cem’iyyet ve cemaatleri ve toplulukları maskaraya almak güzel ve İslami bir ahlak değildir.

Müslüman fertlere ve topluluklara hoşlarına gitmeyecek yakışıksız ve rencide edici isimler ve lakaplar takmak güzel ve İslami bir ahlak değildir.

Müslümanlar hakkında kötü düşünmek, İslamın gösterdiği delil ve şahitler olmadığı halde bir takım günahları işlediklerini düşünmek, onlara suç isnat etmek güzel ve İslami bir ahlak değildir.

Müslümanların gıyabında ve aleyhlerinde, duydukları zaman üzülecekleri kötü sözler söylemek, gıybet etmek güzel ve İslami bir ahlak değildir.

Kendini üstün görmek, başkalarını hor ve hakir görmek ve küçümsemek güzel ve İslami bir ahlak değildir.

Sahip olduğu maddi ve manevi imkânlar ile Allah yolunda malıyla ve canıyla hizmet etmemek güzel ve İslami bir ahlak değildir.

Dini celili islamı, Allah Teâlâ’nın razı olacağı şekilde öğrenmemek ve yaşamamak güzel ve İslami bir ahlak değildir.

Yaptığı ibadetleri ve hizmetleri ve iyilikleri başa kakmak güzel ve İslami bir ahlak değildir.

Maddi ve manevi Her hususta Allah Teâlâ’ya minnet duymamak güzel ve İslami bir ahlak değildir.

İşte bu sürei celilede allahımız kullarını irşad ederek, bu hususları Müslümanlara yasaklıyor ve şöyle buyuruyor.

*1.ayet: ey iman şerefiyle müşerref olan ehli iman! Allah Teâlâ’nın ve resulünün önüne geçmeyin.

Çünkü Allah Teâlâ her şeyi işitir ve yaptığınız her şeyi bilir.

Burada Allah Teâlâ muhataplara, gelecek sözün önem ve ehemmiyetini,

İzah buyurulan hususların dikkat ve itina ile dinlenmesinin lüzumunu hatırlatmak için “ey iman edenler ”hitabıyla hitap buyurmuştur.

Yani ey iman şerefiyle müşerref olan mü’minler, haberiniz olsun!

Sizlere; sahip olduğunuz imanın gereği olarak dikkat ve itina etmeniz gereken çok önemli ve ehemmiyetli bir tebliğ yapılıyor!

Şöyleki;

-sakın Allah ve Resulüllahın önüne geçmeyin ve kimseyi de geçirmeyiniz.

-Allah ve Resulüllahın önüne geçme işini asla yapmayınız.

-Hiçbir şeyi, hiçbir emri ve işi, ne kendinizi, nede başkasını kesinlikle ve asla Allah ve resulünden önde tutmayınız.

-Hiçbir şeyi ve hiçbir kimseyi Allah ve resulüllahtan daha önemli tutmayınız!

-Hiçbir hususta Allah ve Resulüllahın emrini ve hükmünü gözetmeden, hiçbir işi kestirip atmayınız!

-Kitap ve sünnetin, kur’anı kerim ve hadisi şeriflerin ahkâmını nazarı itibara almaksızın, acele ile veya düşünmeden bir işe başlamayınız!

 

-Velhasıl gerek söz ile ve gerek fiil ile Allah resulünün önüne geçmeyiniz! Kimseyi de geçirmeyiniz.

-Resulüllahın meclisinde bir mesele cereyan ettiği vakit, ondan evvel cevaba kalkışmayınız.

-Yolda yürürken bir izin, bir işaret veya bir ihtiyaç olmaksızın onun önünde yürümeyiniz.

-Sofrada ondan evvel yemeğe başlamayınız.

-Namazda ondan izin ve emir olmaksızın onun önüne geçmeyiniz.

-Her hususta onun şeriatına tabi olunuz.

-Hiç bir şekilde Allah ve resulünün önüne geçmek manası bulunan bir saygısızlık yapmayınız.

-Allah Teâlâ’nın ve resulünün huzurunda adaba, saygı ve hürmete riayet ediniz.

-Hiç bir işinizde hatta sözünüzde Resulüllahın emrinin hilafına hareket etmeyiniz.

-Bütün işlerinizi Allahın kitabına ve resulünün sünnetine uygun yapınız.

-Şayet Resulüllah hayatta ise işlerinizi onunla istişare ediniz.

-Resulüllah hayatta değilse işlerinizi Kitabullaha ve sünneti resulüllaha arz ediniz.

Zira Resulüllah hep Allah Teâlâ’nın huzurundadır. Onun önüne geçmek Allah Teâlâ’nın huzurunda cüretkârlıkta bulunmak demektir.

Her hususta, her söz ve işinizde Allah Teâlâ’ya karşı takva sahibi olunuz. Zira Allah Teâlâ bütün söylediklerinizi iştir, yaptıklarınızı bilir, ona göre ceza ve mükâfat verir.

*Sebebin hususiyeti nas ve delilin umumi olmasına mani olmaz.

Meselenin daha iyi anlaşılmasına sebep ve vesile olacağı için ayeti kerimenin sebebi nüzulü hakkında gelen birkaç rivayeti burada anlatmakta faide vardır.

1-resulüllah sallallahü aleyhi veselleme beni temim kabilesinden bir heyet gelmişti.

Hazreti Ebubekir radıyallahü anh: ka’ka bin mabedi emir yap demişti.

Hazreti Ömer radıyallahü anhda: onlara Akra bin habisi emir yap dedi,

Hazreti Ebubekir: ya Ömer sırf bana muhalefet etmek için söyledin dedi,

Hazreti ömerde: hayır sana muhalefet etmek istemedim dedi, huzuru resulüllahta münakaşa ettiler, sesleri yükseldi,

2-bazı kimseler kurban bayramı günü bayram namazından ve resulüllahtan önce kurbanlarını kesmişlerdi, Resulüllah sallallahü aleyhivesellem onlara kurbanlarını iade etmelerini, kesilen kurbanların yerine başka kurbanların kesilmesini emir buyurdu.

3-Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem medinei münevverde istikrar edip yerleşince Medine dışından heyetler, sefirler gelip pek çok meseleler soruyorlar çok konuşuyorlardı, Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem söze başlamadan konuşmaya başlıyorlardı.

İşte bu gibi sebeplerden dolayı şu yukardaki ayeti kerime nazil oldu.

*2.ayet: ey iman şerefiyle müşerref olan ehli iman! Seslerinizi peygamberin sesinden üstün ve yüksek söylemeyiniz. Ve ona bir birinize bağırır gibi iri ve yüksek sesle söylemeyiniz. Aksi takdirde haberiniz olmadan amelleriniz boşa iniverir.

Birinci ayette resulüllaha karşı söz ve işte ileri ve aşırı gitmek yasaklandığı gibi bu ayette de sözün söylenişinde aşırı gitmek yasaklanmış, amellerin boşa çıkacağı hatırlatılmıştır.

Çünkü peygambere söz ile veya herhangi bir şekilde yapılan hürmetsizlik, ona yapılan bir eziyet küfre kadar vara bilir.

Küfür ise amellerin yok olmasına sebeptir. Zira Allah Teâlâ “kim inkâr edip küfr ederse yaptığı ameller boşa çıkar” buyuruyor.

Ayni zamanda resulü Ekrem sallallahü aleyhi veselleme hitap ederken,

Ya Muhammed

Ya ahmed

Ya Mustafa gibi kendi aranızda konuştuğunuz tarzda önemsemeden hitap etmeyiniz onun yerine ya resulallah, ya nebiyyellah gibi hürmete şayan ifadeler kullanınız,

Ayni şekilde resulü Ekrem sallallahü aleyhi vesellem efendimizden bahs ederken, onun hadisi şeriflerini anlatırken de hürmet içeren ifadeler ile anlatınız. Aksi takdirde farkında olmadan amelleriniz boşa gide bilir.

*Rivayet olunurki bu ayeti kerime nazil olunca hazret Ebubekir radıyallahü anh: ya resülellah vallahi ben bundan sonra Allah Teâlâ’ya kavuşuncaya kadar gizli, sessiz veya gizli gibi konuşurum demişti.

*Hazret Ömer radıyallahü anhda: resulü Ekrem aleyhissalatu vesselam ile öyle konuşur olmuştu ki Resulüllah aleyhisselam istifham edip sormayınca işittirmezdi.

*Bu ayeti kerime nazil olunca sabit bin kays radıyallahü anh: evinde oturup kalmış

”ben ehlinardanım,

“Ben cehennemliklerdenim ”

diyerek kendini haps etmişti, hazreti peygamber aleyhisselam Saad bin muaz radıyallahü anha:

Ya eba amir sabit ne haldedir?

Hasta ve rahatsızımdır? Diye sorunca hazreti sa’d o benim komşumdur, rahatsızlığını bilmiyorum dedi ve gidip halini sorduğunda sabit radıyallahü anh: ben sizin en yüksek seslinizim Resulüllahın huzurunda yüksek sesle konuştuğum için “ben ehlinardanım”dedi.

Hazreti sa’d gelip durumu peygamber aleyhisselama anlattı, resulüekrem aleyhisselam hayır o ehli nârdan değil o ehli cennettendir buyurdu. Haber gönderip huzuruna çağırdı. Sabit radıyallahü anh:

Ya resülellah: Allah Teâlâ bu ayeti kerimeyi gönderdi. Benim ise sesim kuvvetli amellerimin boşa gitmesinden korkuyorum dedi.

Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem: hayır sen hayır ile yaşayacak ve hayr ile öleceksin, sen razı olmaz mısın? hamd ederek yaşayasın şehid olarakta ölesin ve cennete giresin? Buyurdu,

O da razıyım ya resülellah artık sesimi Resulüllahın sesinden yüksek kaldırmam dedi.

Sabit radıyallahü anh hazretleri daha sonra Hazreti Ebubekir radıyallahü anhın hilafeti zamanında Yemâme tarafında peygamberlik davasıyla ortaya çıkan “müseylemetülkezzab” ile vuku bulan muharebe esnasında şehid olarak vefat etmiş Resulüllah sallallahü aleyhi vesellemin müjdesine nail olmuş Resulüllah aleyhisselamın mucizesi de görülmüştür.

*3.ayet: her halde tazim ve hürmet için Resulüllahın yanında seslerini, kısanlar o kimselerdir ki, Allah Teâlâ onların kalplerini takva için temiz hale getirdi.

Onlardan evvelce sudur etmiş olan kusurları, tarafı ilahi den af olunduğu gibi resulüllaha tazim ve hürmetlerine mukabil onlar için büyük ecir ve mükâfatta vardır.

*4.ayet: hücrelerin, Resulüllah sallallahü aleyhi vesellemin hanei saadetinin arkasından ve gerisinden sana bağıranlar, arkasından veya önünden çağıranlar, onların ekserisi akılları ermezlerdir. Onlar Henüz dini öğrenmemiş, edep erkân bilmez kaba bir topluluktur.

“Resulüllah sallallahü aleyhi vesellemin hücreleri, evleri hurma dallarından ahşap idi, kapıların üzerinden siyah kıldan çullar vardı, tavanlarına el ile yetişilecek yükseklikte idiler”

Abdülmelik’in oğlu velid zamanında onun emriyle mescidi nebeviye ilhak edilmiştir.

O gün İnsanlar hep ağladılar! Said bin elmüseyyeb radıyallahü anh: keşke hali üzere bıraksalardı Medine dışından gelen insanlar Resulüllah aleyhisselamın nasıl yaşadığını görüp züht dersi alsalardı demiştir.

*5.ayet: Eğer sen onlara çıkıncaya kadar sabr etselerdi, kendileri için daha hayırlı olurdu.

Çünkü hüsnü edep ile peygambere hürmet ve tazim etmiş olurlardı. Oda sevap kazanmalarına ve methüsena olunmalarına sebep olurdu. Bununla beraber Allah gafurdur rahimdir. Tövbe edenleri affeder o çok merhametlidir.

*6.ayet: ey iman şerefiyle müşerref olan ehli iman! bir fasık size bir haber getirirse onu tebeyyün ettirin-birden bire inanıp kapılmayın da beyan ve açıklama isteyin, tahkik edip anlayın dinleyin, zira fısktan, günah işlemekten kaçınmıyan bir kimse yalan söylemekten de kaçınmaz.

Aksi takdirde bir kavme, bir topluma sataşırsınız da yaptığınıza pişman olursunuz.

Çünkü haber yanlış olunca sonra telafisi kabil ve mümkün olmayan bir gam ve pişmanlık çekilir.

Bu ayeti kerime fasıklar ın sözlerine itimat edilmemesinin lüzumunu beyan buyuruyor.

Çünkü onlar, mü’minlerin arasına fitne ve fesat sokmak isterler. Bununla beraber fasık ın sözünü de büsbütün hiçe saymayıp tahkik etmek emr olunmuştur.

*Bu ayeti kerimenin sebebi nüzulü olarak şöyle bir hadise rivayet ediliyor.

Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem: velid bin ukbeyi beni mustalik kavmine vali ve zekât memuru olarak göndermişti, velid bin Ukbe ile beni mustalik kabilesi arasında Müslüman olmadan önce bir kin ve dargınlık olup bu sebeple

Beni mustalik tarafından gelen süvarileri görünce onların irtidat ettiklerini zan edip kendisini öldürmeye geliyorlar sanarak korkmuş ve zekâtları da almadan geriye dönmüştü,

Resulüllah aleyhisselama varıp durumu anlatınca Resulüllah aleyhisselam velid bin Ukbe nin söylediği habere binaen onlara gaza etmeyi düşünmüştü, ancak Durumu teftiş için halid bin velid radıyallahü anhı göndermişti,

Halid bin velid radıyallahü anh durumu tetkik edip onların ezan okuduklarını teheccüd dahi kıldıklarını görmüş zekatlarınıda ona teslim etmişlerdi, bunun üzerine bu ayeti kerime nazil oldu.

*7.ayet: hem biliniz ki içinizde Allahın resulü var, eğer o birçok işlerde size itaat ediyor olsa idi haliniz yaman olurdu, sıkıntıya düşerdiniz ve lakin Allah size imanı sevdirdi, küfrü fusuku, isyanı nazarınızda kerih ve çirkin kıldı.

Küfür: imanın mukabili ve zıttıdır.

Fusuk: taattan çıkmak, kavli ve fiili, söz ile ve fiilen imanın icabına uymamak, yalan söyleyerek taattan çıkmak demektir.

İsyan: ise Allah Teâlâ’nın emirlerini terk ederek fiilen taattan çıkmak demektir.

*8.ayet: işte bu vasıflara sahip olanlar, imanı sevip küfür ve isyanı çirkin görenler rüşte ve hidayete ermişlerdir. Allah âlimdir ve hâkimdir.

Allah Teâlâ sizin bilmediğiniz şeyleri bilir, her yaptığı işte hikmet sahibidir.

*9.ayet: Müminlerden iki taife, iki gurup bozuşup çarpışırlarsa hemen aralarını bulun, onları barıştırın. Şayet onlardan biri diğerine haksız yere saldırır üste çıkmak isterse o vakit o haksız yere saldıranlar, Allahın emrine rücu edinceye kadar onlarla kıtal edin.

Eğer dönüş yaparlarsa yine adaletle aralarını sulh ediniz, düzeltiniz ve insaflı olunuz. Çünkü Allah adalet ile muamele edenleri sever.

*Rivayetlerin hulasasına göre Bu ayeti kerimeni sebebi nüzulü:

Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem sa’dbin ubadenin hastalığında ziyaretine giderken Medine’deki münafıkların başı Abdullah bin übey bin selülede uğramıştı,

Abdullah bin übey bin selül”resulüllah sallallahü aleyhi vesellemin bindiği merkebi kast ederek ”merkebin kokusu bizi rahatsız etti “demiş orada hazır bulunanlardan Ensar’dan Abdullah bin revaha radıyallahü anh hazretlerinin “vallahi Resulüllahın merkebinin kokusu senden daha hoştur ”demesi üzerine Abdullah bin übeyin kavminden olan taraftarları kızmış,

Abdullah bin revaha hazretlerinin arkadaşlarıda kızmışlar,

ibni revaha hazrec kabilesinden, ibni übeyde evs kabilesinden olduklarından iki kabileden bir takım kimseler, silahsız olarak elleri ve pabuçlarıyla ve sopalar ile dövüşmeye başlamışlar, bunun üzerine bu ayeti kerime nazil olmuş, Resulüllah aleyhisselam ayeti kerimeyi okuyup onları barıştırmıştır.

*10.ayet: mü’minler ancak kardeştirler: onun için iki kardeşinizin aralarını düzeltiniz ve Allah tan korkunuz ki rahmete nail ve mazhar olursunuz.

“Kardeşlerin arasını islah etmek takva ehlinin ahlakındandır”

Mü’minler arasında ıslahı emr ettikten sonra kardeşliğe halel getirecek cahilliklerden sakındırmak ve mü’minler arasında hürmet ve samimiyet hissini en yüksek mertebeye çıkararak birçok insanın islama girmesine ve islamın inkişafına vesile olacağına irşad etmek üzere Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

*11.ayet: ey iman şerefiyle müşerref olan ehli iman! Bir kavim ve topluluk diğer bir kavim ve topluluk ile alay etmesin, belki alay ettikleri kendilerinden daha hayırlı olur.

Kadınlarda diğer kadınlar ile alay etmesinler, belki alay ettikleri kadınlar kendilerinden daha hayırlı olurlar.

Hem kendinizi ayıplamayın ve kötü lakaplar ile atışmayın, imandan sonra fasıklık ne kötü bir isimdir. Her kim tövbe etmezse onlar zalimdirler.

“İmandan sonra bu menhiyatı, alay etmeyi, kötü lakap takmayı, ayıplamayı yapmak fasıklıktır. Dolayısı ile mü’minler bu çirkin hal ve hareketlerden kendilerini ve Mü’min kardeşlerini korumalıdır”

*Bu ayeti kerimenin sebebi nüzulü ile alakalı anlatılan birkaç rivayette:

-beni temimden bir kavim, Bilal’i Habeşî, habbab, ammar, suhayb, Abuzer, salim radıyallahü anhüm ecmain, hazretleriyle istihza ve alay etmişlerdi,

-hazreti aişe radıyallahü anhada hazreti Zeynep ile boyunun kısalığından dolayı eğlenmişti,

-hazreti aişe ile hazreti hafsa, ümmüseleme hazretlerini kısa boylu diye konuşmuşlardı,

Hazreti safiye de resulüllaha gelmiş kadınlar bana ey Yahudi kızı Yahudi, diye söz atıyorlar demiş resulüllahta babam Harun, amcam Musa, zevcimde Muhammed aleyhimüsselam deseydin ya buyurmuştu.

-sabit bin kaysın kulağında biraz ağırlık olup, Resulüllahın meclisine geldiği vakit, işitsin diye yer açarlardı, bir gün gelmiş açılın diyerekresulüllahın yanına kadar varmıştı, bir zata çekil dedi, oda aldırmayınca bu kim diye sordu o zatta ben falanım dedi,

Sabit bin kays hayır sen falan kadının oğlusun diyerek cahiliyet devrinde ayıplanan bir kadın söyledi adamcağız mahcup oldu.

-ebucehilin oğlu ikrime Müslüman olmuştu, bazı kimseler hazreti ikrime için bu ümmetin firavnının oğlu demişlerdi, gücüne gitmiş resulüllaha şikâyet eylemişti, işte bu ayeti kerime bu gibi sebepler üzerine nazil olmuştur.

Elbette sebebin hususiyeti nassın umumiyetine mani değildir. Bu ayetler bütün mü’minleri ilgilendirmektedir.

 

*12.ayet ey iman şerefiyle müşerref olan ehli iman! Zannın birçoğundan sakının ve çekinin, çünkü zannın bazısı vebaldir.

Tecessüste etmeyiniz, bazınız bazınızı gıybette etmesin, sizden biriniz kardeşinin ölü halindeki etini yemeyi sever mi?

Demek tiksindiniz o halde Allahtan korkunuz, çünkü Allah tevvabdır, rahimdir. Tövbe edenlerin tövbesini kabul eder o çok merhametlidir.

Zan iki çeşittir:

-Hüsnü zan,

-Sui zan,

Hazreti peygamber aleyhisselam ”her biriniz Allah Teâlâ’ya hüsnü zan ederek ölsün”

“hüsnü zann imandandır ”buyurmuştur.

Allah Teâlâ’da hadis kudside”ben kulumun bana zannı yanındayımdır ”buyurmuştur.

Sui zan ile alakalı olarak peygamber aleyhisselam”allah Teâlâ Müslümandan kanını, ırz ve namusunu ve kendisine sui zan edilmesini haram kıldı ”buyurmuştur.

İşte bu ayeti kerime zannın hepsinin değil, bazısının, kötü zannın günah olduğunu açıklamaktadır.

*Kaçınılması ve sakınılması vacip ve lazım olan zann:

Açıkta bir sebebi ve doğru bir emaresi, alamet ve işareti bulunmayan zandır.

Böyle bir durumda Mü’min kardeşi hakkında kötü düşünmek, şu fiili, şu günahı işlemiştir diye düşünmek haramdır. Bundan sakınmak vacip ve lazımdır.

Binaen aleyh bir Müslüman hakkında hüsnü zan vacip olmasa bile sui zanda caiz değildir.

Ancak Fıskufücür ile tanınan kimseler hakkında suizan da bulunmak haram değildir.

Bununla beraber mü’minlerin eksiklerini bulacağız, açık delil ve emareler elde ederek,  kesin delil bulacağız diye casus gibi inceden inceye yoklayıp araştırmayınız. zahir ve açık olan ile karar veriniz.

Allah Teâlâ’nın örttüğünü sizde örtünüz.

Tecessüs: hastalığı ve sağlığı anlamak için nabız yoklamak demektir ki: el ile yoklamak, haber araştırmak, dikkatle ve gayretle araştırmak manalarına gelir. Nitekim casusta bu manada kullanılır.

Bir hadisi şerifte “Müslümanların eksiklerini ve ayıplarını araştırmayınız, zira her kim Müslümanların ayıp ve kusurlarını araştırırsa Allah Teâlâ’da onun ayıp ve kusurlarını takip eder, nihayet onu evinin içinde bile rezilürüsvay eder. Buyuruldu

*Rivayet olunur ki: hazret Ömer radıyallahü anh geceleyin medinei münevverde karakol görevi yaparak gezerdi,

Bir gece bir evde şarkı, türkü sesleri işitti, duvardan aşıp içeri girdi, baktiki bir adam: yanında bir kadın birde şarap var “ey Allahın düşmanı sen masiyet yapacaksın da Allah seni göstermeyecek mi? Sandın

Adam: sende acele etme ya emirelmü’minin dedi,

Ben bir masiyet yaptıysam sen üç hususta Allah Teâlâ’ya masiyette bulundun:

-Allah Teâlâ tecessüs etmeyiniz buyurdu, sen tecessüs ettin,

-Allah Teâlâ evlere kapılarından gelin buyurdu, sen duvardan aştın,

-Allah Teâlâ izin alıp ehline selam vermeden başkalarının evlerine girmeyiniz buyurdu, sen benim evime izinsiz ve selamsız girdin. Dedi

Bunun üzerine hazreti Ömer: şimdi ben sizi af edersem sizde beni af edip tövbe erdemisiniz? Dedi.

Oda evet dedi bu suretle o halde bırakıp çıktı.

*Gıybet: bir kimsenin gıyabında, arkasından hoşlanmayacağı bir şey söylemektir.

Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem ”gıybet nedir? Bilirmişsiniz diye sordu,

Ashabı kiram aleyhimürrıdvan hazretleri Allah ve resulü daha iyi bilir dediler,

Resulü Ekrem: ”gıybet kardeşini hoşlanmayacağı bir şey ile anmandır ”buyurdu.

Ya söylediğimiz şey kardeşimizde varsa? Dediler

Resulü Ekrem: ”eğer söylediğin onda varsa gıybet etmiş olursun,

Eğer söylediğin onda yoksa o vakit bühtan etmiş, ona iftira atmış olursun” buyurdu. Müslim, Ebudavut, tirmizi, nesei.

Hiç kimse kardeşinin ölü olarak etini yemeyi sever mi?

Gıybet edilen kimse gaip olup söylenen sözlerin farkında değildir. Dolayısıyla müdafaa edecek gücü yoktur. Bu nedenle bir ölü hem de kardeş olan bir ölü mesabesindedir.

O vaziyette onu kötüleyerek, onun gıybetini yaparak onun haysiyetine, şerefine, namusuna, izzetine saldırmak, bir ölünün hem de insan, hem de kardeş olan hem de kurtlanmış bir ölünün etlerini parçalayıp yemek kabilinden bir canavarlık gibi tasvir buyuruluyor.

İnsanın namus ve haysiyetinin, izzet ve şerefinin kanı ve canı gibi olduğuna, belki daha mühim olduğuna işaret buyuruluyor.

Elbette bu şekilde tasvir edilen bir eti yemezsiniz.

Elbette tiksinirsiniz öyle ise gıybet yapmayınız!

Allah Teâlâ’ya karşı takva olunuz.

Yaptığınız gıybetlere de tövbekâr olunuz. Zira Allah Teâlâ tövbe eden kullarının tövbelerini af eder tövbe eden kullarına karşı çok merhametlidir.

Öyleki hiçbir günahkârın tövbe ile af olunmayacak bir günahı farz olunmaz.

Zira en büyük günah şirktir o bile iman ve tövbe ile af edilir.

*Rivayet olunur ki: bir gazvede salmanı Farisi hazretleri sahabeden iki zata hizmet edip yemeklerini yapmakla vazifeli idi,

Bir gün işinden uyuya kalmıştı,

Bunun üzerine onu bir katık istemek üzere nebi aleyhisselama göndermişlerdi,

Nebi aleyhisselamın yemeğine de Usame radıyallahü anh bakıyordu,

Hazreti Usame yanımda size verecek bir şey yok dedi,

Salmanı Farisi hazretleride gidip durumu haber verdi,

O iki zat aralarında Selman radıyallahü anh hakkında “biz onu taşkın bir kuyuya göndersek suyu çekilir” demişlerdi,

Sonra bu iki zat nebi aleyhisselamın huzuruna vardıklarında nebi aleyhisselam ”niye ben sizin ağızlarınızda yeşilimsi et görüyorum? Buyurdu.

Onlar: biz et yemedik ya resülellah demeleri üzerine siz kardeşiniz salmanın gıybetini yaparak onun etini yediniz buyurdu.

Bundan önceki ayeti kerimede Mü’min kardeşini yüzüne karşı ayıplamak yasaklanmıştı,

Bu ayeti kerimede de Mü’min kardeşini gıyabında ayıplamak yasaklanmıştır ki her ikiside haramdır.

Gıybet: din ve dünya ayıplarını anlatmaya da şamildir.

Ancak hadisi şerifte: ”her kim hayâ örtüsünü atarsa artık onun gıybeti yoktur”

“Fasık ve faciri onda olan Fıskufücürü ile anın ki insanlar onun şerrinden ve kötülüğünde sakınsın ”buyurmuştur.

*Gıybet üç kısımdır:

-Gıybet eden kimsenin ben gıybet etmiyorum, onda olanı söylüyorum demesi haram olan bir fiili helal saymak olduğu için küfürdür.

-Gıybet eden kimsenin gıybeti sahibine ulaşırsa ondan helallik almadan tövbe ile af edilmez. çünkü kul hakkı taalluk etmiştir. Ancak sahibi ile helalleşirse tövbesi makbul olur.

Bir hadisi şerifte “gıybet zinadan daha şiddetli bir günahtır ”buyuruldu,

Nasıl olur ya Resulüllah demeleri üzerine aleyhissalatu vesselam,

Bir adam zina eder sonra tövbe eder Allah Teâlâ mağfiret buyurur, gıybet eden ise sahibi af etmedikçe mağfiret olunmaz ”buyurdu.

-Gıybet: sahibine ulaşmamış ise hem kendisi için hem de gıybet ettiği kimse için istiğfar etmekle af oluna bilir. Allahu a’lem.

Allah Teâlâ’nın helal kıldığı yiyeceklerde dahi helal dairesini daraltarak kılı kırk yararcasına dikkat eden bazı Müslüman kardeşlerimiz,

“Keşke ayni safta, ayni halkada oturan, ayni mecliste bulunan Mü’min kardeşlerinin ölmüş haldeki kokmuş etlerini yeme mesabesinde olan gıybet hususunda da dikkat gösterseler de evraduezkar ile elde edilen sevaplar yok olup akıp gitmese”

Öyle ise Mü’min kardeşinin ölmüş haldeki kokmuş ve kurtlanmış eti mesabesindeki

-“gıybeti ”yapmayın,

-Tecessüste bulunmayın,

-Alay etmeyin her hususta Allah telaya karşı takva sahibi olunuz. Yaptıklarınıza da Tövbe ediniz zira Allah Teâlâ tövbeleri kabul eder tövbe eden kullarına çok rahmet eder.

Yukardaki ayeti kerimelerde mü’minlerin sahip olmaları icab eden ahlakı hamide anlatılarak kardeşliğin esası beyan olunduktan sonra bütün insanlara hitapla şöyle buyuruluyor:

*13.ayet: ey insanlar! Biz sizi bir erkek ve dişiden yarattık, hem de sizi şube şube kabile kabile kıldık ki tanışasınız, haberiniz olsun ki Allah yanında en Mükerrem olan en takva olanlarınızdır.

Her halde Allah âlimdir, habirdir.

Yani hepinizi âdem ile havadan,

Yahut her birinizi bir ana ile bir babadan yarattık,

Yani hepiniz müsavi ve eşitsiniz,

Bir birinize karşı öğünmeğe veya şu kavim veya bu kavim diye, küçümsemeye, tahkir etmeğe bir hak yoktur.

Bu sebeple bir insanlık kardeşliği vardır ki onun bile bir insanı, alay etmeye, küçümsemeye, etini yercesine gıybet etmeye mani ve engel olması lazım gelir.

Sizin şube şube kabile kabile yaratılmanız, soylarınız ve atalarınız ile kabileniz ve ırkınız ile övünmeniz için olmayıp soyunuz ve sopunuz ile tanışmanız ve yardımlaşmanız içindir.

Şüphesiz ki Allah Teâlâ yanında en itibarlı olanınız en takva olanınınızdır.

İnsanların kâmil ve olgun olmalarının, itibarlı, hürmete ve saygıya layık olmalarının yegâne sebebi takvadır.

Takva ise: Allah Teâlâ’ya, peygamber aleyhisselama, mü’minlere ve tüm insanlığa, hatta tüm canlılara ve bitkilere karşı dünyevi ve uhrevi yönden icap eden vazife ve görevleri yerine getirmektir.

Takva: gayet iyi korunmak ve sakınmak demek olup Allah Teâlâ’nın emirlerini ihmal etmekten ve yasaklarını işlemekten, yırtıcı bir aslandan, zehirli bir yılandan, yakıcı bir ateşten sakınıp korunur gibi korunmak ve sakınmak demektir.

Hulasa olarak ahirete zarar veren hususlardan sakınmaktır takva!

Takvanın ziyadeyi ve noksanı kabul eden geniş bir sahası vardır ki:

-En aşağısı cehennemde ebedi kalmaya sebep olan şirk ve küfürde sakınmaktır.

-En yükseği ise iç âlemini Allah Teâlâ’dan meşgul edecek her husustan temiz tutmaktır.

Bir hadisi şerifte: kimin kalbinde hak sevdasından başka zerre kadar bir şey bulunursa o manen hastadır buyuruldu.

Ayeti kerime dede: Allah Teâlâ’ya karşı hakkıyla takva sahibi olunuz buyuruluyor.

Bir hadisi şerifte de: bir kul beis olan şeyden sakınmak için beis olmayan şeyleri terk etmedikçe mittekilerden olamaz buyurulmuştur.

“Yani haram şüphesi bulunan helallerden, yani keraheti tahrimiye ve keraheti tenzihiye ile mekruh olan şeylerden, hatta mubahların fazlasından dahi içtinap etmek ve sakınmak lazımdır”

*Başka bir hadis şerifte de helal açıklanmıştır, haram da açıklanmıştır,

Fakat ikisinin arasında, ikisine de benzeye bilen şüpheli şeyler vardır ki insanların birçoğu onları bilmez, binaen aleyh şüpheli şeylerden kaçınan ve korunan kimse dinini ve ırzını korumuş olur. Şüpheli şeylere düşen kimse haramada düşer.

Nitekim sürüsünü koru kenarında otlatan çobanın koruya düşme tehlikesi vardır.

Haberiniz olsun ki her melikin bir korusu vardır,

Allah telanın korusu da haramlardır.

Haberiniz olsun ki cesette bir et parçası vardır,

  • O iyi ve düzgün olursa cesedin hepsi “yani el, ayak göz kulakta ”iyi ve düzgün olur,
  • O bozuk olursa cesedin hepsi bozulur. Biliniz ki o et parçası kalptir.

Takva sahibi olabilmek için, korunulması lazım gelen haramları ve mekruhları iyi bilmek lazımdır.

Dolayısı ile ilim olmadan takva sahibi olunmaz.

İmamı rabbani müceddidi elfisani ahmedi farukiyyisserhendi hazretleride kurtuluş üç şeyin beraber yapılmasına bağlıdır bunlarda:

İlim,

Amel,

İhlastır, buyurmuştur.

Allah Teâlâ ayeti celilede: insanların arasında Allah Teâlâ’dan hakkıyla ancak âlimler korkar buyurdu.

Bir hadisi şerifte de her kim insanların en mükerremi, en itibarlısı olmayı ister ve severse Allah Teâlâ’ya karşı takva sahibi olsun buyuruldu.

Başka bir hadisi şerifte de aleyhissalatu vesselam efendimiz:

Ey insanlar! İnsanlar iki adamdan, iki kısımdan ibarettir.

-biri takva sahibi Mü’min, Allah Teâlâ yanında kerim ve kıymetli,

-biride facir, şaki, Allah Teâlâ yanında hakir.

İbni Abbas’tan rivayet edilen bir hadisi şerifte de “Dünyanın keremi zenginlik ahiretin keremi ise takvadır. Buyurulmuştur.

Evet: Allah Teâlâ sizin her yaptığınız bilir, iç yüzünüzden de haberdardır. Hanginizin daha takva olduğunu da o bilir.

14.ayet: A’rabiler iman ettik dediler, deki: siz henüz iman etmediniz ve lakin henüz iman kalplerinizin içine girmemiş olduğu halde islama girdik deyiniz ve allaha ve resulüne itaat ederseniz amellerinizden hiçbir şey eksilmez. Çünkü Allah gafur ve rahimdir.

Bu ayeti kerimelerin sebebi nüzulü hakkında şöyle bir rivayet vardır.

Medinei münevvere civarında beni esed bin huzeyme kabilesi ganimet hevesiyle Müslümanlığa girmişlerdi, bir kıtlık senesi Medine’ye gelip kelimei şahadet getirerek peygamber aleyhisselama karşı: biz beni fülan ve beni fülan gibi seninle savaşmadık,

Ailelerimiz ile sana geldik, diyerek sadaka gözetmişlerdi,

Yaptıklarını da peygamber aleyhisselama iyilik yapmışlar gibi başına kakarcasına konuşuyorlardı, bunun üzerine bu ayeti kerime nazil oldu.

Bu ayeti kerimede imanın dil ile tasdikten ibaret olmadığı, yürekten, içten sevgi ile inanmak lazım geldiği, onlarda ise henüz bunun tahakkuk etmediği ifade buyurularak geçekten hem dil hem de kalp ile iman etmeleri icap ettiğini ve iman ettikleri için Resulüllah aleyhisselamı minnettar etmeye kalkışmamaları gerektiği ifade buyuruluyor.

Ve mü’minin nasıl olması icap ettiği de 15.ayeti kerimeden itibaren izah ediliyor.

*15.ayet: mü’minler ancak şu kimselerdir ki Allah ve resulüne iman ettikten sonra şüpheye düşmeyip Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla mücadele ve Mücahede ederler. İşte sadıklar onlardır.

Evet, gerçek mü’minler: Allah Teâlâ’ya itaat yolunda her türlü zahmet ve sıkıntıya ve meşakkate göğüs gerenlerdir.

Mal ve nefs ile beden ile Mücahede: mali ve bedeni her türlü ibadetlere şamildir.

*16.ayet: deki siz Allah Teâlâ’ya dindarlığınızı mı? Öğretiyorsunuz. Hâlbuki Allah Teâlâ göklerdekini ve yerdekini bilir ve Allah Teâlâ her şey’e âlimdir.

*17.ayet: onlar islama girdiklerini başına kakıyorlar, seni minnet altında bırakmak istiyorlar, de ki siz sadık iseniz İslam’ınızı benim başıma kakmayınız, belki sizi imana hidayet buyurduğundan dolayı Allah Teâlâ sizin başınıza kakar. Size esas iyilik yapan odur. Siz esas Allah Teâlâ’ya karşı minnet duymalısınız.

Yani iman etmekle siz Allah Teâlâ’ya ve onun resulüne bir iyilik yapmadınız,  size hidayet etmekle ve sizi iman ile şereflendirmekle size esas iyiliği yapan Allah Teâlâdır.

*18.ayet: göklerin ve yerin gaybını Allah sübhanehü bilir ve Allah Teâlâ her ne yaparsanız görür.

Allah Teâlâ: siz her ne yaparsanız hepsini görür, hiç birini kaçırmaz. Binaen aleyh sizde içinizi ve dışınızı düzelterek ona göre amel edip çalışınız.