HASBİHAL


HASBİHAL

HANGİ İSLAM?
İndi İslam mı?
Allah Teâlâ yanında makbul ve muteber olan İslam mı?
Allah Teâlâ kuranı azimüşşan da, “Allah katında makbul ve muteber din islamdır” buyuruyor. Şu halde biz, Allah katında makbul ve muteber olan islamı çok iyi anlayıp yaşamalıyız.
Onu hayat tarzı haline getirmeliyiz.
Tam manasıyla anlamadığımız islama kâmil manada iman etmemizde mümkün olmaz.
Kâmil manada iman olmadıkça islamı hayat tarzı haline getirmek ve islamı yaşamakta mümkün olmaz.
Yenmeyen bir yemek karın doyurmadığı gibi,
İçilmeyen bir su, susuzluğu gidermediği gibi,
Yaşanmayan ve hayat tarzı haline getirilmeyen, sadece laftan ibaret olan bir iman ve İslami anlayışın, dünyada gönüllere huzur, fertlere, ailelere ve topluma saadet ve mutluluk vermesi, ahirette de arzu edilen faide yi sağlaması düşünülemez.

İslam’ı bize getiren hazreti peygamber aleyhisselam dünyamızdan irtihal edeli, takriben 1450 sene olmuştur.
Hatemülenbiya aleyhissalatu vesselamdan ve ashabı Güzin aleyhimürrıdvan hazretlerinden 1450 sene sonra, şimdi bizim yaşadığımız İslam ile peygamberimizin getirdiği İslam ayni midir?
Yoksa bu günün Müslümanları, islamı eksik anlayıp kendilerine göre, ibadetsiz ve amelsiz yanlış bir din ve İslam anlayışı içine mi girdiler?
23 sene zarfında İslam’ı anlatan, yayan, benimseten peygamber aleyhisselam, islamı anlatırken hangi metodu uygulamıştı?
Tebliğ usul ve metodu nasıldı?
O devrin insanları peygamber aleyhisselamı ve o günün Müslümanlarını niçin benimsemişlerdi?
O günün insanları Akın akın, gurup grup, fevç fevç, âdeta koşarcasına niçin ıslama sığınmışlardı?
Allah Teâlâ;
Bu hakikati nasr Sürei celilesin de ifade buyurarak: Allah Teâlâ’nın yardımı ve fetih geldiği zaman, insanların Allah Teâlâ’nın dinine akın akın girdiklerini gördüğünde: artık rabbini hamd ile çokça tesbih et ve rabbinden bağışlanma dile çünkü o,tevbeleri çok kabul edendir. buyuruyor.
O devrin insanlarında ayrı bir özellik mi vardı?
Anlayışlarımı farklı idi?
Yoksa: dini celili islamın mübelliği, hatemülenbiya aleyhissalatu vesselam efendimiz ve ona iman eden ashabı kiram hazretleri, islamı yaşayarak, hayat tarzı haline getirerek ve evvela kalpleri ve gönülleri feth ederek güzel örnek oldukları için mi? Duyan İnsanlar koşarcasına islama sığınmışlardı?
İslam namına onların muvaffak olmalarının sebebi ne idi?
İslam namına gayret ve faaliyet gösteren günümüz Müslümanları neden bu manada muvaffak olamıyorlar?
Nice maddi ve manevi emekler heba ediliyor, yetişmiş insan kaynakları israf ediliyor.
Adeta su üzerine yazı yazar gibi emekler boşa gidiyor.
Müslümanların çocukları bile ellerinden kayıp gidiyor.
Sebep nedir?
Yoksa biz ayni Resulüllah sallallahü aleyhi vesellemin yaşadığı ve anlattığı İslam’ı yaşamıyor muyuz?
Nerede hata ediyoruz?
Müslümanın hedef ve gayesi nasıl olmalıdır?
Yalancı peygamberlik iddiasında bulunanların dahi etraf ve çevre edine bildikleri günümüzde, bir kaç saf ve gafil Müslümanı etrafında toplayan müteşeyyihler, bu kadarını bir başarı ve zafer olarak kabul mü ediyorlar?
O zamanın Müslümanlarının, yani ashabı kiramın ve selefi sahihinin özellik ve güzelliklerini hala anlatmakla bitiremiyoruz.
Güzel ahlak onlarda,
Ahde vefa onlarda,
Sadakat onlarda,
Cömertlik onlarda,
Cesaret ve kahramanlık onlarda,
Mürüvvet onlarda,
Dünya malına ve Kul’a kul olmamak onlarda velhasıl Allah Teâlâ’nın razı olduğu ne kadar ahlakı hamide varsa hepsinin tezahürü onlarda.
Resulü Ekrem efendimizin ifadesiyle onlar birer yıldız olup hangisi örnek alınırsa örnek alan insanı selamete, saadete, hidayete ve cennete ulaştırır.
Peki neden?
Çünkü
Onlar Allah Teâlâ’ya, resulü Ekrem efendimize, kuranı azimüşşana, münzel dine gerçekten canü gönülden iman edip hiç gevşeklik yapmadan işi sulandırmadan, eksiltip arttırmadan iman etmişlerdi ve inandıkları gibide yaşıyorlardı.
Çünkü Onlar, Allah Teâlâ’yı ve Resulüllah sallallahü aleyhi vesellemi her şeyden hatta canlarından çok seviyorlardı.
Çünkü Onlar, dünyalarından çok ahiretlerini düşünüyorlardı.
Çünkü Onlar, Allah ve resulüllaha verdikleri sözlerinde durup ahde vefa gösteriyorlardı.
Çünkü Onların gaye ve maksatları, din, iman, İslam, kuran ve peygamber davası idi.
Çünkü Onların ilai kelimetillah gibi ulvi ve yüce bir gayeleri vardı.
Çünkü Onların, hayat felsefeleri, yaşam biçimleri Kur’an ve sünnete göre idi.
Çünkü Onlar, sadece kendilerini düşünmüyorlardı.
Çünkü Onlar diğer insanlarıda en az kendileri kadar düşünüyorlardı.
Çünkü Onlar Mü’min kâfir ayırımı yapmaksızın herkese iyilik yapıyorlardı.
Çünkü onlar savaşta dahi haddi aşmıyorlardı.
Çünkü Onlar hissi davranmıyorlar öfkelerine yenilmiyorlardı.
Çünkü Onlar ölmüş kardeşinin etini yemek mesabesinde olduğuna inandıkları için gıybet ve dedi kodu yapmıyorlardı.
Çünkü Onlar, insanlar arasında fitne çıkacak diye dillerine sahip çıkıp laf taşımıyorlardı.
Çünkü Onlar ya dünya işleriyle yâda ahiret işleriyle meşgul oldukları için malayaniden, boş söz ve hareketlerden, faydasız işlerden bilhassa zararlı şeylerden şiddetle uzak duruyorlardı.
Çünkü Onlar gerçek Mü’min idiler, inanıp yaşıyorlardı.
Çünkü Onlar şu fani ve geçici dünyada, yeme içme ve zevkusefa sürmek gibi süfli ve basit bir hayat için yaşamıyorlardı.
Çünkü Onlar bir iş yapacaklarında bir söz söyleyeceklerinde bu hususta Allah ve Resulüllah ne buyuruyor diye düşünürlerdi.
Çünkü Onların bütün dertleri gaye ve maksatları rızai ilahi idi.
Çünkü Onlar gerçekten Mü’min idiler.
Çünkü Onlar “Allah Teâlâ’nın sakın ha gevşemeyin, kuvvei maneviyyenizi asla bozmayın, gerçekten mümin iseniz dünya ve ahirette a’la olan, en üstün olan sizsiniz” Ayetine inanmışlardı, inandıkları için üstün idiler.
Çünkü Onlar “beni rabbim edeplendirdi, Onun için edep ve ahlakım güzel oldu” buyuran Hatemülenbiya Muhammed Mustafa sallallahü aleyhi vesellem efendimizi örnek almışlardı.
Çünkü Onlar Allah Teâlâ’nın;
“yeminü kasem olsun ki habibim sen, geçekten ahlakın zirvesindesin” Ayetine inanıp en güzel ahlaka sahip olan peygamberin ahlakıyla ahlaklanmışlardı.
Çünkü Onlar “ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” buyuran, peygamberin gerçek ümmeti ve onun adım adım takipçisi idiler.
Çünkü Onlar din, iman, kuran, vatan, namus, iffet, hayâ gibi mukaddes mefhumlar uğrunda can vermeyi bu uğurda şehit olmayı canu gönülden isteyip şehadet mertebesine ermeyi Allah Teâlâ’dan niyaz ediyorlardı.
Çünkü Onlar yataklarında ölmeyi zül kabul ediyorlardı.
Çünkü Onlar cihan ve insanlık kurtulsun diye kendilerini feda ediyorlardı.
Çünkü Onlar, bir kişiyi öldürmenin bütün insanları öldürmek gibi günah olduğuna,
Bir kişiyi kurtarmanın da bütün insanlara hayat vermek kadar sevap olduğuna inanıyorlardı.
Çünkü Onlar, makam ve mevkileri, memuriyetleri bir birlerine ikram ediyorlardı.
Çünkü Onlar dünyada şan, şöhret, Makam ve mevki elde etmek için yaşamıyorlardı ve yarışmıyorlardı.
Çünkü Onlar harp meydanında er dileyen olursa, ben ya Resulüllah deyip öne çıkıyorlarken, bir yere vali tayin edileceğinde resulü Ekrem sallallahü aleyhi vesellem emr etmedikçe sessiz ve isteksiz kalıyorlardı.
Çünkü Onlar insanlığın kurtuluşunun ancak Kur’an ve sünnet ile mümkün olacağına inanmışlardı.
Çünkü onlar dünya ve ahiret saadet ve mutluluğunun ancak kurani ve İslami bir hayat ile mümkün olacağına inanmışlardı, öyle yaşıyorlardı.
Çünkü onlar kendileri yemeyip fakir, miskin ve muhtaçlara yediriyorlardı,
Çünkü onlar bir Müslümanı kurtarmak için bütün mal varlığını feda edecek kadar cömert ve fedakâr idiler,
Onlar, Kur’an ve İslam ahlakına sahip oldukları için onlardaki güzel ahlakı gören insanlar bölük bölük gelip islama giriyorlardı.
Peki ya şimdi: yukarıda işaret etmeye çalıştığımız resulü Ekrem efendimizde tezahür eden ve ona tam bir tebaiyetle tabi olan ashabı kiramda ortaya çıkan o güzel ahlaktan kaç tanesi? Kaç tane Müslümanda görüle biliyor?
Hal buysa, bir gün resulü Ekrem efendimiz ashabıyla sohbet ederlerken “Allah Teâlâ’nın 360 tane ahlakı hamidesi var. Bunlardan bir tanesi dahi hangi

Mü’minde bulunsa cennete girer” Buyurduğunda bütün derdi, gaye ve maksadı rızai ilahi olan hazreti Ebubekir efendimiz büyük bir ümitle “ya resülellah bunlardan bir tanesi bende mevcut mu?” Diye sormuştu.
Resulü Ekrem efendimiz ise ya eba Bekir onların hepsi sende mevcut olup Allah Teâlâ’nın en sevdiği ahlakın ise cömertliğindir buyurmuştu.
Bu nasıl bir cömertlikti?
Evet: öyle bir cömertlikti ki hem maddi ve dünyevi hem de manevi ve uhrevi bir cömertlik idi.
Anlatan Hulefai raşidinin ikincisi, adalet numunesi resulü Ekrem sallallahü aleyhi vesellem tarafından kendisine Faruk lakabı verilen hazreti Ömer efendimiz;
Malımın çok olduğu bir esnada resulü Ekrem sallallahü aleyhi vesellem ashaptan yardım istemişti, işte şimdi Ebubekir’den daha çok vereceğim diye düşünerek malımın yarısını ayırıp resulü Ekrem efendimize götürmüştüm.
Resulü Ekrem efendimiz ne kadar getirdin? Ya Ömer,
-malımın yarısını ya resülellah,
-çocuklarına ne bıraktın? Ya Ömer,
-malımın diğer yarısını ya resülellah dedim.
Resulü Ekrem efendimiz dua buyurdu.
Biraz sonra Ebubekir radıyallahü anhü efendimiz geldi.
-resulü Ekrem sallallahü aleyhi vesellem onada sordu,
-Ebubekir; malımın tamamını getirdim ya resülellah,
-çocuklarına ne bıraktın?
-Ebubekir; onlara Allah ve resulü yeter buyurdu
Bu hadiseden sonra hiç bir zaman bir daha Ebubekir ile müsabakaya girmedim. Radıyallahü anhüma
Bir gün hazreti Ebubekir efendimiz dua edip şöyle yalvarıyordu;
yarab şu vücudumu öyle büyüt ki cehennemi ben doldurayım, cehennemde yer kalmasında, bütün kulların kurtulsun.
İşte Allah Teâlâ’nın sevdiği maddi ve manevi, dünyevi ve uhrevi cömertliğin tezahürü.
Hazreti ömerin dillere destan adaletini duyan Bizans kıralı bir elçi gönderip durumu öğrenmek istemişti, Medine’ye gelen elçi hazreti ömeri ve sarayını sorduğunda Müslümanlar, bizim emirimizin sarayı yok. Az önce beytülmalin develerinin otladığı tarafa gitti. Demeleri üzerine gelen elçi hazreti ömeri aramak üzere o tarafa gittiğinde birde ne görsün en büyük kralların adını duyduklarında korktukları hazreti Ömer, asasını yastık yapmış uyuyordu.
Elçi: hayretle hazreti ömere baktı, hiç bir koruması dahi yok iken emin bir vaziyette uyuya bilen hazreti ömerin başucunda;
Ya Ömer sen adil oldun emin ve emniyette oldun.
Bizim krallarımız ise zulüm ve haksızlık yaptıklarından dolayı korkup muhafızları ile dolaşıyorlar ve rahat uyuyamıyorlar.
Elçi olarak gelmese idim Müslüman olurdum.
Ancak gidip geriye döneceğim ve Müslüman olacağım demişti.
İşte Onların bu güzel ahlakı, insanların hidayetine vesile oluyor fevç fevç gurup gurup gelip Müslüman oluyorlardı.
Evet, mal, mülk, makam, mevki, şan, şöhret ve şehvet ihtirasına boğulmuş günümüz Müslümanlarının tamamının himmetlerini bir araya getirsek günümüzdeki şeyhlerin ve müteşeyyihlerin himmetlerini de eklesek hazreti Ebubekir efendimizin maddi ve manevi bu ulaşılmaz cömertliğinin binde biri olur mu?
Şu anda yeryüzünde Müslümanların liderliğine ve önderliğine soyunmuş kaç kişide? Hazreti Ebubekir efendimizin cömertliğinin, Hazreti Ömer efendimizin adaletinin bir nebzesi var?
Medine’de su kıtlığı vardı, su kuyularıda Yahudilerin elinde idi.
Muhacir Müslümanların ekseriside fakir olup su ihtiyaçlarını karşılayamıyorlardı, resulü Ekrem sallallahü aleyhi vesellem, durumu müsait bir Müslümanın, su kuyusunu satın almasını ima ve işaret eden sözler söylemişti.
Çok miktarda paralar vererek Osman radıyallahü anhü efendimiz kuyuyu satın almış, meccanen Müslümanlara bağışlamıştı.
Bir keresinde, resulü Ekrem sallallahü aleyhi vesellem fisebilillah cihad için yardım talep etmişti, Osman radıyallahü anhü efendimiz, yükü ile beraber bin deve bağışlamıştı.
İşte Onlardaki bu güzel ahlak sebebiyledir ki resulü Ekrem sallallahü aleyhi vesellem: ashabım yıldızlar gibidir hangisini takip edip uyarsanız sizi doğru yola iletir buyurmuştur.
Bütün sahabei kiram maddi ve manevi yönden büyük fedakârlıklarda bulunduklarındandır ki, kısa zamanda insanlar, koşarcasına islama girmişler, büyük fütuhatlar olmuştu. Rıdvanullahi Teâlâ aleyhim ecmain.
Evet, Onlar Allah Teâlâ’ya ve Resulüllah sallallahü aleyhi veselleme gerçek manada inanmışlardı, inandıkları gibide yaşıyorlardı.
Onlar, dini celili islama ve resulü Ekrem efendimize hizmet ve hürmet ettikleri için Allah cc. onlara yardım ediyordu. Allah cc. şöyle buyuruyor:
Allahın yardımı ve fütuhat geldiği zaman insanlarında dine fevç fevç, akın akın, girdiklerini gördüğünde rabbini çokça tesbih ve tahmid et ve rabbine istiğfar et çünkü o çok af edicidir. Nasr süresi
Demek ki ilahi yardımın gelmesi için dini celili islama hizmet etmek lazımdır.
Fütuhat hizmetten sonra vede kesinlikle evvela kalpleri ve gönülleri feth edip kazandıktan sonra olur.
Zira Allah Teâlâ; eğer siz Allah Teâlâ’nın yoluna yardım ve hizmet ederseniz Allah Teâlâ’da size yardım eder ve edecek buyuruyor.
Bütün mesele hizmeti, rızai ilahiye uygun yapabilmektir.
Bunda esas, halis niyet ve istikamettir.
İvazsız ve garazsız bir şekilde edillei şeriyyeye ve ehlisünnet çizgisine selefisalihin in yoluna uygun olarak insanlara yük olmadan yapılacak bir hizmet.
İnsanlara maddi ve manevi huzur verecek bir hizmet.
Ne yazık ki Biz inandığımız gibi yaşamayınca yaşadığımız gibi inanmaya başladık.
İslam deyince; şu yaşadığımız, İslam ile alakası kalmamış hayatımızın, İslami bir hayat olduğunu sanmaya başladık ve herkes kendi kafasına göre bir din uydurdu.
islamı getiren peygamberin yaşadığı islamı yaşamaz olduk.
O peygamberin ashabının peygamberden görüp anlattığı islamı beğenmez olduk.
Ashabı kiramın rivayet ettiği ahadisi nebeviyyeyi kabul etmez olduk.
Kimileri, Sanki hadisler kur ’ana tersmiş gibi düşünceler oluşturup kuran Müslümanlığı diye kafalarına göre bir modern din oluşturmaya başladılar.
Hal buysa kur’anı kerimide bize ulaştıran ve onu rivayet eden, hadisi şerifleri rivayet eden ashabı kiram hazretleridir.
Yani diyorlar ki ey gafil Müslümanlar,
Ey cahil Müslümanlar,
Ey dinini okuyarak öğrenmeyen ve öğretmeyen Müslümanlar,
Ey başkalarının söylediklerine kanan Müslümanlar,
Şimdi size bu dinden vaz geçin desek akıl teraziniz tartmaz. Şimdilik bunu birden kabul edemezsiniz.
Şu halde yavaş yavaş sizi dinden çıkaracağız.
Şimdilik hadisleri inkâr edin. Bilahere size kur ’anıda inkâr ettirteceğiz.
sizide kendimiz gibi dinsiz, donsuz, ahlaksız, edepsiz, arsız, hırsız, namussuz, iffetsiz ve hayâsız yapacağız diyorlar.
Açıkça diyemeyip yapmak istedikleri maalesef budur.
Bunun için büyük bir organizasyon, plan ve proje yapılmış uygulamaya da konulmuştur.
Hatta dini kökünden yıkmak için ünvanlı unvansız birçok figüran dahi bulunmuş, televizyonlarda tartışmalar yaparak, kimileri maksatlı ve hainane, kimileride gafilane bir şekilde çaba sarf etmektedir.
Bunun için büyük paralar harcanmakta, yeni yetişen, din eğitimi almamış çocuklarımızın inanç ve itikatları bozulmakta, kafaları karıştırılmakta, dinimize ve islama karşı bir güvensizlik oluşturulmak istenmektedir.
Bu akım, din eğitimi veren müesseselere de sızmış olup kafalar karıştırılarak mezhepsizlik aşılanmaktadır.
Bunlar, bir taraftan mezhep düşmanlığı yaparken bilinçli bir şekilde kendileri de ayrı bir mezhep oluşturmaktadırlar.
Adına da “kuran Müslümanlığı” demektedirler.
İşte en büyük yıkım burada başlamaktadır.
Çünkü
Kur’anı kerimde açıkça beş vakit namaz zikr edilmemektedir.
Zekât miktarıda açıkça anlatılmamaktadır.
Bunlar mücmel olup bunlara benzer birçok meselenin tafsilatını ve izahını resulü Ekrem efendimiz;
Namazlarınızı beni namaz kılarken gördüğünüz gibi kılınız.
Malınızın onda birinin dörtte birini yani kırkta birini zekât olarak veriniz. Gibi hadisi şerifler ile açıklamaktadır.
İbadet ve muamelatın, ukubat, cezalar, nikâh ve Talak’ın birçok meselesini bize anlatan hadisi şeriflerdir.
Bu hadisi şerifleri devre dışı bıraktığınızda,
Bize kuran yeter, hadislere ihtiyaç yok dediğinizde, münzel din, yani resulüllahtan ve ashabı kiramdan ve tabiin ve selefisalihinden bize tevarüs eden bindöryüzelli senelik din anlayışı gider. Yerine uydurulmuş tahrif edilmiş, aslı bozulmuş kimin nasıl ibadet edeceğini bilmediği ve ya herkesin kafasına göre ibadet ettiği uydurma, indi bir din anlayışı ortaya çıkar yapılmak istenen de budur.
İşte o zaman böyle bir din anlayışı, tamda İslam düşmanlarının istediği gibi bir kuşa benzemiş olur.
Uzun olduğu için gagası, ayakları, kuyruğu ve boynu kesilmiş, fakat canı ruhu aslı, esası, hüviyeti ve mahiyeti yok olmuş leylek misali, sadece isimden ibaret bir din.
Bir tarafta sui niyet erbabının isteyip planlayarak oluşturmuş olduğu bu fikir karışıklığı,
Bir tarafta İslam ve şeriat adına insanları boğazlayan ne idüğü belirsiz adeta dünyaya kafa tutarcasına savaşan, son model silah ve mühimmata sahip, bunları nereden aldıkları, nasıl temin ettikleri güya bilinmeyen nevzuhur bir gurup
Bir tarafta dini imanı zayıf kimselerin ahlaki çöküntüleri,
Bir tarafta dini kendi makam ve mevki ihtiraslarına basamak yapanlar,
Başka bir tarafta geçimlerini ve dünyevi menfaatlerini din hizmetinden temin eden din simsarları ve din tüccarları.
Diğer bir tarafta da her hafta toplanan yardımlar ile nerede ise devlet bütçesine denk geliri olan, gerçek manada hizmet yaptıklarına şahit olunmayan, camileri ve mabetleri tekeline almış, ezanı, vaazı merkezileştirmiş,
İmam ve müezzin efendilere ezan okumayı, kitap lardan, ayeti kerime ve hadisi şeriflerden,
Cemaatin, mahallin, mahallenin, köyün durum ve icabına, şartlarına, anlayış kabiliyetlerine, tahsil durumlarına göre ve Muktazai hale göre hutbe ve vaaz hazırlamayı unutturmuş, adeta memurlarını sallabaşı al maaşı durumuna getirmiş, dini kurumlar.
Diğer bir taraf tada din ve din hizmetinin sadece kendi elleriyle yapılmasının şart olduğunu, aksi takdirde bir kıymet ve değerinin olmayacağına inanan sadece cennete kendilerinin gide bileceğini düşünen guruplar.
Diğer bir tarafta ise kendilerinin ehlisünnet olduğunu düşünüp inanan, ancak itikadi yönden, ehlisünnet çizgisinden ayrılanlar.
Diğer bir cihette de ehlisünneti anlatıyorum. Ehlisünneti savunuyorum diyen, fakat tarzı üslubu ve dedikleriyle ve de yaptıklarıyla adeta kaş yapıyorum derken göz çıkaran, kendime bir ev yapıyorum diye kocaman İslam şehrini yıkıp yok eden görüntü ve konuşma özürlü şaklabanlar.
Ne yazık ki günümüz insanlarına, islamın güzelliğini, ruhunu ve özünü anlatamadığımızdan ve yansıtamadığımızdan ve evvela kalpleri feth edemediğimizden bu gün insanlar ve Müslümanların çocukları dine koşmuyorlar.
Bilakis fevç fevç, bölük bölük, gurup gurup, dinden ve dini ahlaktan uzaklaşıyorlar.
Görmüyor musunuz?
İlköğretim, orta öğretim ve yükseköğretim okullarının önlerini, çarşıyupazarı,
Suriye’den kaçan insanlar nereye gitmek istiyorlar?
Niçin İslam ülkelerine gitmiyorlar?
Yoksa: irşad ettiklerini sanan Müslümanlar, insanları ifsat mı ediyorlar?
Hizmet ettiklerini zan edip hezimet mi yapıyorlar.
Usule riayet edilmediği için Bir nevi manevi katliam mı yapılıyor.
Allahımızın bize her hususta örnek gösterdiği peygamberimiz sallallahü aleyhi vesellem efendimiz, ashabı kiram ve selefisalihin rıdvanullahi aleyhim ecmain hazretleri bu hizmetleri nasıl yapmışlardı?
Bunun usulü ve ölçüsü nasıl olmalıdır?
Nasıl bir yol takip etmelidir?
Resulü Ekrem efendimiz, kıyamete kadar gelecek bütün Müslümanlara örnek olan, hazreti Ebubekir’den bil itibar muaz bin cebelleri, mus’ab bin ümeyrleri,
Ebu hüreyreleri,
abadilei arbaayı ve diğer ashabı kiramı, “rıdvanullahi Teâlâ aleyhim ecmain ”hangi şartlarda, hangi usul ile yetiştirmişti?
Resulü Ekrem efendimiz kemiyet ve keyfiyette hangisini gözetmişti?
Mübarek sırtlarında hasır izlerini görünce ağlayan hazreti ömere ne demişti?
uhud dağının altın olmasını istese idi geçekleşeceğini bildiği halde neden istememişti?
Müslümanın esas hedefi ve gayesi ne olmalıdır? Dünyamı?
ahiret mi?
Saltanat mı?
Saadet mi?
“Yeterki Bu hizmetler muvaffak olsun bizim yerimiz caminin pabuçluğu olsun ”sözü ne kadar manidar!
Evet: azda olsa hatırlatmak için temas ettiğimiz bu hususlar için, bizde birilerinin dediği gibi;
Onlar tarihseldi, deyip şimdi kendi kafamıza göre bir yorum mu yapacağız?
Ümmetin kurtuluşu nasıl olacak?
Hangi usul ve metot takip edilmelidir?
İslam bütün zamanlara, mekânlara hitap eden evrensel ilahi bir din değilmidir?
Elbette İslam, günümüz insanlarının da kafalarına ve gönüllerine huzur verecek, maddi ve manevi tüm ihtiyaçlarına cevap verecek yegâne bir dindir.
Ancak aslına uygun tatbikat ve usulüne uygun irşad metodu ve hizmet şekli lazımdır.
Zira usulsüz vusul olmaz.
Resulü Ekrem aleyhisselamı ve ashabı kiram aleyhimürrıdvan hazretlerini itikadi, kavli, fiili ve ameli yönden harfiyyen takip etmek şarttır.
Zira imamı malik hazretleri “bu ümmetin evveli hangi usul ile islah oldu ise ahiri ve sonuda ayni usul ile islah olup düzelir” buyurmuştur.
İşte o usul ve metot:
Öz kız çocuklarını dahi hiç acımadan öldürecek kadar insanlıktan çıkıp adeta canavarlaşmış, o devrin, taş kalpli, zalim ve insafsız insanlarını yola getiren ve islah eden, peygamberimizin ve ashabının, yaşayarak ortaya koydukları islamdır.
Ve o günlerden daha beter hale gelmiş, ahlaksızlığın Hayâsızlığın, haksızlığın ve adaletsizliğin, zulmün, katilliğin ve caniliğin modernleşerek en dibe indiği günümüz insanlarına da yol gösterecek ve onların hidayetine vesile olacak yegâne sistemde güzelliği, ancak yaşayarak gösterilecek olan İslami ahlaktır.
Ne yazık ki günümüzde, islamı anlatanlar, sadece işin edebiyatını veya ticaretini yapmaktadırlar.
Bu durum ise inanmayan insanların inatlarını dahada arttırmaktadır.
Dolayısı ile insanların Değil hidayetlerine sebep olmak, onların dahada sapıtmalarına vesile olmaktadır.
Kalpleri kararmış, niyetleri bozulmuş insanların anlatımları tesir etmediği gibi, faide yerine zarar oluşturmaktadır.
Yarım usta maldan,
Yarım doktor candan,
Yarım hocada dinden etmektedir.
Kendisi Himmete muhtaç dede kimseye himmet edememektedir.
Allah Teâlâ’nın emr ettiği şekilde tam bir tebaiyetle resulü Ekrem sallallahü aleyhi veselleme tabi olup islamı Yaşayarak islamın güzelliği ortaya konmadıkça,
islamın güzel ahlakı, İslam savunucularında tezahür etmedikçe İslam anlatılamaz ve anlaşılamaz.
Aksi takdirde islama davet edilen insanlara, islamı izah etmek mümkün ve inandırıcı olmaz.
Sen: dediklerini neden yapmıyorsun?
Veya sen bu yanlışları niçin yapıyorsun? Tenkitleri yapılır.
Halep ordaysa arşın burada haydi gösterde görelim derler.
Allah Teâlâ ayeti kerimede;
Ey iman edenler: yapmadığınız şeyleri niçin söylüyorsunuz?
Böyle olmanız, Allah katında çok büyük günahtır. Buyuruyor.
Yine Allah Teâlâ bir hadisi kutside;
İsa aleyhisselama hitaben “ya İsa evvela kendine vaaz et. dediklerini yaptıktan sonra insanlara vaaz et” Buyurmuştur.
Resulü Ekrem efendimizde;
“Kıyamet gününde en çok azap görecek insan, ilmiyle amel etmeyen insandır” Buyurmuştur.
Öyle ise: islamdan, dinden imandan bahs edenler, yaptığı işlerde islamı referans gösterenler, din hizmeti yapanlar gerçekten samimi ve ihlaslı olmalıdırlar.
İstismarcı olmamalı ve din ticareti yapmamalıdır.
Siyasetçisinden diyanet çisine,
Tarikatçısından cemaatçisine,
Namaz kılan,
ömreye giden,
Sakal bırakan,
Çarşaf giyen,
Tesettüre giren, her kes, ben Müslümanım, benim yaptığım her yanlış Müslümanlara zarar verir.
Kendime ve Müslümanlara leke getirmemeliyim, benim sırtımda yumurta küfesi var,
Yumurtaları kırmamalıyım hassasiyetiyle düşünüp ahlakına edebine konuşmalarına her türlü hal ve hareketlerine oldukça dikkat etmeli kendisine çeki düzen vermelidir.
Kendisini töhmet altında bırakacak her türlü ahvalden uzak durmalıdır.
Nitekim peygamberimiz sallallahü aleyhi vesellem efendimiz;
“Sizi töhmet altında bırakacak hallerden, sakınınız” Buyurmuştur.
Aksi takdirde;
Bizim yaptığımız yanlışlar ve hatalar,
Yanlış tutum ve davranışlarımız,
Yanlış söz ve hareketlerimiz, insanları islamdan uzaklaştırır.
Bunun vebali ve günahıda çok ağır olur.
Bir insanın hidayetine vesile olmak ne kadar büyük sevap ise sapıtmasına vesile olmakta o kadar büyük vebaldir ve günahtır.
Allah Teâlâ yanında makbul ve muteber olan,
Allah Teâlâ’nın razı ve memnun olduğu müslüman;
Kalpleri birleştiren, ayrıştırmayan,
Ehli kıbleyi tekfir etmeyen,
Müslümanları dışlamayan,
İnsanların hidayetini canugönülden isteyen,
Af eden, bağışlayan,
Hata ve kusurları ifşa etmeyip örten,
Müslümanlara hakkı ve sabrı tavsiye eden,
Bütün mü’minleri kardeş olarak kabul eden,
Frenk gâvuru dahi olsa hiçbir kimseyi hor ve hakir görmeyen,
Kendisini hiç bir kimseden üstün tutmayan,
mü’minlere karşı çok mütevazı ve alçak gönüllü,
din düşmanlarına karşı çok sert olan müslümandır.
Buda ancak kur’anı kerime ve hatemülenbiya Muhammed Mustafa sallallahü aleyhi veselleme ve onu adım adım takip eden ashabı kiram ve selefisalihin eimmei müçtehidin rıdvanullahi Teâlâ aleyhim ecmain hazretlerinin yolunda olmakla mümkündür.
Rabbimiz: bize hidayet nasip ettikten sonra kalplerimizi kaydırıp caydırma.
Bize tarafından rahmet ihsan et. Zira sen bütün nimetleri meccanen ve karşılıksız olarak verensin.
Allahım senden: hayırlı işler yapmayı,
Kötülükleri bırakmayı,
Fakir ve miskinleri sevmeyi isteriz.
Allahım senden:
Seni sevmeyi,
Seni sevenleri sevmeyi,
Bizi sana yakın edecek amelleri de sevmeyi dileriz.
Kalpleri değiştiren allahım; Kalplerimizi dininde ve itaatında sabit kıl.
Allahım: göz açıp yumuncaya kadar hatta ondan çok daha az bir zaman dahi bizi nefsimize bırakma.
Halleri ve zamanları değiştiren allahım; bizim halimizi ve durumlarımızı en güzel hale çevir.
Allahım; bize ancak sana kul olmayı nasip et.
Allahım biz ancak senden yardım isteriz.
Allahım bizi dos doğru yoluna hidayet et.
Allahım; Ancak senden af dileriz.
Ancak senden hidayet isteriz,
Ancak sana iman ederiz.
Ancak sana tövbe ederiz,
Ancak sana tevekkül edip güveniriz.
Allahım; Bütün hayırlar sendendir.
Sana sonsuz şükür eder, küfranı nimette bulunmayız.
Sana karşı gelenleri terk ederiz.
Ancak sana ibadet ederiz.
Ancak senin rızan için namaz kılarız.
Ancak sana secde ederiz.
Ancak senin huzurunda eğiliriz.
Ancak senin rızan için koşarız.
Allahım senin rahmetini umarız.
Senin azabından korkarız. Zira senin azabın inanmayan kâfirlere kesinlikle ulaşacaktır.
Allahım; bize hakkı hak olarak göster ona tabi olmayı da nasip et.
Batılı batıl olarak göster ondan sakınmayı nasip et.
Allahım; senin verdiğin ve vereceğin nimet,devlet ve imkânlara hiçbir güç ve kuvvet mani ve engel olamaz.
Senin mani ve engel olduğun, vermediğin bir şeyide hiçbir güç ve kuvvet veremez.
Senin karar verdiğin bir şeyi, hiçbir güç ve kuvvet red edemez.
Senin hüküm verdiğin bir şeyi hiçbir güç ve kuvvet değiştiremez.
Allahım: Senden başka hiçbir kimseden fayda ve menfaat olamaz.
Allahım maddi ve manevi bütün nimetler ancak sendendir.
Allahım: bütün muhteviyatına inanarak,
Dünya ve ahiret azabından emin olmak için,
Senin indi ulûhiyetine emanet ederek,
Kalbimizle ve dilimizle canugönülden
LA İLAHE İLLALLAH MUHAMMEDÜN RESÜLÜLLÜLLAH
Demeye devam ediyoruz.
Allahım: Kavli, kalbi, fiili Bütün dua, iltica ve ibadetleri ancak sen kabul edersin.
Dualarımızı ve ibadetlerimizi kabul buyur.
Amin ya rabbelalemin.