Hadis-i Kudsiler İle Nasihat

TAKDİM

Huccetülislam imamı gazali hazretlerinin hadisi kutsilerden seçip tertip ve tasnif ettiği, hacmi küçük muhtevası çok geniş olan bu risale, MÜ’mün ve Müslüman olarak bizlere nasıl yaşayacağımızı, Allah’ımıza, kulluğumuzu nasıl yerine getireceğimizi, nasıl iyi bir Müslüman olacağımızı anlatmaktadır.

Bilinen bir gerçektir ki asıl olan öncelikle kişinin kendisini kurtarmasıdır.

Aksi takdirde kişi kendisi himmete muhtaç iken başkasına nasıl himmet ede bilir?

Kendisi tehlikede olan birisi başkasını nasıl kurtara bilir?

Allah Teâlâ İsa aleyhisselama ya İsa önce kendine vaaz ve nasihat et.

Dediklerini kendi nefsinde yaşadıktan sonra insanlara vaaz et. Buyurmuştur.

İmamı rabbani müceddidi elfi Sani ahmedi farukiyyisserhendi hazretleri de mektubat isimli eserinde, kurtuluş reçetesini şöyle anlatmaktadır.

İyi bil ki bir kimsenin nefs, şeytan ve cehennemden kurtuluşu üç şeyin beraber yapılmasına bağlıdır. Birsinin eksikliği durumunda tehlike söz konusudur.

Bunlar sırasıyla ilim, amel ve ihlastır.

İlimsiz amel olmayacağı gibi, amelsiz ilminde faydası yoktur.

Beden için ruh ve can ne kadar önemli ise ilim ve amel için ihlas ve halis niyet o derece önemlidir.

Bedenimize, vücudumuza güzellik veren, uzuvlarımızı faydalı hale getiren, bedenimizdeki can ve ruhtur.

Ayni şekilde ilim ve ameli dünya ve ahirette faydalı kılacak olan da ihlas ve samimiyetimizdir.

Müşriklerin, gayri Müslimlerin ve münafıkların da bir takım yararlı görünen işleri vardır. Lakin ahirette hiçbir faydasını göremeyecekler ve cehennemden kurtulamayacaklardır.

 

Köksüz bir ağaç yeşerip meyve vermeyeceği gibi,

Temelsiz bir bina payidar olamayacağı gibi, ihlas sız ilim ve amelde yok hükmünde olup bir faydası görülmez.

Bu risaledeki ilahi ve nebevi mesajları okudukça, bizleri düşünmeye sevk edecek, nefs muhasebesi ve özeleştiri yapmamızı sağlayacak ve her şeyi yeniden düşünüp tazelenmemize, ibadetlerimize daha fazla önem ve ehemmiyet vermemize vesile olacaktır.

Kitabın basılmasında maddi ve manevi emeği geçenlere dua etmenizi umarız.

Not; risalede geçen ayeti kerimelerin süre ve numaraları önü ve sonu ile beraber, ilave edilmiştir.

Her türlü irşad ve muvaffakiyet ancak Allah teladandır.

Mütercim

Ergün telis

 

 

 

 

                                                                                         HADİSİ KUDSİLER İLE NASİHAT

Hamd Allah Teâlâ’ya mahsustur.

Salat, selam Muhammed aleyhisselama onun âline, ashabına,  onlara güzel bir şekilde tabi olanlara ve her zamandaki ümmetin âlimlerine olsun.

İçerisinde güzel faydalar bulunan bu risale ile Allah Teâlâ bizleri faydalandırsın.

Huccetülislam imamı gazali

Huccetülislam imamı gazali hazretlerinin, hadisi kutsiler ile nasihat isimli bu risalenin tercümesine başlamadan önce;

*Kuranı kerim

*Hadisi nebevi

*Hadisi Kutsi ifadeleri arasındaki farkı kısaca izah etmekte fayda mülahaza ettik.

Kur’an ı kerim; kûfi ekole, göre (6236-besmelede eklenince 6237 ayettir)

Sahibül keşşaf imamızemahşeri, ibni huzeym, Osmanlı ulemasından şeyhülislam ibni kemal ve son devrin İslam âlimlerinden, Süleyman Hilmi Tunahan hazretleri gibi âlimlerin tespit ve ifadesine göre;

Kur’an’ı kerim; Altı bin altıyız altmışaltı ayet olup, otuz cüzden ve 114 süreden meydana gelen ve mahlûk olmayan ilahi bir kitaptır. Bu farklılık ayetlerin fazla veya eksik olmasından değil, duraklardan ve secaventlerden kaynaklanmaktadır.

Bu ayetler takribi bir ifadeyle,  şöyle tasnif edilmiştir.

1000,ayet emirler,

1000,ayet nehiyler ve yasaklar,

1000,ayet vaad ve müjdeler,

1000,ayet vaid ve korkutucu,

1000,ayet ahbaru kasas, haber ve kıssalar,

1000,ayet emsalü iber, ibretli misaller,

500 ayet ahkâm ayetleri, helal ve haramlar,

100 ayet tesbih ve dua,

66 ayet nasih ve mensuh ayetleridir.

 

Kur’an’ı kerim hem nazım ve hem de manadır. (NAZMÜDDAL ALEL MANADIR).

Dolayısı ile yalnız manaya, tercümeye, meale, kur ’an denmez. Öyle ise meal ile namaz kılınmaz.

Kur’an’ı kerimin tamamı,  tüm ayetleri,  Allah Teâlâ tarafından, Cebrail aleyhisselam vasıtasıyla, resulümüze indirilmiş olup, tamamı haberi mütevatir ile bize kadar, ulaşmıştır.

Kur’an’ı kerimin tamamını veya bir kısmını, bir ayetini veya herhangi bir hükmünü inkâr etmek küfür olup, inkâr eden kâfir olur. Böyle birisine mümin ve Müslüman denmez. Tövbe edip iman etmedikçe cenaze namazı kılınmaz. Müslüman kabristanına defin edilmez.

İslam’a göre onun yeri ebedi cehennemdir. Zira yarım iman yarım Müslüman yoktur. Bir insan ya mümindir, yâda kâfirdir. Mü’min görünen, kuzu postuna bürünmüş canavar misali münafıklar da gizli kâfirdir.

Bununla beraber bir insan inkâr etmeksizin ve helal saymaksızın bütün günahları işlemiş olsa böyle bir insana kâfir denilemez. Onun durumu meşiyyeti ilahiye bırakılır. Allah Teâlâ dilediği kadar azap eder, zerre kadar dahi olsa var olan imanı neticesinde ebedi azap ce cezadan kurtulur.

Namaz ancak kur ‘anı kerim ayetlerini nazmı ve lafzı, Arapçasıyla okuyarak kılınır, namazda kıraat farz olup, farz terk edilirse namaz olmaz.

Kıraat ise ancak kur ‘anı kerimi nazmı, lafzı ile okumaktır.(namazlarda siz kur ’andan kolayınıza gelen, bildiğiniz, ayetleri okuyunuz. müzemmil süresi 20 ayet)

Kur’an’ı kerim bizi yaratan, bize sonsuz maddi ve manevi nimetleri meccanen, karşılıksız olarak ihsan ve ikram eden, Allah Teâlâ’nın, kelamı olması hasebiyle,

Hürmet ve tazim ifadesi olarak ve Allahlımızın (bu kitaba ancak temiz olanlar dokunur vakıa süresi 79 ayet )emrine imtisalen, maddi ve manevi temizlik mesabesinde ki abdest ile tutulur ve dokunulur.

Abdestiz olarak, kılıfsız kur’ anı kerime veya bir ayetine, dokunulmaz.

Ancak ezber veya dokunmadan yüzüne bakarak abdestsiz okumakta caizdir.

Elbette,  herhalde Abdestli okumak, daha faziletlidir.

Allah’ımız (zikri, kur ’anı kerimi biz indirdik, onu biz muhafaza edeceğiz. hicr süresi 9)ayetiyle kıyamete kadar Kur’an’ı kerimi muhafaza edeceğini beyan buyurmuştur.

Kur’an-ı kerim resulümüze indirilmiş olup, bize tebliğ edende odur. Dolayısı ile Kur’an’ı kerimi en iyi anlayan ve anlatanda peygamberimiz sallallahü aleyhi vesellem efendimizdir.

Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem efendimiz, hayat tarzıyla ve mübarek sözleriyle Kur’an’ı kerimin manasını ve ahkâmını, ümmetini alakadar eden kısmıyla izah buyurmuştur.

Dolayısı ile resulü Ekrem efendimiz, kur ‘anı kerimin canlı tefsiridir.

Zira Ayşe validemiz; Resulüllahın, ahlakı nasıldı? Diye soranlara siz Kur’an okumuyor musunuz?

Onun ahlakı Kur’an idi buyurarak, bunu anlatmıştır. Dolayısı ile Resulüllahın, mübarek sözleri ve işleri, kur ’anı kerimi izah etmekte olup Kur’an’ımızı nasıl yaşayacağımızı anlatmaktadır.

Resulümüzün, kur ‘anı kerimin tefsir ve izahı mesabesindeki mübarek sözlerine hadisi nebevi veya hadisi şerif diyoruz.

Diğer bir adı sünnettir.

Sünnet üç kısma ayrılır;

*Kavli sünnet.

*Fiili sünnet.

*Takriri sünnet.

Kavli sünnet resulü Ekrem in fem’i saadetinden sudur eden mübarek sözlerdir.

Fiili sünnet; resulü Ekrem efendimizin hayat tarzı ve yaşam biçimidir.

Takriri sünnet ise sahabeden birisinin yaptığı her hangi bir işe şahit olan, resulü Ekrem efendimizin bir şey dememesi, ses çıkarmaması ve dolayısı ile onu tasvip etmesidir.

Zira resulü Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem, yanlış ve dini celili İslam’a muhalif bir şeye asla sükût etmez.

Ayni zamanda Resulüllah sallallahü aleyhi vesellemden kur’ anı kerime muhalif bir söz ve fiil sudur etmez.

Hadisi nebevilerin, hadisi şeriflerin hem lafzı hem de manası Resulüllah sallallahü aleyhi vesellemden olup, namazlarda zammı süre olarak okunmaz.

Hadisi kutsiler; bir bakıma hadistir fakat farklı yönü vardır.

Hadisi kutsilerin lafızları resulü Ekrem ‘e ait olup, manaları, ya vahiy ya ilham veya rüya âleminde resulümüze vasıtalı veya vasıtasız bildirilen hususlardır.

Hadisi kutsiler de hadisi nebeviler gibi Kur’an hükmünde olmadığı için hadisi kutsiler ilede namaz kılınmaz Yani namazda zammı süre olarak okunmaz.

Kur’an’ı kerim ayetleri okunurken Allah Teâlâ şöyle buyurdu denir.

Hadisi şerifler anlatılırken Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem şöyle buyurdu denir.

Hadisi kutsilerde ise Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem, Allah teladan rivayeten şöyle buyurdu denir.

Hem hadisi nebeviler, hadisi şerifler ve hem de hadisi kutsiler ashabı kiram aleyhimürrıdvan hazretleri tarafından rivayet edilmiş olup tabiin ve selefi salihin büyük bir titizlik ile hadis kitaplarında toplamışlardır.

Bu hadis kitapları kütübü sitte veya kütübü tis’a diye meşhur olup, sahih oldukları kesinleşmeyen her hadis bu kitaplara alınmamıştır.

kütübü sitte;(altı kitap)

Sahihi buharı,

Sahihi Müslim,

EBU Davut,

Tirmizi,

Nesai,

İbnimace,

Bu altı kitaba şu üç kitap da ilave edilince kütübü tis’a diye anılır.(dokuz kitap)

Dairimi,

Muvattaı imamı malik,

Müsnedi Ahmet bin Hanbel.

Hadis ilmi başlı başına bir ilim dalı olup bu ilme vakıf olmayanların yukarda zikir edilen hadis kitaplarında geçen hadisler hakkında ulu orta bilir bilmez bir şekilde kendi kafasına göre, söz söylemeleri, ahkâm kesmeleri, hadisler hakkında mevzu hadis yani uydurma hadis demeleri uygun ve doğru değildir.

Dini celili İslam’ı anlatan ve kur ‘anı kerimin tefsir ve izahı mesabesinde olan, hadisleri, Avrupa normlarına uydurmak ve gayri Müslimlere kendimizi beğendirmek gibi nedenler ile hadisler için uydurma Demek, bir bakıma geçmiş İslam âlimlerini hiçe saymak demektir. Ve ayni zamanda, 1450 senelik İslam geleneğini yıkıp yeni bir din uydurmaya, çalışmak anlamına gelir.

Zira Kur’an ve hadisi şerifler, elden ele dilden dile, kılı kırk yararcasına büyük bir dikkat ve hassasiyet ile bize, ashabı kiram, tabiin, tebei tabiin, eimmei müçtehidin, selefi salihin ve muhaddisini kiram vasıtasıyla ulaşmıştır.

Bunları yok saymak İslam binasının temeline tahrip gücü çok yüksek atom bombası kaymaktır.

Merhum ziya paşanın (idraki meali bu küçük akla gerekmez zira bu terazi bu sıkleti çekmez) vecizesinde anlatıldığı, gibi her aklın her şeyi anlayamayacağını bilip insanın acziyyetini idrak etmesi nin de bir idrak meselesi olduğunu bilmesi icap eder.

Zira ülkemizde birçok ilim ve bilim adamı olmasına rağmen, neredeyse icat edilen ülkelerden, daha fazla cep telefonu kullandığımız fakat ne yazık ki yapamadığımız, lakin ithal etmek için milyonlarca dolar ödediğimiz bir gerçektir.

Demek ki, daha bu ve benzeri teknolojiyi icat etmeye aklımız ve imkânımız yetmiyor.

Şu halde, her akıl her şeyi anlayamaz. Her önüne gelen kalp ve beyin ameliyatı yapamaz işi ehline ve uzmanına bırakmak icap eder.

Keşke bu hususlar ile uğraşan ve çok masraflı olmasına rağmen çarkı nasıl döndürdükleri meçhul olan özel kanallar kurmuş, kendilerinin nerede ise allame olduklarına inanan ve ilan eden bu muhteremler;

Dinimizin itikat ve ibadet kısmıyla, uğraşıp saf ve temiz kalmış bir avuç Müslümanın kafalarını karıştıracaklarına, hainane, bir kısmıda, safiyane ve gafilane, bir şekilde, Müslümanların Kur’an ve sünnete iman ve itimatlarını, temelden yıkacaklarına, o derin bilgilerini ve enerjilerini kur ’anımızın fen, ilim bilim, fizik metafizik vs. ayetleriyle meşgul olsalar.

Endülüs teki İslam medeniyeti gibi bütün dünyayı hayran bırakacak icat ve keşiflerde bulunsalar ve İslam âlemini ,(inanıyorsanız üstün sizsiniz. Ali İmran süresi139 )ayete uygun şekilde üstün konuma getirseler veya en azından böyle ulvi bir gaye için gayret edip, kendileri, de yücelseler bizde onların ellerinden ve eteklerinden öpsek,

Nitekim kur ’anımızda Allah’ımız, şöyle sesleniyor;

(eğer yeryüzündeki bütün ağaçlar kalem, Denizlerde mürekkep olsa, hatta yedi deniz daha buna katılsa yine de Allah’ın sözleri bitmez. Allah güçlü ve kuvvetlidir. Lokman süresi 27 ayet.)

(deki; rabbimin sözlerini yazmak için eğer deniz mürekkep olsa da bir o kadarını da buna eklesek rabbimin sözleri bitmeden mutlaka denizin suyu tükenirdi. Kehif süresi 109 ayet)

Bu ayetlerden anlaşılacağı gibi Kur’an’ımızdan, anlaşılması ve anlatılması icap eden o kadar çok ilim ve hikmetler var ki kıyamete kadar ola bilecek her türlü gelişmelerin, şifreleri kur ‘anımızda mevcuttur.

Ancak:

Zamanlar üstü ve evrensel olan Kuranımızın mana ve esrarını,

Her ayetin dalbilibaresini,

dalbilibaresini,

dalbiddelatini,

dalbiliktizasını anlayarak yaşadığımız devirdeki insanları ve bütün ilim adamlarını hayran bırakacak bir anlatımla beşeriyetin aklına gelen ve gele bilecek olan, ilim ve bilimi, İslam’ın her türlü güzelliğini, günümüz insanın anlaya bileceği şekilde anlata bilecek iz ’an ve irfana sahip, aklı, kalbi ve ruhu arı duru olan, kibru gurur, hakdü haset, fitnei fesat, şan şöhret, makam, mevki ve dünya ihtiraslarından uzak, fedakâr, çileye razı, İslam âlimlerine şiddetle ihtiyaç olup

İslam bu ise bende Müslüman olurum dedirtecek, evrensel ve ahlakı Muhammedîye ye sahip, Temiz yeni bir nesil lazımdır.

Dolayısı ile kendisini Allaha adamış, ahiret âlimlerine şiddetle ihtiyaç vardır.

Ancak ulvi ve yüce vasıflara sahip olanlar bu ulvi manalara vakıf olabilirler.

Birçok keşif ve icatlar geçmişte yaşamış İslam âlimleri tarafından yapıldığı bir vakıadır.

Ne yazık ki ehli salip bu gelişmeleri önlemek için o zamanlar haçlı seferleri tertip etmiştir.

Ayni zihniyet, Günümüz dede, sözde âlimleri, boş ve faydasız işlerle meşgul ederek,  bir kısım Müslümanlara da, enerji topraklaması yaptırarak esas hedeften saptırmak suretiyle, İslam’ın ve Müslümanların teali ve terakkisine engel olmaya çalışmakta, gerçek İslam âlimlerinin yetişmesine mani olmaktadırlar.

Kimileride para saymaktan, tesbih çekmeye fırsat bulamazken, kimileride bir birlerini taşlamaktan, ilme, irfana ve esas gayeye fırsat bulamamaktadırlar.

Böylece onların bu hain tuzaklarına düşmektedir.

Günümüzde hiçbir kimse veya kurum, şimdiye kadar gelip geçmiş, muteber ve mutemet, İslam âlimlerinin de tasvip edip,  itiraz etmedikleri, kütübü sitte muhaddisleri kadar, hadis ilmine sahip olmadığı gibi, onlar kadar bu hususta hassas ta değildirler.

Kur ’ansız ve de hadis siz İslam olmaz. Hadisler kurana ters düşmez.

Kurana muhalif hadis hadis olmaz.

Dolayısı ile hiçbir kimse kütübüsittedeki hadisler hakkında ulu orta konuşma, hakkına da sahip olmaz. Konuşanlarında bir değeri ve kıymeti yoktur.

Kur’an’ı kerimi de bize rivayet eden ashabı kiramdır.  Kur ‘anı kerimin bütün ayetleri haberi mütevatir ile sabit olup hata ihtimali söz konusu değildir.

Hadislerin tamamı mütevatir olmayıp, kendi içerisinde mütevatir, münkatı, Mürsel, meşhur, haberi, vahit, hasen, sahih, zayıf, vs. gibi kısımlara ayrılır.

Zayıf hadislerle hüküm vaz ’edilmez fakat amel edilir.

Bir hadisin mevzu olduğu sadece aklın anlayamaması ile değil kur ‘anı kerim ve diğer, sahih hadisi şeriflere muhalif olmasıyla ve hadis usulüne uymaması ile anlaşılır.

Şüphesiz en güzel söz ve nasihat aziz ve âlim olan Allah Teâlâ’nın sözü ve kelamı olan kur ’anı azimüşşandır.

Öyle ki kur ‘anı kerim mucizülbeyandır. Belagatin zirvesindedir;

(Hiçbir beşer veya bütün beşer ve bütün cinler bir araya gelseler, Kur’an ayetlerinin bir benzerini söyleyemeyeceklerini kur ‘anı kerim ilan ediyor bakara süresi ayet 23)

Kur’an’ı kerimden sonra en güzel söz ve nasihat hadisi kutsilerdir.

Sonrada hadisi şeriflerdir.

Diğer sözler ise mertebelerine göre kur ‘anı kerim ve nebevi hadislere uygunluk derecesine göre kıymet ve değer ifade ederler.

Mütercim;

Ergün telis

 

 

 

 

 

 

 

BİRİNCİ MEV’İZE;

*Allah Teâlâ şöyle buruyor

*Ey insan;

*Öleceğine kesin inanıp ferah ve rahat yaşayan kimseye taaccüp ederim.

Ey insan;

*Öldükten sonra hesaba çekileceğine kesin inanan kimsenin çok mal biriktirmesine taaccüp ederim.

Ey insan:

*Ahiret gününe kesin inanan kimsenin rahat yaşamasına, taaccüp ederim.

Ey insan:

*Kabirde münker ve nekir meleklerinin suallerine kesin olarak inanan kimsenin, hayatını gülerek geçirmesine, taaccüp ederim.

Ey insan:

*Dünya hayatının yok olacağına kesin olarak inanan kimsenin dünya ile iktifa etmesine, dünya ile yetinmesine, dünyaya ve dünya malına güvenmesine taaccüp ederim.

Ey insan:

*Diliyle, lisanıyla ve sözleriyle âlim ve bilgin olup da kalbi cahil ve gafil olan ve kalbiyle Allah Teâlâ’ya inanmayan, marifetullah ilmine sahip olmayan kimseye taaccüp ederim.

Ey insan:

*Su ile uzuvlarını, elbiselerini ve insanlar tarafından görünen yerlerini temizleyip kalbini kibir, gurur haset, kıskançlık hevai heves gibi manevi hastalıklardan ve günah kirlerinden temizlemeyen kimseye taaccüp ederim.

Ey insan:

*Başkalarının ayıp ve kusurlarıyla meşgul olup kendi ayıp ve kusurlarını unutan kimseye taaccüp ederim.

Ey insan:

*Allah Teâlâ’nın her şeye vakıf ve muttali olduğunu bilip ona isyan eden kimseye taaccüp ederim.

Ey insan:

*Kabirde tek başına kalacağını ve kıyamet gününde yalnız hesaba çekileceğini bilip de insanlarla ünsiyet eden ve onlara güvenen kimse yede taaccüp ederim.

Ey insan:

*Gerçekten ve hakikaten ilah ve mabut ancak benim.

*Muhammed( sallallahü aleyhi vesellem) benim kulum ve resulümdür.

İKİNCİ MEV’İZE;

*Allah Teâlâ şöyle buyuruyor.

*Zatım şahadet etti ki, ilah ve mabudun bil hak,(ibadete layık) ancak benim.

*Benim hiçbir ortak ve şerikim yoktur.

*Muhammet (sallallahü aleyhi vesellem)kulum ve resulümdür.

*Kim benim kaza ve kaderime razı olmazsa,

*Verdiğim bela ve musibetlere sabır göstermezse,

*Yaptığım iyiliklere, verdiğim nimetlere kanaat etmezse,

*Benden başka bir rabbe ibadet etsin.

*Her kim dünya malına ve sahip olamadığı dünyalıklara mahzun olarak sabahlarsa bana kızgın olarak sabahlamış olur.

*Her kim başına gelen ilahi bir musibetten dolayı şekvada ve  şikâyette bulunursa benden şikâyet etmiş olur.

*Her kim bir zenginin yanına gidip zenginliğinden dolayı ona tevazu gösterirse dininin üçte ikisi gitmiş olur.

*Her kim ölüsünden dolayı elini, yüzünü, dizini döverse sanki bir mızrak ve silah alıp benimle savaşmış olur.

*Her kim bir kabir üzerindeki ağacı kırar ve keserse Kâbe min. Kapısını eliyle yıkmış gibi olur.

*Her kim helal haram, hak hukuk gözetmeden hangi kapıdan yediğini önemsemezse Allah Teâlâ’da onun, cehennemin hangi kapsından gireceğini önemsemez.

*Her kim dininde ve ibadetlerinde gayret içerisinde olmazsa zarar ve ziyandadır. Bu hususta kim zararda olursa ölüm onun için daha hayırlıdır.

*Her kim bildikleriyle amel ederse Allah Teâlâ ona bilmediklerini öğretir.

*Kim tulu emel sahibi olup, Dünyevi istek ve arzuları çok olursa amelinde samimi olamaz.

 

ÜÇÜNCÜ MEV’İZE;

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor.

Ey insan;

*Kanaat edersen müstağni olursun(tok gözlü olursan, gönlün zengin olur)

*Haset ve kıskanç lığı terk edersen, rahat edersin.

*Haramlardan sakınırsan dininde ihlaslı ve samimi olursun.

*Kim gıybeti, mümin kardeşinin aleyhinde konuşmayı terk ederse ona muhabbetim vacip olur. Ben onu severim.

*Her kim insanların arasına çok karışmazsa onlardan gelecek manevi ve uhrevi zararlardan kurtulur.

*Kim az konuşursa (dilini malayani ve gereksiz sözlerden korursa)aklı kâmil olur.(az ve öz konuşmak aklın kemalatına delalet eder.)

*Her kim aza razı olursa Allah Teâlâ’ya güvenmiş olur.

 

*Ey insan;

*Sen bildiklerin ile amel etmiyorsun da bilmediklerinin ilmini ne diye istiyorsun.

Ey âdemoğlu;

*Yarın ölmeyecek gibi dünya için çalışıyorsun. Ebedi yaşayacakmış gibi dünya malı biriktiriyorsun.

*Ey dünya sana hırslı olan insanları mahrum et. Sana rağbet etmeyenleri, ara onların peşine düş.

Ve sana göz diken insanların gözlerinde tatlı ol.

DÖRDÜNCÜ MEV’İZE;

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor.

*Ey âdemoğlu;

Her kim dünya nedeniyle mahzun ve üzüntülü olarak sabahlarsa Allah Teâlâ’dan uzaklaşması ziyadeleşir.

Dünyada sıkıntısı artar.

Ahirette de nedamet ve pişmanlığı ziyadeleşir.

Allah Teâlâ onun kalbine ebediyen bitmeyen ve tükenmeyen hem, gam ve üzüntü koyar.

Ona hiç bitmeyen bir meşguliyet ve hiç bir zaman zenginliğe ulaşamayacağı bir fakirlik, devamlı meşgul olacağı ve ulaşamayacağı istek ve arzular verir.

*Ey âdemoğlu;

Sen farkında olmadan, her gün ömründen eksiliyor. Her gün rızkın sana veriliyor fakat sen şükür etmiyorsun.

Aza kanaat etmiyor çok ile de doymuyorsun.

*Ey âdemoğlu;

Benim rızkımın sana ulaşmadığı hiçbir gün yok.

Meleklerimin senden kötü ve çirkin bir amel getirmedikleri hiçbir gecede yok.

Sen benim verdiğim rızkı yiyiyorsun fakat bana isyan ediyorsun.

Sen bana dua ediyorsun bende dualarını kabul ediyorum.

Benim hayrım ve ihsanım her daim sana geliyor. Buna rağmen senin günahların bana ulaşıyor.

Ben azimüşşan senin için ne güzel Mevla’yım sen ise ne kötü bir kulsun.

Sana verdiğim nimetler ile bana karşı geliyor ve isyan ediyorsun,

Ben ise senin çirkin ve kötü günahlarını örtüyorum.

*Ey kulum;

Ben senden hayâ ediyor, utanıyorum. Fakat sen benden utanmıyorsun.

Beni unutuyor başkalarını hatırlıyorsun.

İnsanlardan korkuyor benden emin oluyorsun.

İnsanlardan gele bilecek sıkıntılardan endişe ediyor fakat benim gazabımdan emin oluyorsun.

 

BEŞİNCİ MEV’İZE;

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor.

*Ey âdemoğlu;

-Tövbede kusur edenlerden,

-Tulu emel sahibi olanlardan(ardı arkası kesilmeyen dünyevi istek ve arzulardan)

-Amelsiz ve ibadetsiz cennet ve rahmet umanlardan,

-İbadet eden takva ehli, insanlar, gibi konuşup münafıklar gibi hareket eden,

-Verilen nimetlere kanaat etmeyen,

-Mahrum olduğunda sabır etmeyen,

-Başkalarına iyiliği emir edip kendisi yapmayan,

-Başkalarını kötülükten men edip kendisi işleyen,

-Salih ve iyi insanları sevip onlardan olmaya çalışmayan,

-Münafıklara kızıp münafıklar ile beraber olan,

-Yapmadığı şeyleri söyleyen,

-Emir olunmadığı şeyleri yapan ve yapılmaması gereken şeyleri yapan kimselerden olma.

*Ey âdemoğlu;

Hiçbir yeni gün yok ki üzerinde gezip dolaştığın yer sana şöyle seslenmesin;

*Ey âdemoğlu benim üzerimde dolaşıyorsun sonra benim içimde defin olunacaksın.

Benim üzerimde istediğin yiyecekleri yiyiyorsun sonrada, benim içimdeki kurtlar ve böcekler seni yiyecekler.

Yer sana şöyle sesleniyor.

*Ey âdemoğlu;

-Ben vahşet eviyim,

-Ben sorgu ve sual eviyim,

-Ben tek başına kalacakların eviyim,

-Ben zulmet ve karanlıkların eviyim,

-Ben yılanların ve akreplerin eviyim,

-Beni tamir ve imar et, harap ve tahrip etme.

AlTINCI MEV’İZE;

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor;

*Ey âdemoğlu,

-Ben sizi az olduğumdan dolayı çoğaltmak için,

-Yalnız kaldığımdan dolayı ünsiyet etmek için,

-Aciz kaldığımdan dolayı sizden yardım almak için,

-Sizden bir menfaat elde etmek için,

-Veya sizinle bir zararı önlemek için, sizi yaratmadım.

-Bilakis bana uzunca ibadet etmeniz,

-Çokça şükür etmeniz,

-Sabah, akşam, beni tesbih etmeniz, için sizi yarattım.

*Ey âdemoğlu;

-Şayet sizin, evveliniz ve ilkiniz,  ahiriniz ve sonunuz,

İ-nsan olanlarınız ve cin olanlarınız,

-Küçükleriniz ve büyükleriniz,

-Hür ve köle olanlarınız, hepiniz bana ibadet ve itaatte bir araya gelseniz, bana devamlı ibadet etseniz, -benim mülkümde bir zerre miskal arttıramazsınız.

-Kim ibadet ve itaat da, kulluk görevlerinde gayret ederse kendi faydası ve menfaati için çalışmış olur.

-Allah Teâlâ’nın âlemlere ve âlemlerde olan hiçbir şeye ihtiyacı yoktur.

*Ey âdemoğlu;

-Eziyet ettiğin gibi eziyet olunursun.

-Nasıl muamele edersen öyle muamele olunursun.

YEDİNCİ MEVİZE;

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor;

*Ey âdemoğlu.
*Ey dinar ve dirheme, paraya kulluk yapanlar,

-Ben azimüşşan altın ve gümüşleri, benim verdiğim rızıkları yesinler, ihsan ettiğim giysileri giysinler, -Beni çokça tesbih ve takdis etsinler, diye yarattım.

-Sonra kitabımı aldınız arkanıza attınız.

-Altın ve gümüşleri baş tacı yaptınız.

-Kendi evlerinizi yükseltip önemsediniz.

-Benim evlerimi mescit ve mabetlerimi önemsemediniz.

-Böyle olan sizler hayırlı ve seçkin kullarımdan değilsiniz.

-Siz dünyanın kullarısınız.

-Böyle olan sizlerin misali;

-Alçı ile sıvanmış, mermerler ile süslenmiş, dışı çok güzel görünen fakat içi çirkin olan kabirlere benzer.

-Aynı zamanda siz insanlar için işlerinizi islah edip düzeltiyorsunuz.

-Kendinizi tatlı dilleriniz ve güzel gösterdiğiniz işleriniz ile sevdiriyorsunuz.

-Fakat kararmış kalpleriniz ve çirkin işleriniz ile Allah Teâlâ’dan uzaklaşıyorsunuz.

*Ey âdemoğlu;

İhlaslı ve samimi olarak ibadet et ve bana itaat et.

Muhakkak ben isteyenlerin istediklerinden daha çoğunu ve fazlasını sana veririm.

SEKİZİNCİ MEV’İZE;

*Ey âdemoğlu;

-Ben azimüşşan. Sizi faydasız ve başıboş olarak yaratmadım.

-Ben azimüşşan her şeyinizden haberdarım.

-Benim yanımda bulunan güzelliklere ancak razı olacağım hususları yapmanız, hoşunuza gitmeyen şeylere sabır etmeniz ile sahip ve nail olursunuz.

-İbadet ve itaate sabır etmeniz, isyan ve günahlara sabır etmenizden çok daha kolaydır.

-Günahları işlemeyerek sabır etmeniz, cehennem hararetinde benden özür ve af dilemenizden çok daha kolaydır.

-Dünya azabı ahiret azabından çok daha kolaydır.

*Ey âdemoğlu;

-Hidayet ettiklerim hariç hepiniz dalalettesiniz.

-Koruduklarım hariç hepiniz günahkârsınız.

-Bana tövbe ediniz ki size merhamet edeyim.

-Tövbe ediniz ki, yanında hiçbir sır gizli kalmayan, benim yanımda sırlarınız ortaya çıkmasın. rezilürüsvay ve mahcup olmayın.

DOKUZUNCU MEV’İZE;

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor;

*Ey âdemoğlu;

Mahlûkata lanet etmeyin ki, lanet size dönmesin.

*Ey âdemoğlu;

İsimlerimden bir ismim sebebiyle Semavat ve gökler, havada direksiz olarak duruyor.

Fakat sizin kalpleriniz kitabımdan bin mev’ize ve nasihat ile müstakim olmadı ve düzelmedi.

*Ey insanlar;

Sudaki taşlar yumuşamadığı gibi, günah ile kararan ve katılaşan, kalplere vaaz ve nasihat, tesir etmez.

*Ey âdemoğlu;

-Allah Teâlâ’nın kulu olduğunuza şahit olup da, sonra ona nasıl isyan ediyorsunuz?

-Ölümün hak olduğuna inanıp, onu nasıl kerih görüyor ve hoşlanmıyorsunuz?

-Bilmediğiniz şeyleri nasıl konuşuyorsunuz?

-Konuştuğunuz şeyleri, siz hafif vebal siz ve kolay sanıyorsunuz,

Hal buysa sizin hafif sandığınız sözler Allah Teâlâ yanında çok büyük vebal ve günahtır.

ON UNCU MEV’İZE;

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor;

*Ey insanlar;

Rabbinizden size, bir mev’ize sadırlarınıza ve kalplerinize şifa olarak bir kitap,(kur ‘anı kerim) gönderildi( yunus süresi ayet 58)

-Öyle ise siz niçin yalnız size ihsan ve ikram edenlere iyilikte bulunuyorsunuz?

-Niçin ancak size gelenlere gidiyorsunuz?

-Niçin ancak sizinle konuşanlar ile konuşuyorsunuz?

-Niçin sadece size yedirenlere yediriyorsunuz?

-Niçin ancak size ikram edenlere ikram ediyorsunuz?

-Hiçbir kimsenin bir kimse üzerine fazilet ve üstünlüğü yoktur.

*mü’minler şunlardır ki;

-Allah ve resulüne iman edip, kendilerine kötülük edenlere iyilik ederler.

-Kendilerinden irtibatı kesenler ile de irtibat kurarlar.

-Kendilerini mahrum edenleri de af ederler.

-Kedilerine ihanet ve hıyanet edenlere de emniyet ederler.

-Kendilerini terk edenler ile de konuşurlar.

-İhanet edenler ede ikram ederler.

Ben azimüşşan, her işinizden haberdarım.

ON BİRİNCİ MEV’İZE;

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor.;

*Ey insanlar;

-Dünya ancak evi olmayan için bir ev,

-Malı olmayan için bir maldır.

-Bu fani ve geçici dünyayı ancak aklı olmayan biriktirir.

-Bu fani ve geçici dünya ile ancak anlamayan sevinir.

-Bu fani ve geçici dünyaya ancak tevekkülü olmayan hırslı olur.

-Bu dünyayı tanımayan onun şehvetlerinin peşinde koşar.

-Her kim yok olacak bir nimeti ve son bulacak bir hayatı isterse, kendi nefsine zulüm ve haksızlık yapmış olur ve kendisini yaratan Allah Teâlâ’ya isyan etmiş, ahireti unutmuş, dünya onu aldatmış olur.

-Ve şu ayeti kerimenin muhatabı olur;

(Şol kimseler ki günah işlediler ve o işledikleri günahlar sebebiyle onlar cezalanacaklardır.(enam süresi ayet120)

*Ey âdemoğlu;

-haklarıma riayet ediniz.

-İbadetleriniz ile manevi kazanç elde ediniz.

-Sadece benim için amel ediniz.

*Zira benim yanımda hiçbir gözün görmediği,

-Hiçbir kulağın işitmediği,

-Hiçbir beşerin kalbine gelmeyen birçok nimetler var.

-Benim hazinelerim tükenmez ve eksilmez.

-Ben azimüşşan çok cömerdim ve her nimeti meccanen ve karşılıksız olarak çokça veririm.

ON İKİNCİ MEV’İZE;

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor;

*Ey âdemoğlu;

(Benim size in’am ve ihsan ettiğim, meccanen verdiğim nimetleri hatırlayınız.

Bana verdiğiniz ahdinizi ve Sözünüzü yerine getiriniz.

Ancak benden korkunuz. Bakara süresi ayet 140)

-Bir yola delilsiz ve kılavuzsuz ulaşmak mümkün olmadığı gibi cennete de amelsiz ve ibadetsiz gidilmez.

-Dünya malı zahmetsiz biriktirilmediği gibi cennete de ancak ibadetlere sabır ile girilir.

Öyle ise:

Nafile ibadetler ile(farz ibadetlerin dışında kişinin kendi istek ve arzusu ile yaptığı, kuşluk vakti kılınan en az iki rek’at duha namazı, akşam namazından sonra kılınan evvabin namazı, kerahat vakitleri hariç günün herhangi bir saatinde kılına bilecek olan tesbih namazı, uykudan kalkıp gece yarısından sonra kılınan en az iki rek’at teheccüd namazı, farz olan zekâtın haricinde sağ elin verdiğini sol elin dahi bilmeyeceği kadar gizli şekilde verilen sadakalar gibi)ibadetler ile Allah Teâlâ’ya yaklaşınız.

-Miskin ve fakirleri kendinizden razı etmek suretiyle benim rızamı isteyiniz.

-Âlimlerin meclisine rağbet ederek rahmetime rağbet ediniz.

Çünkü benim rahmetim göz açıp yumuncaya kadar dahi onlardan ayrılmaz.

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor;

*Ya Musa;

-Söylediğimi dinle, şu hak ve gerçektir ki kim bir miskin ve fakire kibirlenirse kıyamet gününde onu karınca suretinde diriltirim.

-Her kim miskin ve fakire tevazu gösterirse dünya ve ahirette onu yüceltirim.

-Her kim bir miskinin sırrını ifşa etmeye ve ortaya çıkarmaya yönelirse kıyamet günü onu, bütün sırları ve kusurları açılmış ve ortaya dökülmüş olarak diriltirim.

-Her kim bir fakire ihanet ederse bana harp ilan etmiş olur.

-Her kim bana gerçekten iman ederse dünya ve ahirette melekler onunla musafaha ederler.

ON ÜÇÜNCÜ MEV’İZE;

Allah tela şöyle buyuruyor;

*Ey âdemoğlu;

-Nice kandiller vardır ki, hevai heves rüzgârı onları söndürdü.

-Nice ibadet edenler, vardır ki onları, ucup (gizli kibir manevi kalp hastalığı)ifsat etti.

-Nice zenginler vardır ki onları zenginlik bozdu.

-Nice fakirler vardır ki onları fakirlik bozdu.

-Nice sağlıklı insanlar vardır ki onları sağlık ve sıhhatleri bozdu.

-Nice cahiller vardır ki onları cehalet ifsat etti.

-Nice âlimler vardır ki onları ilim ve bilgileri ifsat etti.

*Şayet beli bükük ihtiyarlar,

*Huşu ve ihlas ile ibadet eden gençler,

*Emzikli masum sabiler,

*Meralarda yayılan günahsız hayvanlar olmasa idi,

*Üstünüzdeki gök kubbeyi demir,

*Yeryüzünü çöl,

*Toprağı kül, yapardım.

*Gökten bir damla su indirmezdim,

*Yerden bir habbe, bir tane dahi bitirmezdim.

*Üzerinize azap, bela ve musibeti döktükçe dökerdim.

ON DÖRDÜNCÜ MEV’İZE;

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor;

*Ey âdemoğlu;

-Bana muhtaç olduğunuz kadar kulluk vazifelerinizi yerine getiriniz.

-Cehennem ateşine dayana bileceğiniz kadar, bana isyan ediniz, Günah işleyiniz.

-Tehir edilmiş, ecellerinize,

-Önünüzdeki hazır rızıklarınıza,

-Örtülmüş günahlarınıza bakıp aldanmayınız.

-Allah Teâlâ dan  başka her şey, helak olup yok olacaktır.

(Hüküm ve karar ancak ona aittir.

Hepiniz ona döneceksiniz) Kasas süresi ayet 88)

ON BEŞİNCİ MEV’İZE

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor;

*Ey âdemoğlu;

-Eğer dininiz, etiniz ve kanınız, yiyip içtikleriniz, Salih ve düzgün, helal ve temiz olursa, amelleriniz ve işlerinizde Salih ve düzgün olur.

-Eğer dininiz fasit ve bozuk olursa amelleriniz, etiniz ve kanınızda fasit ve bozuk olur.

Ey âdemoğlu;

-Kendisini yakıp da insanları aydınlatan bir kandil gibi olmayınız.

-Dünya sevgisini kalbinden çıkar.

-Zira ben hiçbir zaman dünya sevgisi ile kendi muhabbetimi bir kalpte toplamam.

*Rızık toplamakta nefsine yumuşak davran ona rıfk ile muamele et Kendini yorma.

-Zira rızık taksim olunmuştur.

-Hırslı olan mahrum olur.

-Cimri olan zem olunur, kötülenir.

-Refah ve nimet devam etmez.

-İşin zirvesine ulaşmakta hayır ve bereket yoktur.

-Ecel ve hak malum ve bellidir.

-Allah Teâlâ’nın en hayırlı hikmeti huşudur, daima Allah Teâlâ’nın huzurunda tazim, hürmet ve haşyet ile bulunmaktır.

-En hayırlı zenginlik kanaattir.

-En hayırlı azık, takvadır.

-Kalbe gelen en hayırlı şey, yakindir.(ehlisünnet akidesine göre inanılması zaruri olan hususlara kesin ve şüphesiz iman)

-Size verilen en hayırlı şey afiyettir.

ON ALTINCI MEV’İZE;

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor;

*Ey iman edenler;

(Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? Saf süresi ayet 15)

-Birçok sözler söyleyip sonra vaz geçiyorsunuz.

-Nihayet vermeyeceğiniz birçok şeye son veriyorsunuz.

-Yapmadığınız birçok şeyleri başkalarına emir ediyorsunuz.

-Yiyemeyeceğiniz birçok şeyleri toplayıp biriktiriyorsunuz.

-Nice tövbeleri gün be gün tehir ediyor, önümüzdeki sene tövbe ederim diye erteliyorsunuz,

-Sonrada size bu imkân verilmiyor.

-Size ölümden bir kurtuluş var mı?

-Yoksa cehennemden bir beraat mı aldınız?

-Yoksa cennete gireceğinizi mi garanti ettiniz?

-Yoksa rahman olan Allah Teâlâ’nın rahmetini garantimi ettiniz?

*Allah Teâlâ’nın size verdiği sayısız nimetler, sizi şımarttı.

-Allah Teâlâ’nın in’am ve ihsanı sizi ifsat edip bozdu.

-Tulu emel, sonu gelmeyen dünyevi istek ve arzularınız sizi aldattı.

-Sıhhat, sağlık ve selameti ganimet bilmediniz.

-Günleriniz ömürleriniz, sınırlıdır.

Sen amelinden önce gideceksin, doğduğun günden itibaren gelen ve geçen her gün senin ömrünü tüketiyor, seni kabre yaklaştırıyor, oraya kesin gireceksin.

Ömrünüzü ve malınızı kendiniz için ahiret sermayesi olarak gönderiniz.

*Ey âdemoğlu;

Dünyada senin misalin bir sinek gibidir. Bir sinek balın içerisine düştüğünde balın içine yapışır bir daha çıkamaz. Sende öylesin.

*Ey âdemoğlu;

Başkası için kendisini yakan odun gibi olma.

ON YEDİNCİ MEVİZE;

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor;

*Ey âdemoğlu;

-Emir ettiğim gibi amel et.

-Yasakladığım şeylerden uzak dur ki ben seni ebedi diri kılayım, sana ebedi bir hayat vereyim.

*Zira ben azimüşşan ebedi olarak ölmeyecek bir diriyim.

*Ben azimüşşan bir şeye ol dersem hemen olur.

*Ey âdemoğlu;

-Eğer senin dilin tatlı, amelin kötü ise sen münafıkların başısın.

-Dışın güzel, için çirkin ise sen helak olanlardansın.

(Onlar Allah Teâlâ’ya hile ve Hud’a yapıyorlar, Allah Teâlâ’da onlara plan yapıyor, fakat onlar ancak kendilerine hile ve tuzak yaparlar da farkında olmazlar. Bakara süresi ayet 9)

*Ey âdemoğlu;

-Cennete ancak benim azametime boyun eğenler,

-Günlerini zikir ile geçirenler,

-Nefsini benden korktuğu için ve bana tazim ve hürmet ettiği için nefsani istek ve arzularından ve günahlardan alı koyanlar girecekler.

*Ben azimüşşan garibi barındırır,

*Fakiri emniyette kılar,

*Yetime ikram ederim. Ona merhametli bir baba gibi olurum.

*Ailelere şefkatli bir baba gibi olurum.

*Her kim bu sıfatlara sahip olup bana bir şey için dua ederse duasını kabul ederim.

*enden bir şey isterse istediğini veririm.

ON SEKİZİNCİ MEV’İZE;

*Ey âdemoğlu;

-Beni kime şikâyet ediyorsun?

-Benim bir mislim benzerim, ortağım yok ki ona şikâyet edesin.

-Beni ne zamana kadar unutacaksın?

-Hal buysa ben size bunu emir etmedim..

-Beni ne zamana kadar inkâr edeceksiniz?

-Hal buysa ben azimüşşan kullarıma zulüm ve haksızlık yapmadım.

-Benim nimetlerimi ne zamana kadar? inkâr edip küfranı nimette bulunacak ve nankörlük edeceksiniz?

-Kitabım kur ‘anı kerimi ne zamana kadar hafife alacaksınız?

-Hal buysa ben sizi güç ve takat getiremeyeceğiniz şeyler ile mükellef ve sorumlu tutmadım.

Bana ne zamana kadar eza ve cefa edeceksiniz?

-Beni ne zamana kadar inkâr edeceksiniz?

-Hal buysa sizin benden başka rabbiniz yok.

-Hastalandığınız zaman benden başka hangi tabip size şifa vere bilir?

-Beni şikâyet ediyor, kaza ve hükümlerime kızıyorsunuz.

-Gökten yağmur yağdıran benim, siz ise şu yıldız bize yağmur yağdırdı diyorsunuz.

-Beni inkâr edip yıldızlara iman ediyor, inanıyorsunuz.

-Hal buysa yağmuru, miktarı belli, ölçülü ve tartılı ve sayılı olarak indiren ve gönderen benim.

-Sizden birinize üç günlük yiyecek verildiğinde, ben kötü durumdayım, durumum iyi değil deyip nimeti inkâr edip nankörlük yapıyorsunuz..

-Her kim malından zekâtını vermezse, benim kitabımı hafife almış olur.

-Her kim namaz vaktini bilip namaza vakit ayırmazsa, kesinlik le benden gafil olur.

ON DOKUZUNCU MEV’İZE;

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor;

*Ey âdemoğlu;

-Sabırlı ve alçak gönüllü, mütevazı ol ki ben seni yücelteyim.

-Bana teşekkür et ki nimetlerimi arttırayım.

-Bana istiğfar edip günahlarının affını iste ki ben seni af edeyim.

-Bana Dua et ki duanı kabul edeyim,

-Bana tövbe et ki tövbeni kabul edeyim,

-Benden iste ki sana vereyim,

-Sadaka ver ki rızkını bereketlendireyim.

-Sılai rahim yap, akrabanı ziyaret et ki ömrünü arttırayım.

-Benden ömür boyu, sıhhat, sağlık ve afiyet iste.

-Selamet yalnızlıktadır.

-İhlas, rağbettedir.

-Vara’ ve takva tövbededir.

-Zenginlik kanaattir.

*Ey âdemoğlu;

-Tok iken, ibadete nasıl istekli olursun?

-Dünya malı muhabbetiyle dolu iken, Allah telayı nasıl seve bilirsin?

-Fakirlikten korkarak, Allah korkusuna nasıl kavuşa bilirsin?

-Dünyaya hırslı iken, vera’ ve takvayı nasıl elde ede bilirsin?

-Miskinlere yardım etmeden, Allah Teâlâ’nın rızasını nasıl istersin?

-Cimrilik ile Allah Teâlâ’nın rızasını nasıl ümit edersin?

-İnsanların methü senasını, övmelerini, dünyayı ve nimetlerini seviyorken cenneti nasıl ümit edersin?

-Azıcık ilim ile dünya ve ahiret saadet ve mutluluğunu, nasıl elde edersin?’

YİRMİNCİ MEV’İZE;

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor;

*Ey insanlar;

-Tedbir gibi güzel hayat yoktur.

-Mahlûkata eziyet etmemek gibi vera’ ve takva yoktur.

-Edepten daha yüksek bir derece yoktur.

-Tövbe gibi bir şefaatçi yoktur.

-İlim gibi bir ibadet yoktur.

-Haşyet gibi bir namaz yoktur.

-Sabır gibi bir zafer yoktur.

-Muvaffakıyet ve başarı gibi bir saadet yoktur.

-Akıldan daha güzel bir ziynet yoktur.

-Hilim, yumuşak huy ve güzel ahlaktan daha munis bir arkadaş yoktur.

*Ey âdemoğlu;

-Bana ibadete yönel ki, kalbini zenginlik ile doldurayım

-Rızkını bereketlendireyim,

-Bedenini rahatlatayım.

-Kalan ömründe;

-Beni zikir etmekten gafil olma. Zira zikrimden gafil olursan, Kalbini fakirlik ile doldururum.

-Bedenine, vücuduna yorgunluk ve sıkıntı veririm,

-Göğsüne ve gönlüne, gam ve kasavet veririm.

*Şayet ömründen ne kadar kaldığını bilseydin, ömrünün kalan kısmında istek ve arzularında zahit ve dünyaya karşı isteksiz olurdun.

*Ey âdemoğlu;

-Benim verdiğim afiyet le ibadet ve itaate, güç ve kuvvet buldun,

-Benim muvaffak kılmam ile farzlarımı yerine getirdin,

-Benim verdiğim rızık ile günahlara kuvvet buldun,

-Benim dilemem ile diledin ve diliyorsun,

-Benim iradem ile kendin için murat ettiklerini murat ediyorsun,

-Benim verdiğim nimetler ile kalkıyor, oturuyor ve duruyorsun,

-Benim himayem ve korumam ile sabahlıyor ve akşamlıyorsun,

-Benim lütfum, fazlım ve ihsanım ile yaşıyorsun,

-Benim verdiğim nimetlerin içerisinde yaşıyorsun,

-Benim verdiğim afiyet ile hüsnü cemal ve güzellik sahibisin,

-Sonra beni unutuyor, benden başkasını hatırlıyorsun.

*Ey âdemoğlu;

Niçin benim hakkımı ve şükrümü eda etmiyor, yerine getirmiyorsun?

YİRMİ BİRİNCİ MEV’İZE;

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor;

*Ey âdemoğlu;

-Ölüm bütün sırlarını açacak,

-Kıyamet bütün haberlerini anlatacak,

-Azap bütün sırlarını ortaya dökecek,

-Öyle ise bir günah işlerken günahın küçük ve büyük olduğuna bakma, kime isyan ettiğine, günahı kime karşı işlediğine bak.

-Bir rızık ile rızıklandığında rızkın azlığına bakma! Seni rızıklandıranı, rızkı sana kimin verdiğini düşün.

-Küçük günahları küçümseme, çünkü sen hangi günah ile isyankâr olduğunu bilemezsin.

-Benim mekrim den, hile ve tuzağımdan emin olma, çünkü benim mekrim ve hilem zifiri karanlık bir gecede, sim siyah bir karıncanın debelenmesinden ve hareketinden daha gizlidir.

*Ey âdemoğlu;

-Sen isyan ederken gazap ve azabımı hatırladın mı?

-Beni hatırladığın için yasaklarımdan, haram ve günahlardan vaz geçtin mi?

-Emir ettiğim gibi farzlarımı yerine getirdin mi?

-Sana verdiğim mallardan miskinlere, fakirlere yardımda bulundun mu?

-Sana kötülük yapanlara iyilik ettin mi?

-Sana zulüm ve haksızlık edenleri af ettin mi?

-Senden irtibatını kesenlere sen ulaştın mı?

-Sana ihanet edenlere, hainlik yapanlara insaf ettin mi?

-Sana dargın ve küs olanlar ile sen konuştun mu?

-Çocuklarını İslami edep ve ahlak ile edeplendirdin mi?

-Komşularını razı ettin mi?

-Din ve dünya işlerinde âlimlere danışıp fetva aldın mı?

*Ben azimüşşan;

Sizin suretlerinize; Fiziki güzelliklerinize, bakmam. Lakin kalplerinize bakarım bu güzel hasletler ve haller ile sizden razı olurum.

YİRMİ İKİNCİ MEV’İZE;

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor;

*Ey âdemoğlu;

Kendine ve bütün mahlûkatıma bir bak;

-Eğer sen nefsinden ve kendinden daha aziz birisini bulursan kerametini kendine çevir.

-Eğer kendini daha aziz ve üstün görürsen ve bulursan tövbe ederek ve Salih ameller işleyerek nefsine ve kendine ikram et.

-Eğer nefsin sana daha aziz ve üstün geliyorsa şu ayeti kerimeyi hatırla!

(Allah Teâlâ’nın size verdiği nimetleri ve ona verdiğiniz ahdi, sözü hatırlayınız. Hani işittik itaat ettik demiştiniz, Allahtan korkunuz. Elbette Allah Teâlâ içinizde olan her türlü düşünceyi ve niyetlerinizi bilir. maide süresi ayet 7)

*Kıyamet günü,

-teğabün günü,

-Aldanma günü,

-Hakka günü, gelmeden önce Allah Teâlâ’ya karşı takva üzere olunuz.

*Zira O gün öyle bir gün ki;

(Birisi, gerçekleşecek olan azabı istedi.

Kâfirler için olan ve hiçbir kimsenin engel olamayacağı azabı,

Yükselme derecelerinin sahibi olan Allah tarafından, Melekler ve Cebrail uzaklığı elli bin yıl olan bir günde yükselirler,

*Ey Muhammed şimdi sen güzelce sabır et,

Şüphesiz onlar azabı uzak görüyorlar,

Biz ise onu yakın görmekteyiz,

-O gün gökyüzü erimiş maden gibi olacak,

-Dağlarda atılmış yün gibi,

-Ve bir dost bir dostun halini soramayacaktır.

*Bir birlerini gösterirler;

Günahkâr ister ki O, günün azabından kurtulmak için şunları bedel olarak versin;

-Oğullarını,

-Hayat arkadaşını,

-Kardeşini,

-Kendisini barındıran, içinde yetiştiği tüm sülalesini,

-Yeryüzünde bulunan her kesi, versin de sonra tek kendini kurtarsın.

*Hayır asla;

-Çünkü o cehennem sırf alevden ibaret bir ateştir.

-Derileri kavurup soyan bir ateştir.

-Kendine çağırır, Yüz çevirip sırtını döneni,

-Servet toplayıp sadece kendisi için yığanı,

-Kendisine bir kötülük dokunduğu zaman feryadı basar.

-Bir iyilik dokunduğu zaman da herkesten saklar.

*Ancak şunlar müstesna:

-Namazı kılanlar,

-Namazlarında devamlı olanlar,

-İsteye bilen ve isleyemeyen, yoksul için, Mallarından belli bir hak tanıyanlar,

-Ceza gününü tasdik edenler,

-Rablerinin azabından korkanlar,

*-Zira rablerinin azabından emin olanlar, Eşleri ve cariyelerine karşı hariç, iffetlerini koruyanlardır. Çünkü bunlar kınanmazlar.

-Ama kim bundan ötesini isterse, işte onlar haddi aşanlardır.

-Emanetlerine ve verdikleri söze riayet edenler,

-Şahitliklerinde dürüst davrananlar,

-Namazlarında vakte ve devamlılığa riayet edenler,

*İşte bunlar cennetlerde ağırlanacak kimselerdir.(mearic süresi 1 ila 35 ayetler)

* ardarda gönderilenlere,

-Şiddetle esip savuranlara,

-Yaydıkça yayanlara,

-Hak ile batılı kesin çizgiler ile ayıranlara,

-Vahiy getiren meleklere,

*Yemin ve kasem olsun ki;

Uyarı olarak, Size vaat olunan şey gerçekleşecektir.

*Yıldızlar söndürüldüğü zaman,

-Gök yarıldığı zaman,

-Dağlar toz olup savrulduğu zaman,

-Peygamberler belirli bir vakit için bir araya getirildiği zaman,

-Bu hangi güne ertelenmiştir?

-Hüküm gününe.

*Hüküm günü nedir biliyor musun?

*O gün, yalanlamış olanların vay haline.

-Diriler ve ölüler için, Yeryüzünü bir toplama yeri yapmadık mı?

-Orada yüce yüce dağlar yaratıp size tatlı sular içirmedik mi?

*O gün, yalanlamış olanların vay haline.

*O gün onlara denir ki:

-kendisini yalanlamış olduğunuz şeye gidin.

-Üç kola ayrılmış gölgeye gidin.

-Ne gölgelendirir, nede ateşten korur.

*Onun saçtığı kıvılcımların her biri saray gibidir.

-Sanki birer sarı deve gibidir.

*O gün, yalanlamış olanların vay haline.

-Bu, onların konuşamayacakları gündür.

-Özür beyan etmeleri için onlara izin de verilmez.

*O gün, yalanlamış olanların vay haline.

-Bu, hüküm günüdür.

-Sizi ve öncekileri bir araya topladık.

-Eğer bir hileniz varsa, haydi hilenizi bana yapın. Denecek.

*O gün, yalanlamış olanların vay haline.

-Şüphesiz takva sahipleri gölgelerin altında ve pınar başlarındadırlar.

-Canlarının çektiği meyveler arasındadır.

-Onlara, yaptıklarınıza karşılı afiyetle yiyiniz, içiniz. Denir. Mürselat süresi 1 ila 45 ayetler)

*İnsanoğlu henüz anılmaya değer bir şey değilken, yani var olana kadar üzerinden uzun bir süre geçmemişimdir?

-Çünkü biz insanı karışık bir nütfeden, bir sudan yarattık; onu deneyeceğiz;

-Bu yüzden onu işitici ve görücü kıldık.

-Biz ona yolu gösterdik; ister şükür edici olur, ister nankör.

*Biz kâfirler için de zincirler, demir halkalar ve alevli bir ateş hazırladık.

*Şüphesiz iyiler, karışımı kâfur olan bir kadehten içerler.

-Bir pınar ki, Allahlın kulları ondan içerler ve onu taşıra taşıra akıtırlar.

-Onlar adaklarını yerine getirirler ve şerri yaygın olan o günden korkarlar.

-Onlar kendi canları çekmesine rağmen kendileri yemeyip yoksula yetime ve esire yedirirler.

-Biz sizi Allah rızası için doyuruyoruz; sizden ne karşılık bekliyoruz nede teşekkür, Çünkü biz asık suratlı müthiş bir günde rabbimizden korkarız Derler.

-Bu nedenle Allah onları bu günün kötülüğünden korur ve onların yüzlerine parlaklık, gönüllerine sevinç verir.

-Onlara, sabır etmelerine karşılık olarak cennet ve ipek ihsan eder.

-Orada koltuklara yaslanırlar.

-Ne yakıcı güneş görürler orada nede dondurucu bir soğuk.

-Ağaçların gölgeleri üzerlerine sarkmış ve meyvelerin devşirilmesi oldukça kolaylaştırılmıştır.

-Çevrelerinde gümüş kaplar, billur kâseler dolaştırılır.

-Billurları gümüş parlaklığında olup onları ihtiyaca göre ölçüp ölçüp dağıtırlar.

-Orada onlara karışımı zencefil olan bir tasla içirilir.

-Bu içirilen, orada bir pınar ki adına sel sebil denir.

-Etrafında ölümsüz hizmetçi gençler dolaşır.

-Onları gördüğün zaman her tarafa saçılmış inciler zan edersin.

-Orada her nereye baksan bol nimet ve büyük saltanat görürsün.

-Üstlerinde yeşil ipekten ince ve kalın giysiler vardır.

-Gümüş bileziklerle bezenmişlerdir.

-Rableri onlara tertemiz içecekler içirir.

Bu sizin mükâfatınızdır, çalışmanız teşekküre layık görülmüştür. Denir. İnsan süresi 1 ila22 ayetler)

*Gökyüzü yarıldığı zaman,

-yıldızlar saçılıp döküldüğü zaman,

-Denizler akıtılıp birbirine karıştığı zaman,

-Kabirlerin içi dışına çıkarıldığı zaman,

-Her insan ne yapıp yapmadığını anlar.

*Ey insanoğlu, seni, kerem sahibi rabbine karşı aldatan nedir?

-Seni yaratıp ardından düzgün ve sağlıklı uzuvlar vermiş uygun ve ölçülü bir insan yapmış, Dilediği en güzel surette terkip etmiştir.

-Hayır, siz dini yalanlıyorsunuz.

-Biliniz ki üzerinizde gözcü melekler vardır. Değerli yazıcılar, yaptıklarınızı biliyorlar.

*Şüphesiz iyiler cennettedirler.

*Kötülerde elbette cehennemdedirler.

*Ceza gününde oraya girerler. Oradan bir yere kaybolup gitmezler.

*Ceza günü nedir bilir misin?

*Yine de ceza günü nedir bilir misin?

*O kimsenin kimseye hiçbir şey yapamayacağı gündür. infitar süresi 1 ila 19 ayetler)

*O gün deymüme günüdür.

-O gün zelzele günüdür.

-O gün Karia günüdür.

-O gün dağların, yerlerinin değişeceği gündür.

-O gün azap ve cezanın tahakkuk edeceği gündür.

-O gün zeval ve yokluğun acele olacağı gündür.

-O gün sayha günüdür.

-O gün dereke günüdür, münafıkların, cehennemin en aşağısında olacağı gündür.

-O gün çocukların ihtiyarlayacağı gündür.

-O gün saçların beyazlaşacağı gündür.

-İşitmedikleri halde işittik diyenlerden olmayın. En fal süresi ayet 21)

YİRMİ ÜÇÜNCÜ MEV’İZE;

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor;

*Ey iman edenler;

Allah Teâlâ’yı çokça zikir ediniz.

-Sabah akşam onu çokça tesbih ediniz. ahzab süresi ayet142)

*Ya Musa bin İmran;

Ya sahibel beyan;

-Benim kelamımı işit ve dinle;

-Ben azimüşşan meliki deyyan, olan Allah’ım.

-Benim ile senin aranda tercüman yok.

-Riba ve faiz yiyenleri rahman olan Allahın, gazabı ve azabı ve kat kat cehennem ateşi ile müjdele.

*Ey âdemoğlu;

-Kalbinde bir kasavet ve katılık,

-Bedeninde bir hastalık,

-Rızkında bir mahrumiyet,

-Malında bir noksanlık, olduğu zaman iyi bil ki sen malayani, lüzumsuz ve faydasız söz söyledin.

*Ey âdemoğlu;

-Dilin ve lisanın müstakim ve doğru olmadıkça dinin doğru olmaz.

-Rabbinden hayâ edip utanmadıkça, dilin doğru olmaz.

-İnsanların ayıp ve kusurlarını görüp kendi ayıp, kusur ve hatalarını unuttuğun zaman kesinlikle şeytanı razı ve memnun etmiş olursun. Rahman olan Allah Teâlâ yıda kızdırmış olursun.

*Ey âdemoğlu;

-Senin dilin ve lisanın yırtıcı bir aslan gibidir.

-Onu boş bırakıp çözersen seni öldürür.

– Senin helakin dilini serbest bırakmandadır.

YİRMİ DÖRDÜNCÜ MEV’İZE;

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor;

*Ey insanlar;

-Şüphesiz Allahın vadi gerçektir.

-Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve aldatıcı şeytan, Allah hakkında sizi kandırmasın.

-Şüphesiz şeytan size düşmandır. Sizde onu düşman kabul edin,

-o ancak taraftarlarını cehennem halkından olmaya çağırır.

İnkâr edenler için şiddetli bir azap vardır.

İman edip yararlı işler yapanlara da bağışlanma ve büyük bir mükâfat vardır. fatır süresi ayet 5 ila 7)

*Takva sahiplerini heyetler halinde rahmanın huzurunda toplayacağımız gün, suçluları da susuz olarak cehenneme süreceğiz. Meryem süresi ayet 85_86

Sizin için vaad ve vaid, müjdeler ve korkular vardır.

*Ben azimüşşan Allah’ım.

-Benim hiçbir şerik, ortak ve benzerim yoktur.

-Benim saltanatım ve sultanlığım gibi hiçbir sultan ve saltanat yoktur.

-Her kim, benim rızam için samimi olarak ömründe bir gün oruç tutarsa onu, çeşit çeşit nimetlerimle iftar ettiririm.

-Her kim bir geceyi ibadet ile geçirirse onun için benim şanımdan bir şan vardır.

-Her kim haramlardan gözünü yumar, haramlara bakmazsa cehennemimden emin kılarım.

*Ben azimüşşan rabbinizim. Beni tanıyın.

*Ben azimüşşan size nimet verenim, mün’imim. bana şükür ediniz.

*Ben azimüşşan koruyan, muhafaza edenim. Benim hukukumu koruyunuz.

*Ben azimüşşan nasırım, yardım edenim, sizde benim dinime yardım ve hizmet ediniz.

*Ben azimüşşan; af eden, mağfiret eden ve bağışlayanım, benden af ve mağfiret dileyiniz.

*Ben azimüşşan; maksudum esas maksat ve gaye benim, benim rızamı isteyin.

*Ben azimüşşan; mabudum, ibadet, kulluk ancak bana yapılır. Ancak Bana kulluk ediniz.

*Ben azimüşşan her şeyi bilirim, ibadet etmek ve günahlardan sakınmak suretiyle benden korkup sakınınız.

YİRMİ BEŞİNCİ MEV’İZE;

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor;

*Ey âdemoğlu;

*Allah Teâlâ, melekler ve ilim sahipleri adaletle ondan başka ilah olmadığına şahitlik etmişlerdir.

Ondan başka ilah ve mabut yoktur. O aziz ve hâkimdir. Ali İmran süresi ayet 18)

*Allah indinde makbul ve muteber yegâne din İslam dinidir. Ali İmran süresi ayet 19)

*Kim İslam’dan başka bir din ararsa asla kabul edilmez. O ahirette zarara uğrayanlardandır. Ali İmran süresi ayet 85)

*Ey âdemoğlu;

-Her iyilik yapanı cennet ile müjdele.

-Kim Allah Teâlâ’ya ihlaslı ve samimi şekilde iman edip itaat ederse kurtulur.

-Kim şeytanı tanıyıp ona isyan ederse selamet bulur.

-Kim hakkı bilir ve ona tabi olursa emin olur.

-Kim batılı bilip sakınırsa kurtulur.

-Kim şeytanın ve dünyanın kötülüğünü tanıyıp onları terk ederse saadete erer.

-Kim ahireti bilip onu isterse hidayete erer.

-Allah Teâlâ hidayet isteyeni hidayete erdirir. Herkes ona döndürülecektir.

-Allah Teâlâ senin rızkına kefil olduğuna göre bu kadar uzun düşünmenin sebebi nedir?

-Allah Teâlâ verdiğin sadakanın yerine fazlasıyla verdiğine göre cimrilik yapmak neden?

-Ceza ateş ile olduğuna göre bu rahat ve istirahat neden?

-Sevabın mükâfatı cennet olduğuna göre, bu kadar isyan ve günah niçin?

-Her şey benim kaza ve kaderim ile olduğuna göre, bu kadar şikâyet ve sızlanma neden?

*Yeryüzünde meydana gelen ve size isabet eden hiçbir musibet yoktur ki biz onu yaratmadan önce bir kitapta yazılı bulunmasın.

-Şüphesiz bu Allah Teâlâ’ya göre kolaydır.

-Bu kayıp ettiğinize üzülmemeniz, size verdiği ile şımarmamanız içindir.

-Allah Teâlâ kendini beğenip böbürlenen kimseyi sevmez. hadid süresi ayet 31-22-23)

YİRMİ ALTINCI MEV’İZE;

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor;

*Ey âdemoğlu;

-Azığınızı çoğaltınız, zira yolculuk uzundur.

-Allah Teâlâ’ya ibadet ve kulluğunuzu, hizmetinizi iyi yapınız çünkü deniz çok derindir.

-Amellerinizi gerçekten ciddi olarak yapın, çünkü sırat köprüsü çok incedir.

-ibadetlerinizi ihlaslı ve samimi olarak yapın, çünkü Allah Teâlâ her amelinizi görüyor.

*Ey âdemoğlu;

-Senin istek ve arzularının hepsi cennette mevcuttur.

-Senin rahatın ahirettedir.

Orada Cennet hurileri senin yanında olacaktır.

*Ey âdemoğlu;

-Sen benim için ol, benim için çalış ki. Bende senin için olayım.

-Hor, hakir ve önemsiz, şu fani dünyada, bana yaklaş, iyileri, iyilikleri sev.

Allah Teâlâ kesinlikle iyilik yapanların ecrini ve mükâfatını zayi etmez ve boşa çıkarmaz.

YİRMİ YEDİNCİ MEV’İZE;

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor;

*Ey âdemoğlu;

-Güneşin hararetinden dolayı acizlenirken, nasıl oluyor da, günah ve isyan üzere oluyorsunuz?

-Hal buysa cehennem yedi tabaka olup her tabakada bir birini yiyen ateşler var.

-Her tabakada ateşten yetmiş bin şube var.

-Her şubede yetmiş bin ev var.

-Her evde yetmiş bin oda var.

-Her odada yetmiş bin kuyu var.

-Her kuyuda yetmiş bin tabut var.

-Her tabutta ateşten yetmiş bin akrep var.

-Her tabutun üzerinde zakkum ağacından yetmiş bin ağaç var.

-Her ağacın altında yetmiş bin kadar ateş,

-Her ateş ile beraber yetmiş bin ateşten yaratılmış melek,

-Yetmiş bin ateşten yaratılmış yılan,

-Her yılanın uzunluğu yetmiş bin zira ’

-Her yılanın içerisinde, siyah zehirden bir deniz,

-Her akrebin yetmiş bin kuyruğu,

-her kuyruğun boyu da yetmiş bin Zira ’dır.

-Her kuyruktada kırmızı zehirden yetmiş bin rıtıl, ölçek vardır.

 

*Zatıma,

-Tur dağına,

-Yayılmış ve ince deri üzerine satır, satır, yazılmış kitaba,

-beyti mamura,

-Yükseltilmiş tavana,

-Taşkın denize yemin ederim ki;

-Rabbinin azabı mutlaka gerçekleşecektir.

-Onu önleyecek hiçbir kuvvet yoktur. Tur süresi 1 ila 8 ayetler)

*Ey âdemoğlu;

-Ben azimüşşan cehennem ateşini ancak kâfirler için,

-Nemmamlar için (insanların arasını bozmak için laf taşıyanlar)

-Anne ve babalarına eziyet edenler için,

-Mürailer için (ibadetlerini insanlar görsün, duysun diye yapanlar)

-Zekâtını vermeyenler için,

-Zina edenler için,

-Faiz yiyenler için,

-İçki içenler için,

-Yetime haksızlık edenler için,

-Çalışanlarını mağdur edenler için,

-Ölüsüne ağıt yakanlar için,

-Komşularına eziyet edenler için yarattım.

*Ancak bunlara tövbe edip sonra Salih amel işleyenler hariçtir.

Allah Teâlâ onların günahlarını sevaba tebdil eder.

Allah Teâlâ çok af edici ve çok merhamet sahibidir. Furkan süresi ayet 70)

*Ey kullarım nefsinize ve kendinize merhamet ediniz, acıyınız.

-Çünkü bedenler zayıftır.

-Yolculuk çok uzundur.

-Yük çok ağırdır.

-Sırat köprüsü çok incedir.

-İyiyi kötüden ayıran Allah Teâlâ her şeyi görücüdür.

-Mutlak hâkim ancak âlemlerin rabbi olan Allah Teâlâ’dır.

 

YİRMİ SEKİZİNCİ MEV’İZE;

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor;

*Ey insanlar;

-Yok, olacak, şu fani dünyaya,

-Bitip tükenecek, şu hayata nasıl rağbet ediyorsunuz?

*Hal bu ise itaat ve ibadet ehli MÜ’münler, cennetin sekiz kapısından cennete girecekler.

-Her cennette yetmiş bin bahçe,

-Her bahçede yetmiş bin yakuttan köşk,

-Her köşkte zümrütten yetmiş bin ev,

-Her evde kırmızı altından yetmiş bin oda,

-Her odada beyaz gümüşten yetmiş bin mahfel,(loca)

-Her mahfilde altından yetmiş bin sofra,

-Her sofrada cevherden yetmiş bin tepsi,

-Her tepside yetmiş bin çeşit yemek,

-Her mahfelin etrafında kırmızı altından yetmiş bin serir, koltuk ve karyola,

-Her karyolanın üstünde yetmiş bin, dibac, istebrak ve ipekten yatak,

-Her karyolanın etrafında, Abu hayattan(içen kimselerin bir daha ölmeyeceği, hayat suyu, ölümsüzlük suyu),sütten, baldan, sarhoş etmeyen şaraptan, yetmiş bin nehir ve ırmak,

-Her ırmak ve nehrin etrafında, meyvelerden yetmiş bin çeşit,

-Her odada kırmızı renkli erguvandan, yetmiş bin çadır,

-Her yatağın üzerinde, hurülayından, huriler,

-Hepsinin önünde, içi dışından görünen, inci gibi hizmetçiler,

-Her köşkün üzerinde, yetmiş bin kubbe,

*Her kubbede rahman olan Allah Teâlâ’nın, lütfu ve ikramı olarak;

-Gözlerin görmediği,

-Kulakların işitmediği,

-Hiçbir beşerin, hayaline bile gelmeyen, yetmiş bin hediyesi vardır.

*O kıyamet koptuğu zaman,

-Onun meydana gelişine yalan diyen olmaz,

-İndirdiğini indirir, kimilerini de yüksektir,

-Yer sarsılıp, sarsılıp yer yerinden oynadığı zaman,

-Dağlar paramparça olduğu zaman,

-Dağlar, ufalıp toz duman haline geldiği zaman,

-Sizde üç sınıfa ayrılmış olduğunuz zaman,

*Amel defteri sağdan verilenler ne mutlu o ashabı yemine, sağ ehline.

-Defteri sol elinden verilenler, ne yazık o ashabı şimale, sol ehline.

-İyilikte öncü olanlar cennette de önde olacaklardır.

-İşte Allah a yakın olanlar, onlardır.

-Onlar Naim cennetindedirler.

-Onların çoğu öncekilerdendir.

-Birazı da sonrakilerdendir.

-Onlar altın ve mücevheratla işlenmiş, koltuklar, üzerinde olacaklardır.

-O koltukların üzerine karşılıklı oturup, yaslanırlar,

-Kaynağından ve membaından doldurulmuş Küpler, ibrikler, kadehler ve testiler ile Çevrelerinde ölümsüzleştirilmiş daima genç kalan hizmetçiler dolaşırlar.

-O içeceklerden ne başları ağırır, nede sarhoş olurlar, nede tükenir,

-Orada beğendikleri türlü meyveler,

-Canlarının çektiği, kuş etleri,

-Sedeflerinde saklanmış inciler gibi iri siyah gözlü huriler amellerinin karşılığı olarak onlara verilir,

-Orada ne boş bir söz nede günah işlediniz gibi üzecek bir laf işitmezler,

-Ancak söylenen söz selam ve selamdır,

-Amel defterleri sağ elinden verilenler, ne mutlu o ashabı yemine,

-Onlar, dalları sarkmış kiraz ağaçları,

-Meyveleri, aşağıdan yukarıya dizili sıvama muzlar arasında,

-Uzatılmış bir gölge altında,

-Çağlayan bir su kenarında,

-Tükenmeyen ve yasaklanmayan, Pek çok çeşitli meyveler arasında,

-Yüksek döşekler, üstünde olacaklardır.

*Gerçekten biz o kadınları kocalarını delice seven ve onlara âşık olan, onlara yaşıt, yep yeni bir yaratılış ile yarattık, onları bakireler kıldık,

*Bunlar, amel defterleri sağ elinden verilenler içindir.

-Amel defteri sağ elinden verilenlerin çoğu öncekilerdendir.

-Birçoğuda sonrakilerdendir.

*Defterleri sol elinden verilenlere yazık o ashabı şimale,

-Onlar insanın içine işleyen bir ateş ve kaynar su içinde simsiyah bir duman gölgesinde, olacaklar,

-Çünkü onlar bundan önce dünyada varlık içerisinde, keyiflerine düşkün, şımarık şekilde şeytan ve nefislerine uyarak zevkusefa ile yaşadılar.

-Onlar Büyük günah işlemekte ısrar ediyorlardı.

-Onlar Gelmiş geçmiş atalarımız ve biz, öldüğümüzde bir toprak ve kemik yığını olduktan sonra nasıl dirileceğiz? Deyip inanmıyorlardı.

*Resulüm deki, şüphesiz öncekilerde sonrakiler de, belli bir günün belirlenmiş bir vaktinde mutlaka bir araya getirileceklerdir. Vakıa süresi 1 ila 50)

*Cennetlikler cennette bir daha ölmeyecekler.

-Orada yaşlanmayacaklar.

-Orada oruç da tutmayacaklar.

-Orada namazda kılmayacaklar.

-Orada hasta da olmayacaklar.

-Orada tuvalet ihtiyacı da olmayacak.

-takva sahipleri, elbette cennetlerde ve pınarların başında olacaklar,

-Onlara güven içinde selametle girin denilir.

-Biz onların kalplerinden, gönüllerinden kin ve nefreti söküp attık.

-Hepsi kardeş olarak, tahtlar ve koltuklar üzerinde karşılıklı oturacaklar.

Onlar o cennette yorgunluk duymayacaklar ve oradan asla çıkarılmayacaklar. Hicr süresi ayet,45 ila48)

*Kim bu cenneti ister, benim ikramlarımı, civarımı ve nimetlerimi hatırlayıp talip olursa, sıdku sadakatle, ihlas ve samimiyetle ibadet ederek bana yaklaşsın,

-Dünyayı hor ve hakir görsün ona bağlanmasın,

-Azada, kanaat etsin.

YİRMİ DOKUZUNCU MEV’İZE;

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor;

*Ey âdemoğlu;

-Bütün mal, benim malımdır.

-Sende benim kulumsun.

-Benim malımdan ancak, senin yiyip tükettiğin,

-Giyip eskittiğin ve sadaka olarak verip, baki kıldığın, vardır.

 

*Ben azimüşşan ile senin aranda olanlar üç kısımdır.

-Birisi benim içindir.

-Birisi senin içindir.

-Biriside benimle senin arandadır.

-Benim için olan, senin ruhun ve canındır.

-Senin için olan senin amellerindir.

Aramızda olan ise senden dua etmek benden kabul etmektir.

*Ey âdemoğlu;

-Vera’ ve takva sahibi ol.

-Haram ve günahlardan sakın.

-Kanaatkâr ol ki cennette benim cemalim ile müşerref olasın.

-Bana ibadet et ki bana gelesin.

-Beni ve rızamı iste ki beni bulasın.

*Ey âdemoğlu;

-Fıskufücür işledikleri için, cehenneme girecek olan idareciler gibi,

-Günah ve isyan ile meşgul olduklarından dolayı cehenneme girecek olan insanlar gibi,

-Haset ve kıskançlık içerisinde bulundukları için cehenneme girecek olan âlimler gibi,

-İhanet ve hıyanet ile ticaret yaptıklarından dolayı cehenneme girecek olan tüccarlar gibi,

-Bilinçsizce ve cehaletle hareket ettiklerinden dolayı cehenneme girecek olan cebriyeler gibi,

-Riya ve gösteriş ile ibadetlerini yaptıkları için, cehenneme girecek olan mürai abitler gibi,

-Kibir ve gururlarından dolayı cehenneme girecek olan mütekebbir zenginler gibi olursan;

Cennet nerede? sen nerede?

 

OTUZUNCU MEV’İZE;

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor;

*Ey iman edenler;

-Allahtan nasıl sakınılması ve nasıl korkulması gerekiyorsa, öyle korkunuz ve ancak Müslüman olarak ölünüz,

-Hepiniz Allahlın ipine, Kur’an’ı kerime sımsıkı sarılın, Kur’an’ı kerim etrafında birleşin, ayrılıp        darmadağın ve paramparça olmayın.

-Allah’ın sizin üzerinizdeki maddi ve manevi nimetlerini hatırlayınız.

-Hani, birbirinize düşman idiniz, sizin kalplerinizi uzlaştırdı ve onun nimeti sayesinde kardeş oldunuz.

-İslam ile müşerref olmadan önce bir ateş çukurunun kenarında idiniz sizi oradan kurtardı.

-Allah doğru yola erişesiniz diye, size ayetlerini, böyle açıklıyor.

-Sizden iyiliğe çağıran, doğruyu emir eden, kötülükten alı koyan, bir topluluk olsun, işte kurtuluşa erenler onlardır. Ali İmran süresi 102 ila104 ayetler.)

*Ey âdemoğlu;

-Amelsiz ilmin misal ve benzeri, yağmursuz şimşek ve gök gürültüsü gibidir.

-Amelsiz ilim, meyvesiz ağaç gibidir.

-Amelsiz ilim, oku olmayan bir yay gibidir.

-Zekâtı verilmeyen mal, mermer üzerine tuz eken ziraatçı gibidir.

-Ahmak kimselerin yanında vaaz ve nasihat hayvanların yanına inci ve cevher koymak gibidir.

-Kalbi kararmış bir Âlim sert bir taş gibidir.

-Dinlemeyen ve rağbet etmeyen kimselere vaaz ve nasihat, kabirlerde çalgı çalmak gibidir.

-Haram mal ve kazançtan sadaka vermek elbisesindeki pisliği idrarıyla temizleyen gibidir.

-Zekât sız kılınan namaz ruhsuz ve cansız beden gibidir.

Tövbesiz âlim temelsiz bina gibidir.

*Onlar Allah Teâlâ’nın mekrinden, hile ve tuzağından emin mi oldular?

Allah Teâlâ’nın mekrinden ve tuzağından ancak, kendilerine yazık eden bir topluluk emin ola bilir. Araf süresi ayet 99)

OTUZ BİRİNCİ MEV’İZE;

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor;

*Ey âdemoğlu;

Dünyaya meyil ettiğinin ve kalbinden bana muhabbet ettiğinin miktar ve ölçüsü şudur,

*Ben azimüşşan;

Ebediyyen bir kalpte, benim sevgi ve muhabbetim ile dünya muhabbet ve sevgisini, bir arada toplamam,

*Ey âdemoğlu;

-Vera’ ve takva sahibi ol, haram ve günahların küçüğünden, büyüğünden, gizlisinden, aşikârından,

Sakın ki Beni tanıya bilesin,

-Oruç tutarak, aç kal ki, beni, göre bilesin, cennette cemalim ile müşerref ola bilesin,

-Ancak ve sadece bana ibadet et, riya ve gösterişten sakın ki bana ulaşa bilesin,

-Riya ve gösterişten arın ve temizlen ki sana muhabbet elbisesini giydireyim,

-Beni zikir etmek için vakit ayır ki meleklerimin yanında bende seni anayım.

 

*Ey âdemoğlu;

-Kalbinde Allah Teâlâ’dan başkası varken Allah Teâlâ’dan başkasını istiyorken ne zamana kadar gaflet ile Allah diyeceksin?

-Ne zamana kadar Allah Teâlâ’dan başkasından korkacaksın?

-Sen gerçekten bilmiş olsan Allah Teâlâ’dan başkasını düşünmezsin.

-Gerçekten bilmiş olsan Allah Teâlâ’dan başkasından asla korkmazsın.

-Gerçekten bilmiş olsan dilin ve lisanın Allah Teâlâ’yı zikretmekten ve anmaktan yorulmaz.

-Zira günahlara ısrar eden kimsenin tövbesi yalancıların tövbesidir.

*Ey âdemoğlu;

-Şayet fakirlikten korktuğun gibi cehennem ateşinden korksa idin hiç ummadığın yerlerden seni zengin ederdim.

*Ey âdemoğlu;

-Dünyaya rağbet ettiğin gibi cennete de rağbet etseydin dünya ve ahirette seni Mesut ve bahtiyar yapardım.

-Bazılarınız bazılarınızı andığı gibi beni anıp zikir etseydiniz sabah, akşam melekler size selam verirlerdi.

-Şayet dünyayı sevdiğiniz gibi bana ibadet etmeyi sevse idiniz size Peygamberlerime ikram ettiğim gibi ikram ederdim.

*Ey âdemoğlu;

Kalplerinizi dünya sevgisi ve muhabbeti ile doldurmayınız.çünkü onun zevali ve yok olması çok yakındır.

OTUZ İKİNCİ MEV’İZE;

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor;

*Ey âdemoğlu;

-Günah ve musibetlere azıcık sabır etmen cehennem azabının çoğuna sabır etmenden çok daha kolaydır.

*onlar;

Ey rabbimiz cehennem azabını bizden uzaklaştır. çünkü onun azabı şiddetli, sürekli ve devamlıdır. Derler. cehennem ne kötü bir duraklama ve ikamet yeridir. Furkan süresi ayet 65-66 )

İbadet ve tattan azına sabretmen içerisinde ebedi nimetler bulunan çok uzun ve sonsuz bir hayat ve rahata, karşılıktır.

*Ey âdemoğlu;

-Senin rızkını başkasına vermeyeceğime dair bana güven ve itimat içerisinde ol da, dünyaya karşı hırslı olma.

-Hesap günü hasenatın ve sevapların tükenip bitmeden önce haram ve şüpheli hususlardan kurtul.

Kalbini, ahiretini düşünerek tamir et. çünkü senin kabirden başka bir meskenin yok.

*Ey âdemoğlu;

-Kim cennete rağbetli ve istekli olursa hayırlı işler ve ameller yapmaya gayret eder.

-Kim cehennemden korkarsa günah ve haramlardan sakınır.

-Kim günahlardan ve haramlardan ve nefsinin istek ve arzularından sakınırsa yüksek derecelere nail olur.

*Ey İmran oğlu Musa;

Abdestsiz ve taharet siz iken sana bir zarar ve musibet isabet ederse kendinden başkasını kötüleme.

*Ya Musa;

Hasenat ve sevaplardan mahrum ve fakir olarak ölmek en acı ve en büyük ölümdür.

*Ya Musa;

-Kim istişare etmeden ve istişareye ehil kimselere danışmadan bir iş yaparsa nadim ve pişman olur.

-İşlerini istişare ve istihare ile yapan pişman olmaz.

(istihare gece kılınan iki rekât namazdan sonra yapacağı işi hakkında hayırlı olup olmadığına dair dua ederek rüyasında cenabı haktan bir işaret istemektir.)

OTUZ ÜÇÜNCÜ MEV’İZE;

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor;

*Kim yaptığı amellerini insanlara duyurmak isterse yokuş yukarı dağa sırtında su taşımış gibi olur. yaptığı amellerinden hiç bir şey kabul edilmez. yorgunluğundan başka bir menfaati ve faydası olmaz.

*Ey âdemoğlu;

Şunu iyi bil ki ben azimüşşan;

Ancak benim  rızam için yapılan amelleri ve ibadetleri kabul ederim.

İhlas ile sırf benim rızam için ibadet edenlere müjdeler olsun.

*Ey âdemoğlu;

-Sana fakirlik isabet ederse Salih ve iyi kullarımın şiarından olan fakirliğe merhaba de ve onu iyi karşıla.

-Sana zenginlik isabet ederse hakkını ver şükrünü yap bu ceza ve ukubeti çabuklaştıran günahlardandır De Ve öyle düşün.

-Bir yerde bir müsafirin engellendiğini müsafir edilmediğini gördüğünde Allah Teâlâ’nın rahmetinden kovulmuş olan şeytandan rahim olan Allah Teâlâ’ya sığınırım de.

*Ey âdemoğlu;

-Bütün mal ve mülk benimdir.

-Sende benim kulumsun.

-misafirde benim elçimdir.

-Sen müsafire ikram etmediğinde sana verdiğim nimetleri elinden almamdan korkmaz mısın?

-Rızık benim rızkımdır. senin şükür etmen gerekir.

-Verdiğim nimetlere şükür ettiğinde fayda ve menfaati sana aittir.

-Sana verdiğim sayısız nimetlerime şükür Etmeyecek misin?

*Ey âdemoğlu;

Yapman vacip, zorunlu ve mecbur olduğun üç şey vardır.

*Malının zekâtını vermen,

*Sılai rahim yapman(dargınlık ve kırgınlık olmaksızın akraba ile görüşmek ve ziyaretleşmek)

*Ailene ve misafirlerine ikram etmen.

*Sana ikram ettiğim ve sana vacip kıldığım bu hususları yerine getirmezsen Sana bütün âleme ders ve ibret olacak bir bela ve musibet veririm.

*Ey âdemoğlu;

*Ailenin hak ve hukukuna riayet ettiğin gibi komşularının da hak ve hukukuna riayet etmezsen Sana rahmet nazarıyla bakmam.

*amellerini ve ibadetlerini kabul etmem.

*dualarını da kabul etmem.

*Ey âdemoğlu;

-Sen Senin gibi bir mahlûka güvenip dayanma.

-eğer öyle yaparsan seni onlara bırakırım.

-Mahlûkatımdan hiç birisine karşı kibirlenme.

-zira senin evvelin bir damla sudur.

-seni bevil ve idrarın çıktığı yerden çıkardım.

*yemin ve kasem olsun gökyüzüne ve Tarık’a

Tarık nedir bilirimsin?

-O karanlığı delip geçen bir yıldızdır,

-Hiçbir can yoktur ki üzerinde bir gözetleyici bulunmasın.

-O halde insan neden yaratıldığına bir baksın ve düşünsün.

-O Atılan bir damla sudan yaratılmıştır.

-O su bel ile göğüs kemikleri arasından çıkar.

Şüphesiz Allah insanı tekrar yaratmaya kadirdir. Tarık süresi 1 ila 8 ayetler.)

*Ey âdemoğlu;

Sana haram ve yasak kıldığım şeylere bakma. çünkü böceklerin ve kurtların ilk yiyecekleri senin gözlerindir.

İyi bil ki sen bakışlarından, muhabbetlerinden ve sevgilerinden hesaba çekileceksin.

Yarın kıyamet günü huzurumdaki makamını hatırla ve düşün.

Çünkü Ben azimüşşan göz açıp yumuncaya kadar dahi senin sırlarından ve gizli hallerinden gafil değilim.

Ben azimüşşan kalplerdeki tüm düşünceleri bilirim.

OTUZ DÖRDÜNCÜ MEV’ZE;

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor;

*Ey âdemoğlu;

Sen bana hizmet et. Çünkü ben azimüşşan bana, dinime ve kitabıma hizmet edenleri severim.

Kullarımı da bana hizmet edenlere hizmetçi yaparım.

Ey âdemoğlu;

-Sen ömründen geçen zamanda bana karşı ne kadar isyan ettiğini, ne kadar günah işlediğini bilmiyorsun.

-Ömründen kalan zaman dada ne kadar isyan edeceğini de bilmiyorsun.

-Öyle ise beni zikretmeyi hiçbir zaman unutma.

-Zira ben azimüşşan Murad ettiğim her şeyi yaparım.

-Bana ibadet etmeye devam et. çünkü sen zelil bir kulsun. Ben ise senin celil olan rabbinim.

Şayet insanlardan senin dost ve kardeşlerin senin günahlarının çirkin kokusunu his etmiş olsalardı, benim senin hakkın da bildiklerimi bilselerdi, onlar seninle beraber oturmazlar ve sana yaklaşmazlardı.

Ey âdemoğlu;

Her gün senin günahların artıyor.

Doğduğun günden beri her gün ömrün noksanlaşıyor.

*Ey âdemoğlu;

-Denizde bindiği gemisi kırılıp bir tahta parçasına yapışan ve etrafı dalgalar ile çevrilen bir kimse senden daha büyük bir tehlike ve musibet içerisinde değildir.

-Öyle ise her daim günahlarına tövbe üzerinde ol,

-İbadetlerine önem ve ehemmiyet ver.

*Ey âdemoğlu;

Ben azimüşşan;

Sana hiçbir ihtiyacım yok iken sana afiyet veriyor, günahlarını da örtüyorum.

Sen ise her an ve her hususta bana muhtaç iken bana isyan ediyorsun.

*Ey âdemoğlu;

Bu halinle ne zamana kadar devam edeceksin?

Fani ve yok olacak olan dünyanı imar ediyorsun,

Baki, ebedi ve kalıcı olan ahiretini harap ediyorsun.

Benim mahlûkatıma müdara ediyorsn onlardan gelecek sıkıntılılardan korkuyorsun.

*Ey âdemoğlu;

Şayet bütün yer ve gök ehli senin için istiğfar etseler, senin bağışlanmanı isteseler yine de senin günahlarına ağlaman icap eder.

Çünkü sen bana hangi hal ve durumda geleceğini bilmiyorsun.

*Ya Musa bin İmran;

Dediklerimi iyi dinle;

Hak ve doğruyu söylüyorum ki kullarımdan hiçbir kul bütün insanlar onun şerrinden ve zulmünden, hilesinden ve tuzağından, nemmamlığından ve kötü maksatla laf taşımasından, haset ve kıskançlığından emniyette olmadıkça bana iman etmiş olamaz.

*ey nebiyyi zişan rabbinin kitabından sana indirileni oku.

Onun sözlerini değiştirecek hiçbir kimse yoktur.

Ondan başka sığınılacak kimsede bulamazsın.

Sabah akşam rablerinin rızasını isteyerek ona dua edenlerle birlikte sabret.

Dünya hayatının süs ve ziynetine kapılıp gözlerini onlardan ayırma

Kalbini bizi anmaktan gafil kıldığımız, kötü istek ve arzularına boyun eğmiş ve işi aşırılıklarla dolu olan kimseye uyma.

Deki; hak ve gerçek rabbinizdendir.

O halde dileyen iman etsin.

Şüphesiz zalimler için duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmış bir ateş hazırladık.

Eğer o zalimler su için feryat ederlerse onlara erimiş maden gibi yüzleri kavuran bir su ile yardım edilir.

Bu ne kötü konaklama yeridir. Kehif süresi 27-28-29 ayetler.)

OTUZ BEŞİNCİ MEV’İZE;

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor;

*Ey âdemoğlu;

-Sen iki nimet arasında sabahladın ki, hangisinin daha büyük olduğunu, bilmiyorsun.

İnsanların vakıf olmadığı ve bilmediği, günahların mı?

-Yoksa insanların sana karşı güzel muameleleri ve seni methüsena etmelerimi?

Ey âdemoğlu;

Şayet insanlar senin hakkında benim bildiklerimi bilseydiler sana selam bile vermezlerdi.

Bundan daha büyük nimet ise sana verdiğim afiyet ve senin onlara muhtaç olmaman ve onların sana muhtaç olması ve onlardan gelecek eziyetlerden senin korunmuş olmandır.

Öyle ise bana hamd et ve sana verdiğim nimetlerin kıymet ve kadrini bil.

İbadetlerini riya ve gösterişten temizle.

Yolculuğa giden bir kimse gibi yanına azık al.

Hayrını ve amellerini arşımın altına koy.

*Ey âdemoğlu;

Günahlar ile kararan ve katılaşan kalpleriniz amellerinizden dolayı ağlıyor.

Amellerinizde Bedenlerinizden dolayı ağlıyor.

Bedenlerinizde diliniz ve lisanınızdan dolayı ağlıyor.

*Ey âdemoğlu;

Benim hazinelerim ebediyyen bitmez ve tükenmez.

İnfak ettiğiniz ve tasadduk ettiğiniz kadar bende size veririm.

Vermediğiniz kadarda eksiltirim.

Sana verdiğim rızıklardan fakir ve miskinlere vermemen, cimrilik yapman ve fakirlikten korkman kötü düşünmenden ve bana güvenmemendendir.

Çünkü senin yaradılışını rızka ihtimam üzere yarattım.

Sen rızka ehemmiyet ve önem verdiğinde ben azimüşşan sana rızık verdiğim zaman sende fakir ve miskinlere infak et. sende onlara ver. Verdiğim nimetler ile kullarıma cimrilik yapma.

Senin verdiklerinin yerine fazlasıyla vereceğime ben söz veriyor ve kefil oluyorum.

Ayni zamanda, ecir, sevap ve mükâfat vereceğime de söz veriyorum.

*Ey Âdemoğlu;

Niçin benim kitabımda anlattığım hususlarda şüphe ediyorsun?

-Kim benim verdiğim sözlerimi ve gönderdiğim peygamberlerimi tasdik etmez ise benim rububiyyetimi inkâr etmiş olur.

-Kim benim rububibiyyetimi inkâr ederse onu yüzüstü cehennemime atarım.

OTUZ ALTINCI MEV’İZE;

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor;

*Ey âdemoğlu;

Ben azimüşşan Allah’ım.

Benden başka ilah ve mabut yoktur.

Öyle ise bana ibadet ediniz.

Bana şükür ediniz, nankörlük yapmayınız.

*Ey âdemoğlu;

Kim benim veli bir kuluma ve benim bir dostuma düşmanlık ederse bana harp ilan etmiş olur.

Benden başka yardımcısı olmayan bir kimseye kim zulüm ve haksızlık ederse ona benim gazabım ve azabım şiddetli olur.

Kim benim yaptığım taksimata rıza gösterirse rızkında bereket ihsan ederim. o  dünyayı istemese de ona dünya istemeden gelir.

 

OTUZ YEDİNCİ MEV’İZE;

*Ey âdemoğlu;

Elini göğsüne ve vicdanına koy ve kendin için istediğin şeyleri başkaları içinde iste.

*Ey âdemoğlu;

Senin bedenin zayıftır.

Lisanın hafiftir.

Kalbin de cebbardır.

*Ey âdemoğlu;

Akıbet ve sonun ölümdür.

Ölüm sana gelmeden önce hazırlık yap ve  onun için çalış.

*Ey âdemoğlu;

A’zandan yarattığım her uzuv için Bir rızık yarattım.

*Ey âdemoğlu,

Şayet seni görme özürlü, âmâ olarak yaratsa idim gözlerinin hasretini çekerdin.

Şayet işitme özürlü, sağır olarak yaratsa idim kulaklarının hasretini çekerdin.

Sana verdiğim sayısızca nimetlerin kıymetini bil ve bana şükret. Nankörlük yapma. çünkü en son varacağın yer benim yanımdır.

*Ey âdemoğlu;

-Senin için ayırdığım nimetleri aramakta kendini yorma.

-Senin için ayırdığım her şey elde edinceye kadar seni arar ve bulur.

*Ey âdemoğlu;

Bana yalan yere yemin etme.

Kim yalan yere yemin ederse onu cehennemime atarım.

*Ey âdemoğlu;

Benim verdiğim rızkı yediğinde peşinden bir ibadet ve dua ekle, dua et.

*Ey âdemoğlu;

Yarının yiyeceğini, rızkını benden isteme. zira ben senden yarının ibadetini istemiyorum.

*Ey âdemoğlu;

Şayet kullarımdan birisi için dünyayı bırakacak olsa idim kullarımı bana itaate çağırmaları ve emirlerimi yerine getirmeleri için peygamberlerime bırakırdım.

*Ey âdemoğlu;

Ölüm sana gelmeden önce nefsin için ve kendin için amel et, ibadet yap.

Ey ademoğlu;

Hataların seni aldatmasın. çünkü onların neticesinde ahirete yolculuk vardır.

Dünya hayatı ve ardı arkası kesilmeyen istek ve arzular, tulu emel seni tövbe etmekten alı koymasın.

Çünkü pişmanlığın fayda vermeyeceği bir zamana kadar tövbeyi tehir etmek ve ertelemek seni pişman eder.

*Ey âdemoğlu;

-Sana verdiğim maldan benim hakkımı ayırıp çıkarmadığın, fakirlere, miskinlere, haklarını vermediğin zaman sana bir cebbar, bir zalim musallat ederim.

-O malı senin elinden alırım.

-Bundan dolayı sana sevap da vermem.

*Ey âdemoğlu;

-Eğer benim rahmetimi istiyorsan bana ibadet ve itaate devam et.

-Eğer benim azabımdan korkuyorsan günahlardan sakın.

*Ey âdemoğlu;

Ben azimüşşan senin az ameline razıyım.

Sen ise sana verdiğim çok rızka razı olmuyorsun.

*Ey âdemoğlu;

Bir mal elde edeceğin ve kazanacağın zaman hesabını hatırla.

Bir yemeğe oturduğun zaman açları hatırla.

Zayıf ve güçsüz bir kimseye bir şey yapmaya muktedir olduğunda Allah Teâlâ’nın güç ve kudretini hatırla.

Allah Teâlâ dilese idi o güçsüze güç ve kuvvet verip sana musallat ederdi.

Sana bir bela ve musibet geldiğinde lahavle vela kuvvete illa billah il aliyyil azim. Diyerek Allah Teâlâ’dan yardım iste.

Sana bir hastalık isabet ederse sadaka vermek suretiyle onu tedavi et.

Sana bir bela, bir ölüm isabet ederse inna lillah ve inna ileyhi Raci un. De.

OTUZ SEKİZİNCİ MEV’İZE;

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor;

*Ey âdemoğlu;

Hayırlı işler yap. çünkü hayırlı işler cennetin anahtarıdır. Sahibini cennete götürür.

Şerden ve kötülüklerden sakın. çünkü kötülük cehennemin anahtarıdır. Sahibini cehenneme götürür.

*Ey âdemoğlu;

Yaptığın binaları harap olmaları ve yıkılmaları için yapıyorsun. Senin ömrün harap olmak ve yok olmak içindir.

Toplayıp biriktirdiğin malların da varisler içindir.

Nimetler başkaları içindir. azabı, cezası, hesabı ve pişmanlığı senin üzerine dir.

Kabirde senin arkadaşın sırf Allah rızası için yaptığın Salih amellerdir.

Hesaba çekilmeden önce kendini hesaba çek. İbadet ve itaate devam et.

Günahlardan, sakın. sana verdiğim nimetlere razı ol. şükredenlerden ol.

*Ey âdemoğlu;

Kim gülerek günah işlerse ben onu ağlar vaziyette cehenneme koyarım.

Kim bana tazim, haşyet ve huşu ile ibadet ederse ben onu sevinir vaziyette cennetime koyarım.

*Ey âdemoğlu;

-Nice zenginler vardır ki kıyamet ve hesap vakti hesap çok çetin ve zor olduğu için keşke zengin olmasa idim, fakir olsa idim istek ve arzusunda olacaklardır.

-Nice cebbar ve kibirliler vardır ki onları ölüm zelil eder.

-Nice tatlı şeyler vardır ki ölüm onları acı hale getirir.

-Nice sahip olduğu nimetler ile sevinenler vardır ki onları ölüm kederli ve mahzun hale getiri.

-Nice ferahlı anlar var ki peşinden uzun hüzünler ve üzüntüler gelir.

*Ey âdemoğlu;

Eğer hayvanlar ölüm hadisesinden sizin bildiklerinizi bilmiş olsalardı yeme ve içmeden kesilir, açlık ve susuzluktan ölürlerdi.

Şayet senin için ölüm mukadder olmasa idi yine geceleri uyumaman, gündüzler dede rahat edememen gerekirdi.

Dünya hayatından ve ölümden sonra azap, hesap gibi daha kötü şeyler olacak iken sen nasıl rahat edersin?

*Ey âdemoğlu;

Ahirette sevineceğin işleri yerine getir. arkanda iyi şeyler bırak.

Öldükten sonra üzüleceğin şeyler değil yaptığın kötülükler değil yapamadığın iyilikler olsun.

Ey âdemoğlu;

-Dünya nimetlerinden sana verdiklerime sevinme.

-Dünya malından, elinden çıkana da üzülme.

*Ey âdemoğlu;

Seni topraktan yarattım ve toprağa iade edeceğim. tekrar topraktan dirilteceğim. Öyle ise dünyaya veda et. Ahirete hazırlan.

*Ey âdemoğlu;

Şunu iyi bil ki;

-Ben azimüşşan bir kulumu sevdiğim zaman dünyayı onun elinden alırım.

Onu ahiret için, istihdam ederim.

-O kuluma dünyanın ayıplarını, zararlarını tehlikelerini gösteririm ki kendisini dünyadan sakınsın ve cennete götürecek ameller işlesin de ben de onu rahmetimle cennetime koyayım.

-Ben azimüşşan; bir kuluma gazap ettiğimde ve  kızdığımda onu dünya işleriyle meşgul eder onu kendimden uzaklaştırırım. Böylece o cehennem ehlinden olur onu cehenneme koyarım.

*Ey âdemoğlu;

Ne kadar uzun olursa olsun her ömür muhakkak bitecektir.

Dünya öğlen gölgesi gibidir. Azıcık durur. Sonra gider bir dahada geri dönmez.

*Ey âdemoğlu;

-Seni yaratan benim.

-Sana rızık ve yiyecek veren benim.

-Sana hayat veren benim.

-Seni öldürecek olanda benim.

-Seni öldükten sonra tekrar diriltecek olan da benim.

-Seni öldükten sonra hesaba çekecek olanda benim.

-Sen bir günah işlersen ve bir kötülük yaparsan kesinlikle cezasını göreceksin.

Sen bununla beraber kendi faydana, zararına, ölümüne, hayatına ve öldükten sonraki dirilmene malik değilsin.

*Ey âdemoğlu;

Bana itaat et ve bana, dinime, kitabıma hizmet et. Rızkını düşünüp dert etme.

Zira ben azimüşşan, senin tüm işlerine kâfi gelirim.

Benim kâfi geldiğim ve üstlendiğim şeylerin düşüncesini ve üzüntüsünü taşıma.

*Ey âdemoğlu;

Senin için takdir olunmayan ve senin idrak edemeyeceğin, ulaşamayacağın şeyin üzüntüsünü niçin taşıyorsun?

Yapmadığın bir ibadetin sevabını alamayacağın gibi senin için takdir olunmayan şeyler ede ulaşamazsın.

*Ey âdemoğlu;

Sonu ölüm olan kimse dünya ile nasıl yetinir ve nasıl sevinir?

Öldükten sonra konacağı yer kabir olan kimse evinde, sevinerek nasıl oturur?

*Ey âdemoğlu;

Şükrünü eda ettiğin azıcık rızkın senin için şükrünü yapamadığın çok maldan hayırlıdır.

*Ey âdemoğlu;

Senin en hayırlı malın hayatta iken ahirete gönderdiğin malındır. Yaptığın hayır, hasenat ve verdiğin sadakalarındır.

Senin en hayırsız, en kötü malın ise sen öldükten sonra geride bıraktığın malındır.

Öyle ise benim yanımda bulacağın hayırları ölüm sana gelmeden önce yap.

*Ey âdemoğlu;

-Kim gam, keder ve hüzün içerisinde ölürse onu kederden kurtaracak olan benim.

-Kim günah ve hatalarının affını isterse onu af edecek olan ancak benim.

-Kim tövbekâr olursa onun tövbesini kabul edecek olan benim.

-Kim çıplak olup giyecek elbise bulamazsa onu giydirecek olan ancak benim.

-Kim korku ve endişe içerisinde ise ona emniyet ve güven verecek olan benim.

-Kim aç olup yiyecek bulamıyorsa onu doyuracak olan ancak benim.

*Kulum bana itaat üzere olup beni razı ettiğinde bende onun işlerini kolaylaştırırım.

-Onun arkasını kuvvetlendiririm.

-Onun Gönlünü ve kalbini açar genişletirim.

*Ya Musa;

-Kim fakirlerin ve yetimlerin mallarıyla zengin olmak isterse dünyada onu fakirleştiririm. ahirette de ona azap ederim.

-Kim fakirlere, zayıflara ve güçsüzlere cebbarlık yapar, zulüm ve haksızlık ederse dünyada hemen onun binasını tahrip ederim.

-Ahirette de cehenneme koyarım.

*günahlardan arınan ve temizlenen ve rabbinin adını anıp namaz kılan kesinlikle kurtuluşa ermiştir. Fakat siz dünya hayatını tercih ediyorsunuz.

Oysa ahiret, daha hayırlı ve daha kalıcıdır.

Şüphesiz bunlar önceki kitaplar dada vardır. İbrahim ve Musa nın kitaplarında.)a’la süresi,14-15-16-17- 18-19 ayetler.

*İş bu risalenin tercümesi hicri 1437 recebi şerif ayında miraç gecesinde tamamlanmıştır. Muhtevasıyla amel edip istifade edenlerin emeği geçen her kese dua etmelerini ümit ederiz.

Maddi ve manevi her türlü muvaffakiyet ve başarı ancak Allah Teâlâ’dandır.