Risale-i Velediyye

 

Errisaletül velediyye lil imam il âlimi il allameti ebi Hâmid Muhammed bin El gazali

( Huccetül İslam imamı gazali den Evrensel nasihatler )

*Bu risale;

Nasihat isteyen bir talebesine ve onun şahsında tüm Müslümanlara, bilhassa yeni nesil günümüz gençlerine imamı gazali hazretlerinin ayeti kerime ve hadisi şeriflerden mülhem evrensel çok önemli nasihatlerini içermektedir.

Hamd âlemlerin sahibi ve mürebbisi Allah Teâlâ’ya mahsustur.

Güzel akıbet ve sonuç takva ehli mü’minler içindir.

Salat ve selam Muhammed aleyhisselama, onun temiz aline, ashabına ve kıyamete kadar gelecek tüm tabilerine olsun.

Uzun zaman imamı gazali hazretlerinin hizmetinde bulunan ve ilmin birçok inceliklerini tahsil eden bir talebesi bir gün şimdiye kadarki ömrümü bu kadar çok ilimleri öğrenmek için geçirdim.

Şimdi ise yarın ahirette bunlardan hangisi bana fayda verecekse onları bilmem lazım.

Faydası olmayanlarıda terk etmem lazım diye düşündü.

*Çünkü resulü Ekrem efendimiz;

-Allah’ım faydasız ilimden,

-Huşusuz kalpten,

-Doymayan nefsten,

Kabul olunmayan duadan sana sığınırım. Buyurdu. Sahihi Müslim ve tirmizi

Böyle düşünmeye devam ederken üstazı imamı gazali hazretlerine bir mektup yazıp birçok meseleler hakkında fetva istedi.

Her ne kadar sorularımın cevapları ihya i ulumiddin ve diğer eserlerinde var isede benim maksadım ömür boyu yanımda taşıya bileceğim ve yerine getire bileceğim birkaç sayfadan ibaret olmalıdır. Deyip nasihatlerini istedi.

İmamı gazali hazretleride bu mealde nasihat isteyen talebesine ve onun şahsında herkese nasihat olarak bu risaleyi yazdı ve şöyle buyurdu.

*Evladım;

Allah Teâlâ seni kendisine itaatte daim kılsın Ve seni sevdiği kullarının yoluna ulaştırsın.

İyi bil ki;

En yaygın ve önemli nasihat Resulüllah sallallahü aleyhi vesellemden bize ulaşan nasihatlerdir.

Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem efendimizin nasihatleri sana ulaşmış ise benim nasihatlerime ne ihtiyacın var?

Resulüllahın nasihatleri sana ulaşmamış ise bu kadar zamandır neyi tahsil ettin ve neyi öğrendin?

*Evladım;

*Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem efendimizin yaptığı nasihatlerden bir tanesi şudur.

(Allah Teâlâ’nın bir kulundan yüz çevirdiğinin, kulunu sevmediğinin, alameti, işareti ve göstergesi

O kulun mala ya’ni işlerle, boş, faydasız ve gereksiz şeylerle meşgul olmasıdır.

Bir insan ömründe bir saat yaradılış gayesinin dışında geçirirse uzunca bir müddet onun hasretini, onun nedamet ve pişmanlığını çekmeye layık ve müstahak olur.

*Zira hatemülenbiya aleyhissalatu vesselam efendimiz şöyle buyurdu.

Kırk yaşını geçtiği halde hayırları, hasenat ve iyilikler, kötülüklerine galip gelmeyen kişi cehennemde yerini hazırlasın. İmamı malik, imamı ahmed ve tirmizi)

Resulü Ekrem efendimizin bu hadisinde ilim kabiliyyeti olan her kese yetecek kadar nasihat vardır.

*Hadis şerifin manası şudur;

Kamil bir Müslüman nasıl amel edeceğini, neyi ne zaman söyleyeceğini, küçük büyük her şeyden sual olunacağını, bilir.

( Allah Teâlâ; kulak, göz, kalp hepsi mes’uldürler. isra süresi 38 ayet)buyuruyor.

Bu nedenle kâmil Müslüman faydasız sözleri ve işleri terk eder. Dünyası ve ahireti için faydalı olan işlere yönelir.

*Evladım;

nasihat etmek kolaydır. Fakat kabul edip onunla amel etmek zordur.

Çünkü nefslerine tabi olanlara nasihat acı gelir. Zira menhiyat ve günahlar onların kalplerinde sevimlidir.

Bilhassa ilim ile meşgul olan ve okuyan kimseler mücerret ve sadece bilginin, amelsiz ilmin faydası olacağını, kendilerini kurtaracağını zan ederler.

*Allah Teâlâ şöyle buyuruyor;

(Ey iman edenler Yapmadığınız şeyleri niçin? Başkalarına Söylüyorsunuz.

Yapmadığınız şeyleri başkalarına söylemeniz Allah Teâlâ yanında büyük bir günahtır. Haşir süresi 2-3 ayetler)

Kuru bilginin, amelsiz ilmin, faydası olacağını söyleyenler felsefecilerdir.

Onlar şu kadarını bilmiyorlar ki bildikleriyle amel etmeyen âlimin ilmi, sahibinin aleyhinde daha kuvvetli bir delildir.

*Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem efendimiz şöyle buyurdu;

(Kıyamet gününde en şiddetli azap ilmiyle amel etmeyen âlime yapılacaktır. Taberani, Beyhaki, şuabuliman)

Evliyaullahdan cüneydi bağdadi hazretleri vefatından sonra rüya âleminde görülüp kendisine durum nedir? Diye sorulunca ibareler, kitaplar, bir işe yaramadı. işaretler ve kerametlerde yok oldu. ancak gece yarısı kalkıp kıldığımız rek’atcıklar yanımıza kar kaldı buyurmuştur.

*Evladım;

Amellerinde müflis olma.

Kalbini Allah aşkı, şevk, huşu, Allah korkusu, hüzün, inkisar gibi, hallerden hali ve boş kılma.

Ebu hüreyre radıyallahü anhın rivayet ettiği hadisi şerifte,

*Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem efendimiz. Şöyle buyurdu;

(Müflis, iflas eden kimdir bilir misiniz?

Ashabı kiram aleyhimürrıdvan hazretleri bizde parası ve malı kalmamış adama müflis derler. Buyurdular.

Resulü Ekrem sallallahü aleyhi vesellem efendimiz.

Lakin ümmetimden müflis;

-Kıyamet gününde namaz, oruç, zekât gibi ibadetler ile gelmiş,

-Ancak şuna buna sövmüş,

-Onu bunu döğmüş,

-Şuna buna iftira etmiş,

-Birilerinin kanını akıtmış,

-Yaptığı ibadetlerin ve amellerin sevabı onlara verilmiş,

-Sevaplar bitince de alacaklı olanların günahları onun sırtına vurulmuş,

Sonrada cehenneme atılmış insandır. Buyurdu. Sahihi müslim,4/1997-tirmizi/101)

*Evladım;

Kesin olarak bil ki;

Amelsiz ilim sahibine fayda vermez.

Bunun misali şudur ki;

Bir sahrada bir adamın yanında çok keskin on tane kılıç ve başka silahlar bulunsa adam da gayet cesur, kahraman ve silahşor olsa adama bir aslan saldırsa silahları kullanmadan aslanın şerrinden ve tehlikesinden kendisini koruya bilir mi? Elbette koruyamaz.

Ayni şekilde bir adam yüz bin ilmi mesele okuyup öğrense öğrendikleri ve bildikleriyle amel etmedikçe faydasını göremez.

İkinci bir misal de şudur;

Bir adam safra hastası olup harareti yükselse onun ilacı olan sekencebin ve keşkâp gibi tedavi edici ilaçları içmese iyileşmez.

 

*Evladım;

Şayet yüz sene ilim okusan, bin kitap toplasan, amel etmediğin müddetçe Allah Teâlâ’nın rahmetine nail olamazsın.

*Zira Allah Teâlâ şöyle buyuruyor;

(hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez.

-İnsan için ancak kendi çalışmasının karşılığı vardır.

-Şüphesiz çalışması da yakında görülecektir.

-Sonra karşılığı ona eksik siz verilecektir.

-Şüphesiz en son varış rabbinedir,

-Doğrusu güldüren de ağlatan da odur.

-Elbette öldüren de dirilten de odur. Necim süresi 38 ila 44)

(kim rabbine kavuşmayı, rahmetinden istifade etmeyi arzu ediyorsa Salih ameller ve yararlı işler yapsın ve kullukta rabbine hiç bir kimseyi ortak koşmasın. Kehif süresi 110 ayet)

*(yaptıklarına karşılık kendileri için saklı tutulan mutluluk haberlerini hiç kimse bilemez.

-Hiç inanan kimse yoldan çıkmış kimse gibi olur mu? Elbette eşit olmazlar.-*İman edip Salih amel işleyenler için yaptıklarına karşılık varıp konaklayacakları cennet köşkleri vardır.

-Yoldan çıkanların varacakları yer ise ateştir. Oradan ne zaman çıkmak isteseler geri çevrilirler ve onlara yalanlayıp durduğunuz ateşin azabını tadın denir.

-Biz ahiretteki büyük azabdan önce onlara mutlaka dünya azabından da tattıracağız. böylece belki imana dönerler. Secde süresi17 ila21)

*(deki size yaptıkları işler ve ameller bakımından en çok zarar ve ziyana uğrayanları haber verelim mi?

Onlar dünya hayatındaki bütün amelleri ve çalışmaları boşa giden kimselerdir.

Hâlbuki onlar güzel bir iş ve amel yaptıklarını sanıyorlardı.

İşte onlar, rablerinin ayetlerini ve ona kavuşmayı inkâr eden bu yüzden amelleri boşa giden kimselerdir.

Artık onlar için kıyamet gününde bir ölçü de koymayacağız.

İşte onların cezası inkâr etmeleri, ayetlerimi ve peygamberlerimi alaya ve istihzaya almalarına karşılık olarak cehennemdir.

İman edip Salih amel işleyenlere gelince, onlar için Firdevs cennetleri konaklama yeri olmuştur.

Orada ebedi dirler. kehif süresi 103 ila108)

*(kıyamet günü azap şiddetlendirilir. inanmayanlar hor ve hakir olarak orada ebedi kalırlar.

Ancak tövbe edip iman eden ve Salih ameller işleyenler müstesna, çünkü Allah bunların seyyiatlarını hasenata, kötülüklerini, iyiliğe çevirir. Allah çok merhametli ve af edicidir.

Kim tövbe edip Salih amel yaparsa şüphesiz o makbul bir kimse olarak allaha döner. Furkan süresi69 ila71)

*Resulü Ekrem sallallahü aleyhi vesellem efendimiz hadisi şerifinde;

(İslam beş esas üzerine bina edildi,

Kelimei şehadet,

Namaz kılmak,

Zekât vermek

Ramazan orucunu tutmak,

İmkânı olanlar için hacca gitmek. Sahihi Buhari ve sahihi Müslim.)

İman;

-Dil ile ikrar,

-kalp ile de tasdik ve rükünlerini İslam’ın esaslarını yerine getirmektir.

Amel etmenin delilleri sayılmayacak kadar çoktur.

Bir kul, her ne kadar Allah Teâlâ’nın keremi, rahmeti ve lütfu ile cennete girse bile bu ancak ibadet, itaat ve Salih ameller ile hazırlandıktan sonra olur.

Çünkü

Allah Teâlâ’nın rahmeti iyilik edenlere ve Salih amel işleyenlere daha yakındır.

Mücerred, sırf iman ile cennete girilir denilirse, bizde deriz ki;

Evet girilir.

Lakin ne zaman?

Nice zor ve dar geçitlerden geçtikten ve engelleri aştıktan sonra.

O, dar ve zor,  dik ve sarp yokuşların, tehlikelerin, başında iman muhafazası vardır.

İmanını muhafaza ede bilecek mi?

Yoksa iflas etmiş olarak mı? Gidecek bilinmez.

*Tabiinden hasanı Basri hazretleri şöyle buyurdu;

Allah Teâlâ kullarına kıyamet gününde şöyle buyuracak;

Ey kullarım cennete rahmetimle giriniz.

Amelleriniz miktarınca taksim ediniz.

*Evladım;

Amel etmedikçe ve ibadet yapmadıkça ücret ve mükâfat bulamazsın.

Şöyle anlatıldı;

Beni İsrail’den bir adam yetmiş sene Allah Teâlâ’ya ibadet etti.

Allah Teâlâ bu kulunun o haliyle, yetmiş senelik ibadetiyle, cennete giremeyeceğini meleklere göstermeyi Murad etti.

Bir melek gönderip bu durumu o abide haber vermesini emir etti.

Melek durumu haber verdiğinde o abid zat, biz ibadet yapmak için yaratıldık. Bize ibadet etmek düşer. Deyip ibadetlerine devam etti.

Vazifeli melek gidip durumu Allah Teâlâ’ya arz edince Allah Teâlâ şöyle buyurdu.

Bu kulum mademki bizden yüz çevirmeyip ibadetlerine devam etti bizde ondan yüz çevirmeyiz.

Ey meleklerim şahid olunuz ki ben azimüşşan o kulumu af ettim.

*Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem efendimiz şöyle buyurdu;

Kıyamet günü hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekiniz.

Ogün amelleriniz tartılmadan önce amellerinizi kendiniz tartınız. Tirmizi)

*Hazreti ali radıyallahü anhü efendimiz şöyle buyurdu;

(Kim gayret etmeden maksadına kavuşacağını zan ederse sadece kuru bir temenniden ibaret kalır.

Kim gayret neticesinde maksadına ulaşacağını zan ederse o müstağnidir ve mutmaindir.)

*Hasanı Basri rahimehüllah şöyle buyurdu;

(Amelsiz ve ibadetsiz cennet istemek günahlardan bir günahtır.

Doğru olan ibadet ve ameli terk etmek değil, ibadetlere Devam etmektir.)

*Resulü Ekrem sallallahü aleyhi vesellem efendimiz şöyle buyurdu;

(Akıllı kimse nefsini hesaba çekip terbiye eden ve ölümden sonrası için amel edendir.

Ahmak kimse ise nefsine, nefsani istek ve arzularına tabi olup Allah Teâlâ’dan af ve mağfiret umandır. tirmizi, ibni mace.)

*Evladım;

İlim tekrarı ve kitap mütalaası ile uykuyu kendine haram ve yasak edip kaç gece uykusuz kaldın?

Böyle yapmandaki sebep nedir?

Eğer niyet ve maksadın dünya nimetlerine nail olmak, makam mevki, şan şöhret sahibi olmak, emsal ve akranına üstün gelmek ise sana yazıklar olsun.

Eğer maksat ve gayen resulü Ekrem sallallahü aleyhi vesellem efendimizin şeriatını ve sünnetini ihya etmek, hayata geçirmek ve nefsini ahlakı zemimelerden, çirkin huylardan temizlemek, nefsiemmareni terbiye etmek ise sana müjdeler olsun.

*Bu manada şair şöyle söylüyor;

Senin rızan için olmayan bir uykusuzluk zayidir.

Senin haşyet ve korkundan olmayan bir ağlamada boştur.

*Evladım;

Allah Teâlâ’ya karşı isyan ve günah içerisinde olup ahiretini ve ibadetlerini ihmal ederek, kelam, hilaf, cedel, tıp, divan, şiir, ilmi nücum, ilmi aruz, sarf, nahiv gibi ilimleri tahsil etmekten dünyalıktan başka eline ne geçti?

Ben incilide şöyle gördüm;

*İsa aleyhisselam şöyle buyurdu;

İnsan ölüp kabrinin kenarına getirilinceye kadar Allah Teâlâ azametiyle kırk soru sorar.

Birincisi şudur;

Ey kulum insanların gördüğü ve baktığı yerlerini senelerce temizledin, temiz tuttun. Fakat benim nazargahım olan kalbini bir saat dahi temizlemedin.

Her gün Allah Teâlâ kulunun kalbine bakıp ey kulum seni her türlü hayırlar, güzellikler ve nimetlerimle donattığım halde, başkaları için çalışıyorsun. Sen duymayan, işitmeyen bir sağırımsın? diye seslenir.

*Ey evladım;

Amelsiz ilim cinnettir ve deliliktir.

İlimsiz amel de olmaz.

İyi bil ki;

bu gün seni günahlardan uzaklaştırmayan, ibadetlere ve Salih amellere yönlendirmeyen bir ilim, kesinlikle yarın kıyamet gününde, seni cehennem ateşinden uzaklaştırmayacaktır.

Bu gün ilminle amel etmeyip geçen günlerin tedarikini yapmazsan yarın mahşer gününde şöyle diyeceksin,

(Ey rabbimiz, bizi tekrar dünyaya döndürde Salih ameller işleyip gelelim. Secde süresi 12 ayet)

Sana ey ahmak; sen o dünyadan geliyorsun. Denecek

*Ey evladım;

Ruhunu yücelt.

Nefsini mağlup et.

Vücudunun öleceğini unutma.

Senin son durağın kabirdir.

Kabir ehli ne zaman gelecek diye her an seni bekliyorlar.

Oraya, azıksız, ibadetsiz ve amelsiz gitmekten sakın.

*Sıddikıekber hazreti Ebu Bekir radıyallahü anhü efendimiz şöyle buyurdu;

(şu cesetlerin, bir kısmı kuşların kafesleri gibidir.

Bir kısmıda hayvanların ahırları gibidir.

Ey insan sen hangisindensin? bir düşün!

Eğer havada uçan kuşlardan isen(ey nefsi mutmainne sen rabbinden Razi olduğun halde rabbinde senden Razi ve memnun olduğu halde rabbine dön. Fecir süresi28 ayet)emri ilahisini işitirsin. Ve yüksek yerlere uçar, cennetin yüksek burçlarında oturursun.

*Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem efendimiz şöyle buyurdu;

(Saad bin muazın vefatından dolayı rahman olan Allah Teâlâ’nın arşı titredi. Sahihi Buhari, sahihi Müslim, tirmizi)

Eğer hayvanlardan olursan, Allah Teâlâ muhafaza eylesin. evinin köşesinden cehennemin alevine intikal edeceksin.

*Allah Teâlâ şöyle buyuruyor;

(Biz azimüşşan cehenneme birçoklarını hazırladık.

-Onların kalpleri var, lakin anlamazlar.

-Kulakları var fakat işitmezler.

-Gözleri var ancak görmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir. Onlar hayvanlardan Daha da aşağıdadırlar. Araf süresi 179 ayet)

*Hasanı Basri hazretlerine bir gün sıcak bir havada soğuk bir su ikram edilmiş ti, bardağı alınca bayılıp bardak elinden düştü.

Ayıldığında ne oldu ya eba Said? Diye sorulunca, cehennem ehlinin halini ve yalvarışlarını anlatan ayeti kerimeyi hatırladım. Dedi

*Allah Teâlâ şöyle anlatıyor;

(cehennem ehli, cennet ehline, bize biraz su veya Allahın size verdiği rızıktan birazda bize verin. diye yalvarırlar. Onlarda, Allah bu nimetleri, kâfirlere haram kılmıştır derler. Araf süresi 50 ayet)

*Ey evladım;

Şayet Mücerred ve yalnızca ilim ve bilgi, yani amelsiz ilim kâfi olup amel ve ibadete ihtiyaç olmasaydı, Allah Teâlâ’nın;

(Dua eden yok mu?

-İstiğfar eden yokmu?

-Af dileyen yok mu?

-Tövbe eden yok mu?

Diye nida etmesi faydasız ve boş olurdu. Sahihi Buhari kitabutteheccüd)

Sahabeden bir cemaat, Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem efendimizin yanında, hazreti Ömer efendimizin oğlu hazreti Abdullah’ı methüsena etmişlerdi.

Resulü Ekrem sallallahü aleyhi vesellem efendimiz, geceleri de kalkıp teheccüd namazı kılsaydı daha güzel olurdu buyurdular.

Bunu işittikten sonra, hazreti Abdullah çok az uyumaya başladı. Sahihi Buhari, sahihi Müslim)

*Yine resulü Ekrem sallallahü aleyhi vesellem efendimiz ashabı kiramdan birisine;

(ey filan gece uyuma. Zira sabaha kadar uyumak, sahibini kıyamet günü fakir yapar buyurdu. İbnimace)

*Evladım;

(Gecenin bir kısmın da sana mahsus bir nafile olarak teheccüd namazı kıl.

umulur ki rabbin seni makamı mahmude yükseltir. isra süresi 79 ayeti.) emri ilahidir.

Onlar seher vakitlerinde istiğfar ederler. zariyat süresi 18 ayet. Bir şükürdür.

Ali İmran süresinin( Seher vakti istiğfar edenler) Mealindeki ayeti 17.ayeti kerimesi  bir zikirdir.

*Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem şöyle buyurdu;

(üç sesi Allah Teâlâ sever.

-Horoz sesi,

-Kuranı kerim okuyanın sesi,

-Seher vaktinde istiğfar edenlerin sesi) deylemi, ibni mace

*Süfyanı sevri rahimehüllah, şöyle buyurdu;

Allah Teâlâ’nın seher vaktinde esen bir rüzgârı vardır. o vakitte yapılan istiğfar ve zikirleri alıp Allah Teâlâ’ya götürür.

Gecenin ilk saatlerinde arşı muzzamanın altında bir münadi;

-Uyanın ey abidler diye nida eder ve abidler uyanıp kalkarlar, cenabı hakkın dilediği kadar namaz kılarlar ibadetle meşgul olurlar.

-Gece yarısı olunca bir münadi daha, Ey kanitler uyanın diye nida eder. Onlarda kalkıp ibadet ederler,

Seher vakti oluncaya kadar istiğfar ederler.

-Fecir doğduğunda bir münadi daha, uyanın ey gafiller, diye nida eder. Onlarda ölüler gibi, yataklarından kalkarlar.

*Evladım;

Lokman hekim oğluna yaptığı tavsiyesinde şöyle buyurdu;

Yavrucuğum, bir horoz senden akıllı olmasın.

-Zira o seher vaktinde nida ediyor.

-Sen o vakitte uyuma.

-Hiç şüphe yok ki her şey Allah Teâlâ’yı tesbih ediyor.

( Yedi kat Semavat ve yer ve yerlerde ve göklerde olan her şey, Allah Teâlâ’yı Hamdi’yle ve kendi lisanıyla tesbih ediyor. Ancak siz onların tesbihatını anlayamıyorsunuz. İsra süresi 44 ayet.)

*Evladım;

İlmin hulasası ve özü, Allah Teâlâ’ya ibadet ve itaati öğrenmektir.

İyi bil ki;

İbadet ve itaat, her işte ve her sözde, bütün emirlerde ve yasaklarda, şeriatı garrai ahmadiyeye uymaktır.

Mesela;

Şayet ramazan bayramı günü ve eyyamı teşrık denilen kurban bayramının günlerinde, oruç tutacak olsan ibadet ve itaat etmiş olamazsın.

Bil ’akis isyan etmiş olup günahkâr olursun. Çünkü o günlerde oruç tutmak haramdır.

Keza gasp edilmiş ve çalınmış bir elbise ile veya haram para ile alınmış bir elbise ile namaz kılsan, bu namaz, ibadet suretinde görünse bile namaz makbul olmayıp günahkâr olursun.

*Evladım;

Her işinde ve sözünde, şeriatı garraiahmdiyeye uyman lazımdır. Çünkü şeriata uymayan ilim ve amel dalalettir, boştur ve faydası yoktur.

Sofilerden sadır olan, cezbe halinde görülen, şer’i şerife uymayan hallerine, rüyalarına, aldanma. *Çünkü esas tasavvuf, şeriata uymakta son derece gayret içerisinde olmaktır.

*Tasavvuf Riyazet yoluyla, güzel ahlak ve edep sahibi olup, nefsin istek ve arzularını yok etmektir.

*Tasavvuf, faydasız, batıl ve boş sözler sarf etmek ve garip bir takım harikulade, olağan üstü şeyler gösterme yolu değildir.

İyi bil ki;

-Kontrolsüz bir dil,

-Gaflet ve şehvetle meşgul bir kalp şekavet alametidir.

İhlaslı ve samimi bir gayret ile nefsi emmareyi öldürmedikçe kesinlikle kalbin marifetullah nurlarıyla nurlanmaz.

*Sorduğun bazı sorulara yazı ve söz ile cevap vermek uygun ve münasip değildir.

Eğer o hale, o makam, o mertebe ve dereceye ulaşırsan kendin anlarsın.

Aksi takdirde bu gibi hususları anlamak, imkânsızdır ve muhaldir.

Çünkü o haller, ancak yaşamak ve tatmak ile alakalı olup söz ile anlatılmaz.

Mesela;

Bir tatlının tadı, bir acının acılığı, ancak tatmak ile anlaşılır.

Bir dost ve arkadaşına buna benzer, ancak yaşanarak biline bilecek bir soru soran kimseye arkadaşı, şimdiye kadar ben seni akıllı sanmıştım. meğer sen hem akılsız hem de ahmak imişsin, diye cevap vermiştir.

*Evladım;

Sorduğun bazı sorular bu kabildendir.

Hal işi olup kal ile söz ile anlatılamaz. Ancak yaşayarak öğrenilir.

Cevap verilmesi münasip ve uygun olan sorularına gelince, biz o hususları ihyai ulumiddin ve diğer kitaplarımızda anlattık.

Bu risalede de bir nebze anlatacağız.

*Hak yolunun yolcusuna; Dört hususu yerine getirmesi vaciptir, olmazsa olmazdır.

-Birincisi; içerisinde bid’, hurafe ve uydurma olmayan sahih, sağlam bir iman ve itikattır.

-İkincisi; bir daha yapmamak ve bir daha işlememek üzere, günahlara tövbei Nasuh ile samimi bir tövbe etmektir.

-Üçüncüsü; hiç kimsenin hakkı kalmayacak şekilde, hasımlarını, maddi ve manevi alacaklılarını razı etmek ve onlarla helalleşmektir.

-Dördüncüsü; Allah Teâlâ’nın emirlerini yerine getire bilecek kadar dini ve şer’i meseleleri, ilmihal bilgilerini öğrenmek, sonrada kurtuluş ve necat mümkün olacak şekilde ahiret ilimlerini öğrenmek ve yerine getirmektir.

Ayni zamanda Kuranı kerim ve sünneti resulüllaha muhalif olan her türlü söz inanç ve amellerden her türlü bid’atlardan uzak durmaktır.

*Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem efendimiz bir hutbesinde şöyle buyurdu;

(İyi bilin ki en hayırlı söz Allah Teâlâ’nın sözüdür.

-En doğru yol Muhammed aleyhisselamın yoludur.

-En kötü iş, bid’atlerdir, kitap ve sünnete uymayan işlerdir.

-Her bid’at dalalettir. Sapıklıktır. Sahihi Müslim 1/592)

*İmamı şibli hazretleri şöyle anlatıyor;

Dört yüz üstaza hizmet ettim, onlardan dört bin hadisi şerif okudum ve öğrendim.

Bunlardan bir tanesini seçtim onunla amel ettim.

Çünkü ben düşündüm ki; benim necat ve kurtuluşum, ondadır.

İlklerin ve sonrakilerin hepsinin ilmi onda mevcuttur.

Bu nedenle onunla iktifa ettim ve yetindim.

O hadisi şerif şudur;

Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem efendimiz ashabından bazılarına şöyle buyurdu;

-Bu dünyada kalacağın kadar dünyan için çalış.

-Ahirette kalacağın kadar ahiretin için çalış.

-Muhtaç olduğun kadar Allah için çalış.

-cehennem ateşine Dayana bileceğin ve ona sabır ede bileceğin kadar seni cehenneme götürecek günahlar için çalış.

*Evladım;

Bu hadisi şerifin manasını iyi düşündüğün zaman amel etmeyeceğin ve sana faidesi olmayacak  çok ilim öğrenmeye ihtiyaç yoktur.

*bu hususta Hatemülasem, hazretleri hakkında anlatılan hadiseyi düşün.

Hatemülasem hazretleri, şekikı belhi, nin ashabından ve talebelerinden idi.

şekikı belhi hazretleri, bir gün Hatemülasem hazretlerine sordu.

Otuz senedir benim sohbetlerimde bulundun.

Bu uzun zaman zarfında benden  ne öğrendin?

Hatemülasem; sekiz faydalı şey öğrendim ki necat ve kurtuluşum için kâfi ve yeterli olacağını ümit ediyorum.

*Birinci fayda şudur ki;

-Ben insanlara baktım Her kesin âşık olup sevdiği bir şeyler var.

-Bazısı ölüm hastalığına yakalanıncaya kadar sevdiği şeyle beraber oluyor Sonra sevdiğinden ayrılıyor.

-Bazısının da sevdiği ve aşık olduğu kimse kabrin kenarına kadar gidip oradan dönüyor, Kendisini seveni kabrinde yalnız bırakıyor.

Onunla beraber kabre girmiyor.

-Ben düşündüm ve kendime dedim ki en faziletli, en kıymetli ve en iyi sevgili, kişi ile beraber kabre girendir.

Buda ancak Salih amellerdir. Bende onları sevdim ki kabrimde benim ile beraber olsunlar, kabrimi aydınlatsınlar, Beni kabrimde yalnız başıma bırakmasınlar.

*İkinci failde şudur;

-Gördüm ki insanlar nefslerinin istek ve arzularına uyuyorlar.

-Ben; Allah Teâlâ nın, (kim rabbinin makamından korkar, nefsini, istek ve arzularından alı koyarsa, muhakkak onun gideceği yer cennettir. Melalindeki ayeti kerimeyi düşündüm.

Kesin olarak, inandım ki kur ’anı kerim haktır ve gerçektir. Bende nefsime muhalefet edip Onunla cihat ettim ve savaştım. Nefsim ile mücadele ettim.

Allah Teâlâ’nın emirlerine tabi olup onu razı edinceye kadar nefsimi terbiye etmeye çalıştım.

*Üçüncü faide;

-Gördüm ki insanlar dünya malını toplayıp biriktirmek le meşgul oluyorlar. Dünyaya sım sıkı yapışıyorlar.

-Ben Allah Teâlâ’nın(sizin yanınızda olanlar bitecek.

Ancak Allah Teâlâ’nın yanında olanlar bitmez)mealindeki ayeti kerimeyi düşündüm.

Elimde bulunan dünya malını rızai ilahi için miskin ve Fakirlere, ihtiyaç sahiplerine dağıttım ki ahirette bana azık olsun.

*Dördüncü faide;

-Gördüm ki insanların bir kısmı şeref ve izzeti, etraf ve çevrenin çokluğunda görüp onunla avunuyorlar.

-Bir kısmıda şeref ve izzeti mal ve evlat çokluğunda zan edip onunla iftihar ediyorlar.

-Bir kısmıda şan, şeref ve izzetin başkalarının mallarını gasp etmek ve çalmakta ve kan akıtmakta eşkıyalık yapmakta olduğunu zan ediyorlar.

-Bir kısmıda şan, şeref ve izzetin, malını ve parasını savururcasına harcamakta olduğuna inanıyorlar.

Bende Allah Teâlâ’nın,(sizin Allah katında en kıymetli ve şerefli olanınız, en takva olanınızdır)mealindeki ayeti kerimeyi hatırlayıp düşündüm. Takva yolunu seçtim.

İnandım ki kur ‘anı kerim haktır ve doğrudur. Onların zan ve düşünceleri, batıl ve yanlıştır.

*Beşinci faide;

Gördüm ki insanların bir kısmı bir kısmını levm edip kötülüyorlar. Bir Birlerinin aleyhinde konuşup gıybet ediyorlar. Ben bunun sebebini düşündüm Ki

-Kimi malda,

-Kimi makamda,

-Kimi de ilim de, haset ettiği ve kıskandığı için bir birlerini kötülüyorlar.

Bende;

(Biz dünya hayatında onların arasındaki maişetlerini taksim ettik.)mealindeki ayeti kerimeyi düşününce anladım ki taksimat, ezelde Allah Teâlâ tarafından yapılmıştır. Bu nedenle kimseye haset etmedim ve kimseyi kıskanmadım. Taksimatı ilahiye razı oldum.

*Altıncı faide;

Gördüm ki insanların bir kısmı bir kısmına bir takım sebep ve nedenlerden dolayı, düşmanlık yapıyorlar.

Bende(şeytan sizin en büyük düşmanınızdır. Onu düşman edinin.)mealindeki ayeti kerimeyi düşündüm. Anladım ki, şeytandan başkasına düşmanlık yapmak caiz değildir.

*Yedinci faide;

-Gördüm ki herkes yiyecek içecek gibi maişetlerini elde etmek için büyük bir gayretle çalışıyorlar.

Hatta öyleki, bu uğurda haram ve şüpheli şeylere düşüyorlar.

Bu hususta kendilerini zelil edip küçük düşürüyorlar.

İzzet, itibar ve şereflerini yitiriyorlar.

-Bende  (yeryüzünde ne kadar canlı varsa hepsinin rızkı Allah Teâlâ’ya aittir. )Mealindeki ayeti kerimeyi düşündüm. Bildim ki rızkım Allah Teâlâ’ya aittir. Rızkı o üstleniyor.

-Bende başkalarından ümidimi kestim. Ümidimi Allah Teâlâ’ya bağladım. Ona kulluk ettim.

*Sekizinci faide;

-Gördüm ki kimisi mahlûkattan birisine güveniyor.

-Kimisi altın ve gümüşüne güveniyor.

-Kimisi malına ve mülküne güveniyor.

-Kimisi de sanat ve maharetine güveniyor.

-Kimisi de kendisi gibi bir insana güveniyor.

Ben de (kim, allaha güvenirse Allah onun vekilidir. Allahın emri ne ise o olur. Allah her şey için bir ölçü koymuştur.)mealindeki ayeti kerimeyi düşündüm. Allah Teâlâ’ya güvendim o benim vekilimdir o ne güzel vekildir.

şekikı belhi hazretleri bunları dinleyince, Hatemülasem hazretlerine,

Allah Teâlâ seni muvaffak kılsın ben Tevrat, İncil, Zebur ve kur ‘anı kerim, hepsine baktım bu dört kitap senin saydığın sekiz faide üzerinde duruyor onları anlatıyor.

Kim bu sekiz fa ideli, ameli yaparsa, dört kitapla amel etmiş olur. Buyurdu.

*Evladım;

Şu yukarıda anlatılan iki hikâyeden anlaşıldı ki ahirette kurtuluş için çok ilim öğrenmeye ihtiyaç yoktur. Salih amel yapmaya ihtiyaç vardır.

Şimdi ben hak yolcusuna vacip olan hususları anlatacağım.

Şunu iyi bilki;

Ahlakı zemimeden, kötü ahlaktan, çirkin huylardan temizlenmesi için hak ve hakikat yolcusuna, ahiret yolcusuna bir mürşid ve bir bir mürebbi lazımdır.

Terbiyenin manası şudur.

Bir çiftçi tarlasından ekine zarar verecek olan dikenleri yabani otları temizlediği gibi ahiret yolcusu içinde kendisini kötü huylardan temizleyecek ve terbiye edecek, Allah Teâlâ’nın yoluna iletecek, yol gösterecek bir mürebbiye, terbiye ediciye ihtiyaç vardır.

Çünkü Allah Teâlâ, kullarını irşad etmesi, onlara doğru yolu göstermesi için peygamberler gönderdi.

Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem efendimiz irtihal ettikten sonra, insanları Allah Teâlâ’nın yoluna ulaştırmaları için yerine halifeler bıraktı.

Resulüllah sallallahü aleyhi vesellemin varisi, naibi, vekili ve halifesi olmaya uygun şeyh, mürşid ve mürebbinin ilk başta iyi bir âlim olması şarttır.

Ancak her âlim resulü Ekrem efendimizin varisi ve halifesi olmaya Salih, uygun ve münasip olmaz.

Ben onun bazı alametlerini ve özelliklerini anlatacağım ki her kes mürşitlik ve halifelik iddiasında bulunmasın.

Öyle ise biz diyoruz ki,

Bir âlimin, Resulüllah sallallahü aleyhi vesellemin halifesi  ve varisi ola bilmesi için;

-Dünya sevgisinden,

-Makam,

-Mevki,

-Şan,

-Şöhret sevgisinden yüz çevirmesi,

-Silsile yoluyla, Resulüllah aleyhisselama kadar ulaşan bir mürşidi kâmile tabi olması,

-Az yemesi,

-Az uyuması,

-Az konuşması,

-Nafile namazı, nafile orucu ve sadakasının çok olması,

-Sabır,

-Şükür,

-Tevekkül,

-Kanaat,

-Cömertlik,

-mutmainne birnefs,

-Yumuşak huy,

-Tevazu,

-İlim,

-Sadakat,

-Hayâ,

-Ahde Vefa,

-Vakar,

-Sükûn,

-Teenni ve emsali güzel ahlak sahibi olması,

-Güzel bir siret ve suret üzere bulunması lazımdır.

Ancak bu vasıflara sahip olan birisi mürşid olmaya ve Resulüllah aleyhisselamın varisi ve halifesi olmaya Salih ve uygun olur.

Bu vasıflara sahip olan bir âlim, bir mürşid, bir mürebbi, bir varisi Resul Resulüllahın nurlarından bir nurdur ki ancak böyle bir zata uymak uygun olur.

Ancak; böyle bir zatın varlığı, mevcudiyeti ve bulunması kibritiahmer gibi nadir olup çok az bulunur.

*Böyle bir âlim bulan kimseye o  zata zahiren ve batinen uyması ona hürmet etmesi lazımdır.

-Zahiren hürmet etmesi; onunla mücadele etmemek ve onun verdiği vazifeleri, gücünün yettiği kadar yerine getirmekle olur.

-Batınen hürmet etmesi; zahiren kabul ettiği şeyleri içinden ret ve inkâr etmemesiyle olur. Aksi takdirde, Münafıklık olur.

Buna gücü yetmezse bu duruma ulaşıncaya kadar onun sohbetlerini terk eder.

Ahiret yolcusunun; şeytanın dostluğundan ve vesvesesinden uzaklaşması için kötü huylu ve kötü zihniyetli kimseler ile oturmaktan ve bulunmaktan sakınması icap eder.

Her halükarda ve her hususta, Allah Teâlâ’ya muhtaç olduğunu bilmesi lazımdır.

Bu hususları bilip anladıktan sonra iyi bil ki;

Tasavvuf için iki haslet vardır.

-İstikamet; doğruluk,

-Sükûn; insanlara zarar vermemek,

İstikamet, nefsinin istek ve arzularından vaz geçip, Allah Teâlâ’nın emirlerini yerine getirmektir.

Sükûn ise, insanlar ile güzel geçinmek suretiyle iyi ahlak sahibi olmak, insanları kendi isteklerine mecbur etmemek ve şeriatıgarrai ahmadiyeye muhalif olmadıkça, onların isteklerine uymaktır.

*Evladım sen bana ubudiyetten, Allah Teâlâ’ya kulluk tan da sual ettin.

Ubudiyet; Allah Teâlâ’ya kulluk,

Üç şekilde yapılır.

-Allah Teâlâ’nın emirlerine riayet,

-Kaza ve kadere ve Allah Teâlâ’nın taksimatına razı olmak.

-Allah Teâlâ’nın rızasını talep etmek için, nefsinin rızasını terk etmek.

*Evladım bana tevekkülden de sual ettin.

-Tevekkül; senin için takdir edilen her şeyin kesinlikle sana ulaşacağını bilmek ve inanman ve

-Allah Teâlâ’nın, vaad ettiği şeylerde, itikadının muhkem ve sağlam olmasıdır.

Öyleki; âlemde her kes, senin için takdir edilmemiş ve yazılmamış bir şeyi sana ulaştırmak için çalışsalar, takdir edilen bir şeyi de senden engellemeye var güçleriyle gayret etseler, muktedir olamazlar ve güçleri yetmez.

*Tevekkül; evvela deveyi bağlamak sonra Allah Teâlâ’ya güvenmektir.

Esbaba tevessül tevekküle mani değildir.

*Tevekkül; kalbi mahlûka değil de Allah Teâlâ’ya bağlamaktır.

*Resulü Ekrem sallallahü aleyhi vesellem efendimiz, ibni Abbas hazretlerine,

(sana birkaç kelime öğreteceğim, onları muhafaza et.

Allah Teâlâ’nın haklarına riayet et ki, Allah Teâlâ seni muhafaza etsim.

Bir şey istediğinde Allah Teâlâ’dan iste.

Bir yardım istediğinde Allah Teâlâ’dan iste.

İyi bil ki;

Bütün insanlar bir araya gelseler, Allah Teâlâ yazmadıysa sana faydalı olamazlar.

Bütün insanlar bir araya gelseler, sana zarar vermek isteseler, Allah Teâlâ yazmadıysa sana zarar veremezler.

Kalem kaldırıldı, sayfalar kurudu. tirmizi, süneni ahmed, hâkim.)

*Evladım;

Sen bana ihlas dan da sordun;

İhlas; bütün amellerin sırf Allah Teâlâ’nın rızası için olmasıdır. Hatta öyleki insanlar seni meth edip övdüklerinde memnun, zem edip kötülediklerinde mağmum ve mahzun olmamalısın.

İyi bil ki;

Riya hastalığı insanların tazim ve hürmet etmelerinden meydana gelir.

Riya hastalığından kurtulmanın ilacı, insanların ilahi bir kudret tahtında ve altında olduklarını görmendir.

Ayni zamanda, onların hiçbir güç, kudret ve herhangi bir yetkilerinin olmadığını, bir cemadat gibi sana bir fayda, rahatlık, zarar ve meşakkat ulaştırmaya güçlerinin olmadığını, her türlü fayda ve zararın ancak Allah Teâlâ’dan olduğunu bilmen, görmen ve öyle inanmandır.

Aksi takdirde riya hastalığından kurtulamazsın.

*Evladım;

Diğer soruların gelince;

Onların bir kısmının cevabı, diğer kitaplarımda yazılıdır. Orada ara bul ve oku.

Bir kısmına gelince onları yazmak haram ve yasaktır.

Sen bildiklerinle amel et ki, bilmediklerin sana açılsın ve öğretilsin.

*Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem şöyle buyurdu;

(kim bildikleriyle amel ederse Allah Teâlâ ona bilmediklerini öğretir. keşfülhafa 2/365)

*Evladım;

Bundan sonraki müşküllerini gönül ve kalp diliyle sor.

*Allah Teâlâ şöyle buyurdu;

(sen onların yanına çıkıncaya kadar sabır etselerdi, onlar için çok daha hayırlı olurdu. hucurat süresi 5 ayet)

*Bu hususta Hızır aleyhisselamın nasihatini tut.

Hızır aleyhisselam Musa aleyhisselama şöyle demişti;

(ben sana anlatıncaya kadar, benden bir daha bir şey sorma. Kehif süresi 70 ayet)

*Allah Teâlâ;

(acele etmeyin, ben size ayetlerimi göstereceğim. Buyurdu enbiya süresi37 ayet)

*Evladım vakti gelinceye kadar bir daha bana bir şey sorma.

İyi bil ve kanaat getir ki bu hususlara ancak seyri sülük ile ve nefs terbiyesi ile ulaşırsın.

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor;

(onlar yeryüzünde gezmiyorlar mı? Bakıp düşünsünler. Rum süresi 9 ayet)

*Evladım;

Eğer gayret edersen, seyrisülükünü tamamlarsan, her makam ve menzilde, birçok acayip şeyler görürsün.

Bu hususta sen ruhunu bezl et, gönlünü bu işe ver. Çünkü bu işin başı canugönülden dört elle sarılmaktır.

*Zinnuni misri rahimehüllah, bir talebesine şöyle nasihatte bulundu;

-Eğer ruhunu bezl etmeye, canugönülden dört elle sarılmaya gücün yetecekse gel.

-Eğer buna gücün yetmeyecekse sofilerin faydasız işleriyle meşgul olma.

*Tasavvufta esas;

Mücahede, nefs temizliği ve kalbi masivadan, Allah Teâlâ’dan başka her türlü düşünceden temizlemek suretiyle, nuru ilahi ile nurlanmak ve

Bütün uzuvları şer’i şerife tabi kılmaktır.

*Evladım;

Ben sana sekiz şey ile nasihat edeceğim. Ki kıyamet günü ilmin senin hasmın olmasın.

Bunlardan dördüyle amel edecek, dört şeyi de terk edeceksin.

*Evvela terk edeceğin, bırakacağın, dört şeyi anlatacağım.

-Bir meselede gücün yettiği kadar asla hiçbir kimse ile münazara ve münakaşa etme, Çünkü bunda birçok afetler ve zararlar olup zararı karından günahı sevabından büyüktür.

Zira münakaşa, riya, haset ve kıskançlık, kibir, kin, düşmanlık, iftihar ve övünme gibi her türlü çirkin ve kötü ahlakın ve huyların menşei ve membaıdır.

Evet; seninle bir şahsın veya bir toplumun arasında vaki olan bir meselede, hak ve doğruyu izhar edip ortaya çıkarmak gibi bir muradın olsa, bu durumda konuşmak caizdir. Lakin bunun için iki şeye riayet etmek lazımdır.

1-Doğru ve hakkın senin söylemen ile başkasının söylemesi arasında bir fark görmemelisin.

2-bundan maksat hak ve doğrunun ortaya çıkması olup, övünmek ve ilmini ortaya koymak için olmamalıdır.

*Evladım iyi dinle ki ben senin için faydalı bir şey anlatacağım.

İyi Bil ki; müşkil bir meseleden sual etmek, kalbini doktora arz etmektir.

Soruya cevap ise; hastalığı tedavi etmek için gayret göstermektir.

*Evladım bil ki;

Cahiller, manevi kalp hastalarıdır,

Âlimlerde, manevi kalp doktorlarıdır.

İlmi noksan bir Âlim, manevi tedaviyi de güzel yapamaz.

Kamil bir âlimde her hastayı tedavi etmez. Ancak tedavisi mümkün olan ve iyileşme ümidi olan hastaları tedavi eder.

Öyle ise, hastalık müzminleşmiş olup tedaviyi kabul etmeyecek durumda olursa, maharetli, uzman bir doktorun diyeceği şudur.

Bu hasta ilaç ve tedavi kabul etmez. Dolayısıyla bununla meşgul olmak vakit zayi etmek olur.

*Evladım yine şunu iyi bil ki;

Cehalet hastalığı dört çeşittir.

1-ilaç ve tedavi kabul eder. Diğerleri ise tedavi kabul etmez.

Tedavi kabul etmeyenler;

1-süal ve itirazları haset, kıskançlık ve öfkeden olandır.

Sen böyle birisine açık seçik bir şekilde, çok güzel cevaplar versende ona fayda vermez. O güze sözler ancak onun kin, buğuz ve düşmanlığını arttırır. Böyle birisine yapılması doğru, uygun ve münasip olan ona cevap vermek onunla meşgul olmamaktır.

Şöyle anlatılır;

Her düşmanlığın izalesi ve telafisi mümkündür. Ancak hasetten ve kıskançlıktan doğan düşmanlığın giderilmesi mümkün olmaz.

Şu halde böyle birsini, hastalığı ile baş başa bırakmak ve ondan yüz çevirip uzak durmak lazımdır.

*Allah Teâlâ şöyle buyuruyor;

(bizim zikrimizden yüz çeviren, ancak dünyayı isteyen kimselerden yüz çevir. Necim süresi29 ayet)

Hasetçi, kıskanç bir kişi her ne yapar ve her ne söyler ise onun maksat ve gayesi bir ateş yakmaktır.

*Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem efendimiz şöyle buyuruyor;

(ateşin odunu yakıp bitirdiği gibi hasetçinin kıskançlığı da onun amelini yakar ve tüketir.

Sadaka vermek te suyun ateşi söndürdüğü gibi, hata ve günahları yok eder. Namaz mü ‘minin nurudur. Oruç cehennem ateşinden koruyan bir kalkandır. İbni mace 2/1408)

İlaç ve tedavi kabul etmeyen cehalet hastalığının,

2.hastalığı ahmaklıktan olandır. Buda kıskançlık hastalığı gibi tedavi kabul etmez.

İsa aleyhisselam şöyle buyurdu;

Ölüleri diriltmekten aciz kalmadım. Lakin ahmakları, aklı kıt ve zayıf olanları tedavi etmekten aciz kaldım.

Bunun izahı ve misali şöyledir;

Bir adam, kısa bir zaman az bir ilim tahsili ile meşgul olup akli ve şer’i ilimlerden biraz bir şeyler öğrenir sonra bütün ömrünü akli ve şer’i birçok ilimleri tahsil etmekle geçirmiş büyük bir âlime soru sorup aldığı doğru cevaplara ahmaklığından dolayı itiraz eder.

Bu ahmak kişi, kendisi için müşkil olan malumat ve bilgilerin o büyük âlim içinde müşkil olduğunu zan eder.

Bu kadarını bilmeyince onun sual ve itirazları ahmaklığından olur.

Böyle birilerine cevap vermekle meşgul olmamak icap eder.

*Tedavi kabul eden cehalet hastalığına gelince;

irşad olmak, doğru yolu bulmak isteyip akıllı, Anlayışlı olan

-Mal,

-Mülk,

-Makam sevgisi olmayan,

-Nefsani ve şeytani istek ve arzuların peşinde koşmayan,

-Kıskanç ve öfkeli olmayan,

-Doğru yolu arayan,

-Sual ve itirazları hasetten, inattan ve imtihan etmek gibi bir sebepten olmayıp sırf öğrenmek ve onunla amel etmek için olandır.

Böyle olan kimsenin tedavisi mümkün olup onunla meşgul olmak ve sorularına cevap vererek irşad etmek vacip olur.

*Terk etmen icap eden dört şeyden ikincisi şudur;

Kendin, söylediklerin ve nallattıklarınla amel etmeden başkalarına vaaz etmekten sakın. Çünkü bunun afeti, vebali ve günahı çoktur.

Ancak söylediklerinle evvele kendin amel edip sonra insanlara anlatmak, vaaz etmek bundan hariçtir.

İsa aleyhisselama şöyle söylendi;

Ya İsa evvela kendi nefsine vaaz ve nasihat et. Eğer dediklerinle amel ediyorsan, sonra insanlara vaaz ve nasihat et. Aksi takdirde Allah Teâlâ’dan hayâ et ve utan.

*Evladım;

Eğer sen vaizlik yapmakla müptela olursan;

İki durumdan sakın;

-Birincisi;

Vaaz esnasında okuduğun şiirlerde, ibarelerde ve sözlerinde tekellüften yapmacık hallerden sakın. her zamanki halinle konuş ve tabii ol. Zira Allah Teâlâ; haddi aşanları sevmez onlara buğuz eder.

Böyle durumda olmak kalbin gafil, gönlün harap olduğuna delalet eder.

Vaaz, nasihat ve tezkirin gayesi;

-ahireti,

-Cehennemi,

-Allah Teâlâ’ya hizmette ve kullukta nefsin kusurlarını hatırlatmaktır.

Geçen ömrün boşa geçtiğini düşünmeye sevk etmek,

-önünde birçok engeller, zor ve dar geçitler, sarp yokuşlar olduğunu hatırlatmak,

-insanları ibadatutaata hayruhasenata teşvik etmek ve yöneltmektir.

-Son nefeste imanını kurtara bilecek mi?

-Ölüm meleği Azrail aleyhisselam ruhunu alırken hali nasıl? Olacak.

-Münker ve nekir meleklerinin kabirdeki suallerine cevap vere bilecek mi?

-Kıyamet günü hali nasıl olacak?

-Sırat köprüsünü geçe bilecek mi?

-Yoksa cehenneme düşecek mi? Gibi hususları anlatmaya vaaz, nasihat ve tezkir denir.

İnsanlara bunları öğretmek, bu gibi hususlara vakıf kılmak, onları her türlü aşırılıklardan ve günahlardan sakındırmak, onlara kendi ayıp ve kusurlarını göstermek, vaaz meclisine gelenlerin güçleri miktarınca geçmiş hatalarını görüp tövbe etmelerini, isyan ile geçmiş ömürlerine hasret çekmelerini temin etmeye vaaz denir.

Mesela;

Birilerinin evini sel basmış olsa ilk görende sen olsan, selden kaçın, kendinizi koruyun diye evini sel basan insanları nasıl uyarıyor isen, böyle bir anda düzgün cümleler ve sözler bulmak için kendini zorlamıyorsan, bir vaizde böyle olmalıdır.

Vaizin Maksat ve gayesi, insanları günah ve isyanlardan ve cehennem tehlikesinden kurtarmak için onları uyarmak olmalıdır.

– ikinci haslet;

Vaizin gayesi, Vaaz meclisine gelenleri çoğaltmak, onları coşturmak, filan vaiz ne kadar güzel vaaz ediyor dedirtmek gibi şeyler olmamalıdır.

Çünkü bu gibi şeylerin hepsi dünya malına ve menfaatine meyil etmektir.

Riya ve gösterişten ileri gelir.

Bu gibi haller gafletten meydana gelir.

*Vaizin maksat ve gayesi;

-İnsanları Dünyadan ahirete,

-İsyandan ibadete,

-Hırstan zahadete,

-Cimrilikten cömertliğe,

-Kibri gururdan takvaya, yönlendirmek olmalıdır.

-Onlara ahireti ve cenneti sevdirip Dünyaperest olmaktan soğutmak, onlara ibadet ve zahadeti öğretmek olmalıdır.

-Vaaz ve nasihatin yolu budur.

*Bu gayeler ile olmayan bir vaaz;

Hem vaize, hem de onları dinleyen cemaate vebal ve günah olup insanları hak ve doğru yoldan uzaklaştıran, onları helak eden, rahmani olmaktan uzak, şeytani ve nefsani bir iştir.

İnsanların bu gibi meclislerden, uzak durması vaciptir.

-Bu şekildeki bir vaizin yaptığı ifsadatı şeytan dahi yapamaz.

-Bu anlatılan kötü vasıflara sahip olan vaizleri, yetkisi, imkânı, gücü olan Müslümanların minberlerden ve kürsülerden indirmesi ve vaizlikten onları men etmesi vacip olur.

Çünkü böyle yapmak, onları yaptıkları bu yanlış ve kötü işten men etmek, emribilmaruf nehyi anilmünker cümlesindendir.

*Terk edilmesi lazım olan hususlardan üçüncüsü;

-Amirlere, sultanlara ve devlet görevlilerine karışmaman, onlarla senli benli, içli dışlı bir vaziyette olmamandır.

-Devlet kapısında dünyevi menfaat için dolaşmaman, onlarla, haşir, neşir olmamandır.

Çünkü onlar ile haşir neşir olmak, onların meclislerinde bulunmak, uhrevi bakımdan büyük afetlere sebep olur.

Eğer böyle bir bela ile müptela olursan, adil olanlar hariç devlet ricalini övmekten, onları methüsena etmekten sakın.

*Çünkü Allah Teâlâ fasık ve zalimler övüldüğünde gazap eder.

Zalim ve fasık olan amirlere, sultanlara, devlet ricaline saltanatlarının devamı için dua etmek, yeryüzünde isyan ve zulmün devam etmesini sevmek ve istemek olur.

*Terk edilmesi icap eden hususlardan dördüncüsü;

Devlet adamlarının verdiği hediyeleri kabul etmemektir.

Bu hediyenin helal olduğunu bilsen dahi onlardan bir şey almak ve onlardan bir ihsan beklemek, mü ‘minin dinini ifsat eder.

Çünkü

Böyle bir hediye, onlara müdahene ve yağcılığın yapılmasına sebebiyet verir.

O hediyeleri ve ihsanları onlardan almak ve kabul etmek, Onların tarafına riayet ve meyil, zulümlerine de muvafakat anlamına gelir Ki hepsi dini ve imanı ifsat eder.

*Bunun En az zararı şudur;

Onlardan dünyalık bir şey aldığın da, onlardan bir fayda gördüğünde onları seversin.

Kim zalimleri severse, bizzarure ömürlerinin uzun olmasını ister ve sever.

Zalimin zulmüyle kalmasını istemek, Allah Teâlâ’nın kullarına zulüm yapılmasını ve âlemin harap olmasını istemek demektir.

Bir Müslümanın dini ve akıbeti için bundan daha zararlı ne ola bilir?

Bir kısım insanların ve şeytanın, böyle bir durumda, evla ve efdal olan o hediyeleri ve ihsanları alıp, onları fakirlere ve miskinlere vermendir. Gibi aldatıcı sözlerine ve telkinlerine kanıp aldanma.

Çünkü şeytan aleyhillane bu gibi vesveselerle birçok insanı aldatmıştır. Biz bunları ihyai ulumiddin kitabımızda yazdık tafsilatını oradan oku.

*Yerine getirmen icap eden dört husustan birincisi, şudur;

Sana ait bir köle veya hizmetçiden senin gönlünü daraltmayacak, seni kızdırmayacak ve seni razı edecek bir vaziyette hizmet ve itaat etmesini bekleyip istediğin gibi, Allah Teâlâ’ya bu manada hizmet ve itaat etmendir.

Mecazi bir kuldan, köleden ve hizmetçiden sana yapmasına Razi ve memnun olmayacağın muameleyi, sende Allah Teâlâ’ya yapmaktan Razi olmamalısın. Zira Allah Teâlâ senin gerçekten halikın ve rabbin, seyyidin ve efendindir. Sende onun gerçek manada kulusun.

*Yapman icap eden hususlardan İkincisi;

Kendin ve nefsin için sana yapılmasını Uygun ve münasip gördüğün muameleyi, seninde insanlara yapmandır.

Çünkü mü ‘minin imanı, ancak kendisi için sevdiği şeyleri diğer insanlar için de sevmekle kâmil olur.

*Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem efendimiz bir hadisi şerifinde şöyle buyuruyor;

(kimde üç haslet bulunursa imanın tadını bulmuş olur.

1-her kesten ve her şeyden daha çok, Allah ve resulüllahı sevmek,

2-Sevdiği kişiyi ancak Allah için sevmek,

3-islamdan sonra tekrar küfre dönmeyi, kâfir olmayı, dini celili İslam’dan çıkmayı, ateşe atılmak gibi kötü ve tehlikeli görmek.

*Yapman icap eden hususlardan üçüncüsü;

Bir ilimi okuyup öğrendiğinde veya mütalaa ve müzakere ettiğinde ilmin, senin kalbini islah etmesi ve nefsini kötülüklerden temizlemesidir.

Mesela; ömründen ancak bir hafta kaldığını bilsen böyle bir durumda bizzarure, fıkıh, cedel, usul, kelam ve emsali ilimlerle meşgul olmazsın.

Çünkü bilirsin ki o esnada bunların sana bir faydası olmaz.

Böyle bir anda;

-Kalp murakabesi,

-Tövbe,

-İstiğfar,

-İbadet,

-Zikrullah,

-muhabbetullah, gibi daha önemli şeylerle meşgul olursun.

Şu halde bir insanın, üzerinden geçen her gün, her gece ve her saatte ölüm mümkündür. Öyle ise en önemli ve ehemmiyetli işlerle meşgul olmak lazımdır.

*Evladım;

Şimdi benden başka bir nasihat daha dinle ve onda tefekkür et ki kurtuluş ve necatı bu nasihatte bulursun.

Sana bir hafta sonra sultan senin evine müsafir gelecek diye bir haber getirseler, bilirim ki bir hafta zarfında, bütün işlerini bırakır, başka işlerle meşgul olmazsın sadece sultanın ilk göreceği, elbise, mefruşat ve sultanı müsafir edeceğin evin temizliği vs. gibi hazırlıklarla meşgul olursun.

Şimdi sana işaret ettiğim şey hakkında düşün.

Çünkü sen zeki ve anlayışlısın. Akıllı kimseye bir söz yeter.

*Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem efendimiz şöyle buyurdu;

(Allah Teâlâ sizin suretlerinize ve amellerinize bakmaz.

Sizin kalplerinize ve niyetlerinize bakar. Sahihi Müslim 4/1987 Müsnedi ahmed 2/285 süneni ibni mace 2/1388)

Eğer kalbin hallerini öğrenmek istersen, ihyai ulumiddin kitabımıza bak.

Kalbin ahvalini bilmek farzı ayındır.

Diğer ilimler in, farz ibadetleri eda edecek kadarını bilmek farzı ayın olup fazlasını bilmek farzı kefeyedir.

Kalbin hallerini öğrenmek Murad edersen tahsili için, Allah Teâlâ seni muvaffak eder.

*Yapman icap eden hususların dördüncüsü;

Bir sene yetecek kadarı müstesna, dünya malı biriktirme.

*Resulü Ekrem sallallahü aleyhi vesellem efendimiz, ümmehatı mü’ mininden bazıları için böyle yapardı. Ve şöyle dua ederdi;

(Allahlım Muhammedîn alinin erzakını yeterli kıl. Sahihi Buhari ve Müslim)

Resulü Ekrem efendimiz bunu, ezvacı tahriratın hepsi için yapmazdı. Bazılarına bir günlük ve yarım günlük verirdi.

*Evladım;

Ben bu bölümde sorduklarını ve istediklerini yazdım. Senin, bu yazdıklarımla amel etmen lazım gelir.

Samimi dualarında benide unutmaman icap eder.

Benden istediğin duaya gelince;

Duaları sahih hadis kitaplarında ara bul.

Şu duayı her vakit, bilhassa namazların peşinden oku;

Allahım senden her türlü nimetin tamamını,

İsmetin, devamını,(günahlardan ve her türlü sıkıntıdan korunma)

Rahmetin şümulünü,

Afiyetin husulünü,

Hayatın en güzelini,

Ömrün en saadetlisini,

İhsanın tamamını,

Nimetlerin umumisini,

Faziletin tatlısını,

Lutfukereminin en yakin olanını isterim.

Allah’ım sen bizim için faydalı olanını ver,

Aleyhimize olanını verme,

Allah’ım ecelimizi saadetle sonlandır,

Bizim Arzularımızı fazlasıyla tahakkuk ettir,

Bizim Sabah ve akşamımızı afiyetli kıl,

Bizi rahmetine kavuştur,

Bizim günahlarımızı af ve mağfiret yağmurunla temiz et,

Ayıplarımızı düzeltmek için bize yardım et,

Takvayı bize azık yap,

Dinine hizmet etmekte gayretimizi arttır,

Tevekkül ve itimadımız sanadır.

Allah’ım bizi istikamette daim kıl,

Bizi Dünya ve ahirette pişman olacağımız şeylerden koru,

Günah yüklerimizi hafiflet,

Bize iyi kullarını yaşantısını nasip et,

Bizden kötülerin şerlerini uzak et,

Bizi babalarımızı analarımızı, üstatlarımızı, rahmetinle cehennemden uzak et,

Ya aziz,

Ya kerim

Ya settar,

Ya hâlim,

Ya cebbar,

Ya Allahu, ya Allahu, ya Allahu, ya Allah,

Ya rahim ya rahim,

Ya erhamerrahimin,

Veya evvlel evvelin,

Veya ahirel ahirin,

Veya zülkuvvetilmetin,

Veya rahimel mesakin,

Veya erhamerrahimin,

La ilahe illa ente sübhaneke inni küntü minezzalimin,

Vesallallahü ala seyyidina Muhammedîn ve alihi ve sahbihi ecmain,

Vel hamdü lillahi rabbil âlemin.

 

MUHTEVİYAT

İş bu risalenin muhteviyatı,

1-nasihat kolaydır. Kabul etmek ve onunla amel etmek zordur.

2-mücerred ilim,(amelsiz ilim)insanı maksadına eriştirmez.

3-iman, dil ile ikrar, kalp ile tasdik ve erkânını yerine getirmektir.

4-kişi cenabı hakkın lütfu ile cennete girer ancak, ibadet ve taat ile hazırlandıktan sonra.

5-amel ve ibadet yapmadıkça, ecir ve sevap bulamazsın.

6-ilimsiz amel olmaz.

7-ilim talibi olan kimse, ruhunun himmetine, nefsinin hezimetine, bedeninin hizmetine ihtiyaç duyar.

8-insan ulvi gayelerine, ancak gayret ve uykusuzluk ile ulaşır.

9-ilmin gayesi Allah Teâlâ’ya ibadet ve itaat bilgisine ulaşmaktır.

10-şeriata uymak esastır. Şeriata uymayan ilim ve amel dalalettir.

11-tasvvuf ve tarikat; nefs mücadelesidir. Faydasız sözler ve işlerle uğraşmak değildir.

12-şakavetin alameti, çok konuşmak ve şehvetle meşgul bir kalbe sahip olmaktır.

13- ancak yaşayarak bilinen ve anlaşılan şeyler, söz ile anlatılmaz.

14-gerçek kurtuluş, sekiz şeyi yerine getirmekle olur.

15-sekiz husus;

İlk başta Allah Teâlâ’ya itaat,

-Salih amelleri sevmek ve yapmak,

-Allah yolunda infak,

-Takva sahibi olmak,

-Allah Teâlâ’nın taksimatına Razi olmak,

-İyi İnsanları sevmek,

-Şeytandan başkasını düşman edinmemek,

-Allah Teâlâ’dan başkasından ümit var olmamak,

-Allah Teâlâ’ya tevekkül etmek(güvenmek)

16-ahiret yolcusuna muhakkak bir mürşid ve mürebbi lazımdır.

17- bir âlimin ve şeyhin Resulüllah aleyhisselamın varisi ve halifesi olması için;

-ahiret âlimi olması,

-Dünyadan,

-Makam,

-Mevki,

-Şan,

-Şöhret sevgisinden yüz çevirmesi,

-İhsan sahibi olması,

-Az yemesi,

-Az uyuması,

-Az konuşması,

-Çok nafile namaz kılması,

-Çok sadaka vermesi,

-Çok nafile oruç tutması şarttır.

18-talebenin üstazına zahiren ve batınan hürmet etmesi lazımdır.

-Zahiri hürmeti, üstazıyla münakaşa ve mücadele etmemesiyle ve tavsiye ettiği şeyleri yerine getirmesiyle olur.

-Bâtıni hürmeti ise içi ve dışıyla üstazının dediklerini kabul etmesiyle olur.

-Buna gücü yetmiyorsa içi ve dışı bir oluncaya kadar üstazının sohbetlerini terk etmesi lazımdır.

19- tasavvuf için iki hususa dikkat lazımdır.

-Birincisi istikamet,

-İkincisi halka zarar vermemektir.

20-sofi bütün işlerinde doğru olup insanlar ile güzel geçinendir.

21-kulluk üç şeyle olur.

-şer’i şerifi muhafaza,

-kaza ve kadere rıza,

-Allah Teâlâ’yı Razi etmek için nefsin isteklerini bırakmak.

22-tevekkül; vaad ettiği şeylerde Allah Teâlâ’ya, itikadını sağlam ve muhkem yapmaktır.

23-tevekkül; takdir edilen şeyin muhakkak olacağını, kaderde olmayan şeyin kesin olmayacağını bilmektir.

24-riya; insanların hürmet ve taziminden meydana gelir. İlacı, insanları cemadat gibi kabul etmektir.

25-hakikata, ancak, gönül vermekle ulaşılır.

26-kıyamet günü, ilminin sana hasım olmasını istemiyorsan sekiz hususa devam et.

-kimseyle münakaşa etme,

-kendin amel etmedikçe, vaaz ve nasihatte bulunma,

-devlet adamlarıyla haşir neşir olma,

-devlet ricalinden hediye alma,

-Allah Teâlâ ile muamelelerin düzgün olsun,

-Kendin için sevdiğin şeyleri insanlar için de iste,

-Sahip olduğun ilimin, kalbini islah edip nefsini tezkiye etsin,

-Dünyaya çok rağbet edip çok mal toplama.

27cehalet hastalığı dört çeşittir.

-tedaviyi kabul eden bir tanedir. O da akıllı olup kıskanç ve öfkeli olmayanıdır.

-tedaviyi kabul etmeyen de üçtür.

-sual ve itirazı hasetten olan,

-ahmak olan,

-kibirli olan.

28-zalim idarecilerden hediye almak onları sevmeyi gerektirir.

-onları seven de onların ömürlerini uzun olmasını ister.

-onların ömürlerinin uzun olmasını istemek ise zulmün devamını istemek olur. Ki en büyük musibette budur.

29-bu risaledeki nasihatler ile amel edip me’sur dualar ile dua etmek lazımdır.

İmamı gazali hazretlerinin bu risaledeki nasihatleri kitap ve sünnetten alınmış olup en küçük bir yanlışlık yoktur.

*Huccetülislam imamı gazali hazretlerine göre tasavvuf;

-Kitap ve sünneti harfiyyen tatbik etmek,

-Cisim,

-Ruh,

-Kalp,

-nefs ve zahiri, batıni bütün uzuvlarıyla şer’i şerifi yaşamaktır.

*Kitap ve sünnete uymayan her söz ve görüş batıl ve hurafedir.

İş bu risalenin tercümesi hicri 1437 recebi şerif ayının 29 da tamamlanmıştır.

Her türlü muvaffakıyet ancak Allah Teâlâ’dandır.

İstifade edenlerin maddi ve manevi emeği geçenlere, dua etmeleri ümit edilir.

Mütercim

Ergün telis